<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Aslı Elif Malcı

Kar tanesi

Hayat meşgalesi…İster bilinsin ister bilinmesin, ister benim derdim şu denilsin ya da kendi içinde yaşansın herkesin mutlaka var bir meşgalesi bazen çok ağır hissedilen.İşte o dönemlerin birinin içinde, ordan oraya savuruyordum kendimi.Annem ilk kemoterapisini almış, zor geçen bir hafta, 140 atan bir kalp ve denenen ilaçlar, endişeli bir bekleyiş.Sonra başka sorunlar büyük gibi gözüken.Edilen dualar, hesaba çekilen anlar ama sonuçta herşeyin Rabbimin birer lutfu olduğuna açılan kapılar…Bir ömür boyu tokmağı çalınacak olan bu kerem kapısının önünde bekleyen bir kul…Başka kapı mı var ki gideyim diyen bir kul…

“Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum” ***

Bir işaret, bir ferahlık…Ahhh ne iyi gelecekti ruhuma.

Ve bir rüya…

Annemle bir düğündeyiz.Düğüne giderken aklımdan düğünün ne kadar kalabalık ve gösterişli olacağı geçiyor. Düğün çok yakından tanımadığım yaşı biraz geçmiş bir bayanın.Düğün salonuna giriyoruz.Düğün ne çok kalabalık ne de çok gösterişli.Masalar sandalyeler bile giydirilmemiş.Bakınıyorum öylece.Yanımda annem öyle taze, öyle dinç konuşuyor.Sanki bundan 15 yıl önceki hali.Bahar yağmurlarının kuru toprağa düştükten sonra etrafa yayılan o muhteşem kokusunun tadı var ortalıkta; bir rüyada bile zihni açabilen.
Neyse, şöyle böyle derken gelin ve damat geliyor ortaya.Biz kendimizi yokluyoruz hediye konusunda.Yanımızda getirdiğimiz altını bulmak için çantalara gidiyor ellerimiz.Ancak gelin ve damat şöyle bir görünüp sonra gidiyorlar.Onların arkasından bir bayan elinde içi küçük altınlarla dolu olan kına tepsisine benzeyen bir tepsiyle çıkıyor ortaya ve o tepsiyi uzatıyor herkese.Biz şaşırıyoruz.Getirdiğimiz altını bile yerinden çıkartamadan kadın yanımıza geliyor ve tepsiyi uzatıp içinden altın almamızı söylüyor.Çok yakın akraba olmadığımızı düşünüp bizde mi alacağız diye soruyoruz.Düğüne gelen bütün misafirler alabilir cevabını alınca annem elini uzatıyor, küçük bir altın alıyor.Ben uzatıyorum ve elime nazarlık şeklinde 8 ayar olduğunu bldiğim bir altın geliyor.Ben bu çok para etmez deyip bir kez daha almak için tepsiye elimi uzatıyorum.Maksadım içinden küçük altınlardan alabilmek ama yine olmuyor bu kez de 2 tane aynı nazarlıklardan geliyor.Yine beğenmiyorum,ancak elimdeki bu 2 tane nazarlığın şekli çok net gözüküyor: kar tanesi. Aslında çok hoş gelseler de çok etmiyeceklerini bilmek hoşuma gitmiyor.Pek tatmin olmamış şekilde uyanıp tabirlere bakıyorum.Keşke biri yorumlayabilse :)

Rüya bu.Hayra yormaya kendimi çok zorlamıştım o zamanlar.
Annem ilk kemoterapiden 3 hafta sonra hastaneye kaldırıldı.Eyvah galiba karaciğeri etkiledi ilaçlar demiş ve sonuçlar çıkana kadar dünya durmuştu.Sonuçta herşeyi normal çıkmış, sadece ilaç alerjisi olduğu anlaşılmıştı.En zor kısmı bu ilk aydı ve Allahın izniyle annem o lutuf tepsisinden küçük altını almıştı.Rabbime şükürler olsun.İnşallah yolun sonuna kadar herşey kolay olur.Amin.

Herneyse kızımın kar tanesi fotosunun bende çağrıştırdıklarıydı aslında bunlar.Beni çok etkilemiş bir rüyaydı, yazmalıydım bir tarafa.Bu şekilde yazılmış oldu.

*** Kara Yılan/Sezai Karakoç

January 27, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

İşte hayat…

Telefon çalar.Arayan babadır: “Hazırlanın dışarı çıkalım” der.Ancak kızı hasta olduğu için işten izin alıp evde çocuk bakan anne hiç havasında değildir.Bugün evlilik yıldönümleri olmasına ve günler öncesinden en azından saçına bir fön çektirme hayalinde olan anne olayın hayal kırıklığını yaşamaktadır.Başka zaman çıkalım der telefondaki babaya.Baba hiç itirazsız “ee o zaman mesaiye kalayım” der ve anne günlerdir hiç toparlayamadığı evine son bir gayretle döner.Babanın geç gelmesine bir bakıma sevinir.Kızına bir uğraşla çorbasını yedirmenin de verdiği bir gazla süpürge çalıştırılır.İçinde akşam seyredeceği dizinin heyecanı vardır.Hayret yıldönümü adına hiçbir beklentisi yoktur.İçini yoklar yoklar tık yok.Neden acaba? Yoksa 1-2 gün önce indirim diyerekten alınan 3 adet ayakkabının ( bakınız şekil.a) verdiği bir tatmin duygusu olmasındır bu? Neyse canım en azından bir çiçek almayı düşünür o kadar da değildir artık diye söylenir kendi kendine :(


Şekil.a :)

Dizi başlar.Bir taraftan kızıyla uğraşan anne dizinin müziğinden önemli birşeyler olup olmadığını ancak takip edebilir.Saat 10 olmuştur.Baba geç kalmıştır.Kesin çiçekçiye uğramıştır diye düşünülür.Mutlaka öyle olmalı, hem kocası ince bir adamdır kendince.

Kapı çalınır.Kız hemen annesine “anne babama süpriz yapılım” der ve hemen annesinin kucağına hoplar.Kapı usulca açılır ve kapıda bekleyen babaya anne kız süpriz diye bağırır.Fakat bu sefer kız öyle bir bağırır ki kapı kapanana kadar apartmanda sesi yankılanır.

Baba sırtında her zamanki koca çantası, elinde sabahtan ısmarlanan ilaçlarla gelir.Haliyle çiçek felan yoktur.Hemen elinden ilaçlar alınır, doğruca dizinin karşısına geçilir.Odadan babaya “nerde benim pırlantam? ilaç şişesinin içine mi sakladın” diye seslenilip tekrar diziye dönülür; ne olacaktır bu nigar kalfanın hali, nedir bu aşk felan filan işte…

Sonra birden kız elinde bir çantayı anneye uzatıp süpriz diye bağırır tekrardan :D

Anne şaşkın!!! Nerden çıktı bu çanta şimdi.İçinde bir değil 2 hediye mi var ne? Anne gözlerinin çift çift görmeye başladığı zannına kapılır.Deli bir heyecan kaplar içini.Oysa hiçbir beklenti içinde değildi.İşte hayat böyle der anne.Sonra uzun uzun düşünecektir ağzından çıkan bu cümleyi.

Baba da şaşırmıştır.Kızının eline verdiği çantayı büyük bir uslalıkla annesine götürüp babanın hiç birşey söylememesine rağmen “süpriz” diye bağırıp annesine uzatması karşısında hem şaşkın, hem de gurur içindedir.Sonra hediyeler unutulup çocuğun olayı bu şekilde ilişkilendirebilmesi konuşulacaktır hanelerinde.

Anne hediyeleri açar; bir hediyelere bir de aynı çantadan çıkan faturaya bakar.Bu anne hiç akıllanmaz :P

Anne hürrem setine bayılır.

Pırlanta kolye gözlerini yaşartır ve kızı için saklama kararı alır.Kızının ortaokul yaşlarına gelip taktığı günleri hayal eder, eder…

January 26, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Yazalım yavaştan yavaştan

Nerdeyse 4 ay öncesine ait bir foto daha yeni ekleyebildim.Media Marktda dolaşıyor bisikletiyle.Babasının mekanı :)

Blogu bu kadar ihmal ettiğime göre bunalımda felan olmalıyım :P

Yazacak çok şey var aslında.Bir tarafından başlamak lazım.

* Kocam direk son posta giriş yapıp “neden 2012 yılı için seni şaşırttığını yazdın? mucize yılı olarak hissetmene sebep nedir?” diye sordu.Cevap olarak boşver, şimdi söylesem hem büyüsü bozulacak hem de sana çok çocukca gelecek desem de çok ısrar etmesi üzerine söylemek zorunda kaldım.Karşımda hiç şaşırmayan aksine aynı şeyleri hisseden birini bulacağımı pek düşünmüyordum sonuç itibariyle ama “ben de yanı şekilde düşünüyorum” deyince çok şaşırdım.Boynuna atılıp ağlayasım geldi.Seni çok seviyorum aşkım, dualarım seninle.Eşlerin birbirine yapacağı duayı her zaman çok makbul bulmuşumdur, inşaallah birbirimize en güzel duaları yapmak nasip olur bu hayatta.

* Sondan bir önceki post tamamen spontane yazılmış bir postu ve kocacığımın ” yazıların hep birbirine benziyor, aynı şeyleri okuyormuşum gibi geliyor” demesi üzerine yazılıvermişti.Kocamın posta yorumu ise ” bu kadar farklısını pek beklemiyordum, afalladım” oldu.Pehh pehh pehh :D

* Benim koca yani kızımın biricik babası, kreşin sitesinde konu başlıkları altında yayınlanan fotolarda kızını göremezse çok fena bozuluyor bunu bilesiniz.Bir keresinde atlı spor kulubunde diğer çocukların at üzerinde boy boy fotosunu görünce “ben de kızımı götürüp bol bol foto çekeceğim” demiş ve dediğini yapmıştı.Bol foto ve videoyla dönmüştük.Komik adam vesselam.

Kreşin sık sık atlı spor klubüne gelmesinde dolayı mıdır, bizim kızın her konuda gösterdiği rahatlığı mıdır artık herneyse sanki kırk yıldır at binicisi havasıyla yapılan bir gezinti olunca, baba olayın çok sıradanlaştığı hissine kapıldı ve bu histen bir süre sonra rahatsız olup sıkıldı.İşin aslı sanki kendini onun yerine koyup çocukluğunu tekrar yaşıyormuş ya da yaşamak istiyormuş gibi genel bir kanı oluştu bende.Mesela aklına birşey koyduğu zaman özellikle yapmak istediği birşey konusunda çocuk bahane oluyor diye düşünmüyor değilim zaman zaman.Ancak bu durumun sonunda babanın gözlerindeki o çocuksu mutlulugu gözlemlemeye öyle alıştım ki ikisi de hiç büyümesin istiyorum :)

*Bugün bizim evlilik yıldönümümüz.Evin penceresinden 1-2 foto çektim.Ankara yine bu günlerde karlı ve soğuk.Ancak evlendiğim günkü soğuktan çok çok uzak.

Çok şekermişiz çok.Çok şekerimdir :P

January 25, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

ilk aile geleneği

Bizim de artık bir aile geleneğimiz var.Geçen yılbaşında ( burda)  küçük bir pastayı bütün güzel umutlarımızla kesince bu yılbaşında da aynı hislerle,  zorlamadan, tıfılımızla pasta keselim dedik.

Geçen yıl bu zamanlar annem hastanede yatıyordu ve karışık duygular, flu görüntüler vardı zihnimde.Ama şimdi aklımda küçük bir umudun büyüyüp kocaman olduğu hissi kalmış bütün keskinliğiyle.

Bu sefer daha olumlu, daha cesaretli bir bakış hakim bünyemde.Küçük bir telefonla hemen geliverdi pastamız.

Yılbaşı yaa pastanın üstüne çam ağacı koymuşlar.Demek yılbaşında pasta isteyen tek biz değilmişiz ki böyle bir form düşünülmüş.

Bizim kuzu inanılmaz mutlu oldu.”Benim doğum günüm mü? İyi ki doğdun mu yapacağız anne? ” gibi soruların ardı arkası kesilmedi.Tarifi zor; bir pasta nasıl bu kadar neşelendirebilir bir aileyi…Çocuk pasta başında kendini kaybetti ve defalarca mumu yaktırdı, üfledi arada faketmeden bir tabak nohut yedi.Anladım ki bu bir zaaf. Eee biz de kullanalım bu zaafı sonuna kadar değil mi? :P

Kuzenimiz Zeynebimiz…

Bakın bakın nasıl her fırsatta kullanıyorum.Gelsin pastalar yensin yemekler :)

January 24, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Dağınığım ama burdayım

Epeydir yazmamışım.Nedeni çok ama en büyük nedeni kafam çok dağınık.Hiç multi process bir insan olamadım ömrümce.Çok şeyle uğraşayım diyemiyorum bir türlü.Birşey hep diğerlerinin önüne geçmiştir.Bir konuda abartmak, diğerlerini sallama durumları hakimdir her zaman.İnsan ilişkilerimde de öyledir.Dikkatim ve enerjim öyle çok sosyal olmama izin vermez.Bir noktadan sonra kendime bir taraf bulur, keyfime göre at gözlüğü takarım maalesef.

Şöyle bir değerlendirirsek keyfim fena değil.Ancak hastalık sezonu kız 20 gün arayla hasta olup antibiyotik kullandı.Yavrum büyümüş artık; nasılsın diye sorunca “iyi değilim, hastayım” diye cevap veriyor.Evde sürekli bir hastalık kızı geçtim biz bile üst üstte hasta olduk. Bir noktadan sonra insanı bunaltan bir süreç.İnşaallah kolay atlatırız bu kışı.

2012 yılı beni şaşırtmaya devam ediyor.İyi yönde, garip yönde…Tuhaf işte.Mucize yılı olur inşaallah bütün güzel insanlar için.

Burdayım, yazacağım sonra :)

January 19, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Bulanık anlar

İşte gidiyorum çeşmi siyahım.

Sabah sabah yanık yanık içten içten bu türküyü dinlemek insanı allak bullak ediyor.

Babamın “yavrularım ben size hakkımı helal ediyorum” deyişi geliyor aklıma, eşimin başını okşayıp “ben senden razıyım Allahta razı olsun” derken.

Kardeşim çok sinirlendirmiş, delirmiş gibi konuşuyor telefonda.Resmen bağırıyor, kaybediyor kendini.Nefes nefese kalıyor, sakinleştirmeye çalışıyorum ama bitirmeden rahatlamıyor.Nefesinin kesileceğini bilsede susmuyor.Karşısındakinin kim olduğunu, nasıl bir ruh halinde olduğunu hiç düşünmeden anı yaşıyor.Sus anne artık, bir de beni dinle diyemiyorum.Belki çok kötüyüm, belki benimle son konuşman bu diyeceğim.Belki artık yaşamak istemiyorum, gidip bir yerden atacağım kendimi.Olamaz mı? Ne diyecek sonra? Onunla konuşmuştum birşey dememişti, iyi gibiydi mi diyecek? Yoksa kendi sesimden onun sesindeki yorgunluğu anlayamadım mı? Kimbilir?

Keşke sevdiklerimizle geçirdiğimiz her ana kendimizi verebilsek, abartmak yerine Hakka teslim olabilsek!!

“Anne sen ütüyü böyle böyle mi yapıyorsun” diyerek elinde hamurdan yaptığı ütüyü bana gösteren cimcime, sen çok yaşa, gönlümün sultanı kuzum.

Okulun yarısına aktivite olarak hemşire hanımın da katılımıyla yaralanmalar sonrası uygulamalı olarak alçıya almayı göstermişler.Anlattıktan sonra kimin parmağını alçıya alalım demişler.50 çocuk içerisinden bir Elif gönüllü olmuş.Akşam almaya gidince bütün okul tarafından böyle özgüveni olan bir çocuğun annesi olarak tebrik edildim.Bilselerdi annesinin bu dünyada bu kadar acizken , böyle hayat dolu bir çocuğu mutsuz görmekten o derece korktuğunu, iki büklüm dolandığını; yaşaran gözlerimi daha iyi anlayabilirlerdi.

December 27, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Hep aynı değil!!!

 1-2 defa olmuş, hem de hiç istemediğim insanlara karşı benden garip bir şekilde bir yabancı gibi  bahsetmişti.Nasıl yer etmişse aynı ses tonu ve mimikleri tekrar yakayıverdim.Akşamki alınganlığımın nedeni buydu.Nasıl herşey anlamsızlaştı, uzaklaştı, küçüldü.Dert oldu, hayat zorlaştı.Kabul etmesi zor geliyor insana, sanıyor ki birbirimize en yakın olduğumuz ve en iyi tanıdığımız anda evlendik.Bu ne kadar ihtimalse, aksi de o derece ihtimal dahilinde görünüyor; bildik ancak pek kabul görmeyen öyle bir gerçek ki bu,  insana özgü bir zayıflık ancak anlaşılmaz değil.

Kafasının dağınık olmasına vermek , aramıza bu kadar mesafe girebiliyor olmasını görmeye engel değil; birlikte ama yalnız…

Birlikteliğimizin koşullanılmış bir yaşam olmasını istemiyorum.Her daim farkedilir yakınlıkta olsun yaşanmışlıklar.Her bakış, her dokunuş anlamsız kalmasın ortada.Şükürle sulansın, hep taze kalsın duygularımız.Sıradanlaştırma bizi.


>

December 13, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Hayat devam ediyor

Mahsunun dizisi var yaa “hayat devam ediyor”, seyrediyorum.Oyuncular çok yetenekli.O kudret yok mu, o kudret!!!! Nasıl bir oyunculuktur öyle.Vell vell vell…Kocam her seferinde Mahsunun dizisine mi bakıyorsun diye ııı, mııı yapıyor.Onun ııısı, mııısı önemli değilde çok kötü giderse devam edemem yaa ne öyle benim derdim bana yeter zaten.

Annem hasta, 1 yıldır hasta.Araya giren hastalığı yüzünden tedavisi aksadı.Artık yapılacak en son şeye başlanıldı.Dayanması lazım.Artık ciddiye alması gerektiğini, aksi durumda 3 yıl ancak yaşayacağını söyledim.Nasıl söyledim, nasıl söylenir? Demek durumun böyle olmayacağına, iyileşeceğine dair bir umut var ki söyleyebilmişim.Rabbim şifa versin, dua etmek lazım.Garip bir ruh hali içindeyim.Ruh gibiyim, dalgınım, solgunum, enerjim emiliyor gibi.Çaresizlik değil, umutsuzluk değil, bu biraz kabullenemek sanki.

Geçen hafta birden şişen bademcikler beni 3 gün yatağa düşürdü.Her tarafım ağrıdı.Ateşim çıktı.Hiç birşey yapamadım.Penisilin türevi bir antibiyotik 3 günün sonunda etki etti.Garip ki son günlerde yaşadıklarımdan dolayı en kötü senaryolar geldi geldi gitti aklıma.Oysa sorun bademcik şişmesiydi.Çok ciddi bir şeyde mesela menenjit ki ateşin 40 ın üstüne çıkması gerekirdi.Bunlara bilmeme rağmen tam bir paranoyaklık yaptım.Evli ve çocuklu birinin 3 gün yatması pekte hayırlı birşey değil.Ev öyle bir dağıldı, herşey yığıldı ki hala toparlayabilmiş değilim.Yardımcı kadının telefonuna ulaşamıyorum.Her akşam içimden bir çığlık yükseliyor; atsam bildik bir çığa sebep olacak  anında :P Neyse bu haftasonu pek bir çalışmam lazım.

Geçen pazar arayı açmadan Hande ile görüşme kararı alıp kahvaltıya gittik.Herşey çok güzeldi.Tekrar teşekkur ederiz.

Berilin elinde gördüğü herşeyi alma çabası, ağlamalar, abartmalar..Şah iken şahbaz durumları Berilin bir şekilde uyumasıyla duruldu.Orkun amcası da bütün enerjisini toplayıp ilgilenince çok eğlendi.Biz çocuklar kaynaşsın diye düşünürken, yine “yok yok bunların birlikte oynamalarına daha çok var” sonucuna vardık.Bir ara yerlerde sürünüp birbirlerinden rahatsız olmadan oyun buldular.Paylaşılamayan oyuncaklar kavga sebebi oluyor.Aslında kreşe giden bir çocuğun paylaşmayı öğreniyor olması gerekir gibi geliyor insana ama durum bizde tam tersi kreşe başlamasıyla bu türden tepkiler çok çok fazla arttı.Kreşte survivor durumu mu söz konusudur nedir :)

Diş doktoru olan Hande teyzesi kızımın dişlerine baktı.Parmak emdiğinden dolayı dişlerin çok etkilendiğini, bu yaşlarda bırakmazsa sonradan ciddi tedaviler gerekecegini söyledi.Ben zaten bu konuda çok endişeliydim, iyice panikledim.Parmak emme olayı özellikle geceleri çok kötüydü.Sürekli parmağını emmekten derin bir uyku bile uyumuyordu.Şimdi acı oje olayına yeniden başladım.Eskisi gibi tepki gösterip yıkatmıyor.Sadece yatarken sürüyorum.Anlatıyorum böyle böyle diye, anlıyor, Handenin söylediklerini de çok iyi dinlemiş.Doktor teyzemiz bırakman gerektiğini söyledi diyorum, parmaklarını uzatıp sürdürüyor.İnşallah uzun süre böyle devam edebiliriz.Yani böyle bir alışkanlık için 1 yıl gibi bir süre gerektiğini düşünüyorum.Tırnak yiyen biri olarak 1-2 aylık bir aranın alışkanlık üzerinde pek bir etkisi olmadığını çok kere yaşadım.

Akşam baba, gece bile çalışınca “bugün çok çalıştım, kendimi ödüllendireceğim” deyip bizi dışarı çıkardı.Her zamanki köftecimize gitmek için yola çıktık.Elifle aramızla şöyle bir konuşma geçti:

- et yiyecek misin anneciğim

- hayır ben kek  yiyeceğim

- ama orda kek yok ki!

- evet yok, keki sen pişireceksin evde!

Anne güler güler…

December 9, 2011 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

3 deyip geçmeyin

3 yaş…3 deyip geçmeyin “pardon pardon ben mama yemicem, ben pasta yicem” diyen bir cimcime karşısında tutulup kaldığınız bir dönem bu. “İlkyul lütfen” demeleri; ahh…Annenin yüreği dolu, dili lal…O ise bülbül oldu şakıyor yuvamızda

Daha dün gibi hatırlıyorum o lohusa dönemlerini.Bakıp bakıp zaman nasıl geçecek, bu yavru nasıl büyüyecek diyen o buhranlı dönemler çok net aklımda; geçmeyen kış, sürekli yağan kar, pimpirikli baba, anneyle hiç konuşmayan bebek öylece duruyor hafızamda.

Nasıl özlemiştim o baharı, nasıl geç gelmişti.Şimdi kuzumla geçirdiğim her an bahar.Ömrümün baharı kuzum.

November 30, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Üzerimden bir doğum günü kutlaması geçti

Sanırım bu işte bir yanlışlık var.Günlerdir kafamda tasarladığım kızımın 3. yaş doğum günü kutlamasının ilk bölümünü dün evde ailecek kutladık ancak kutlamanın sonuna daha çok varken ben oturduğum yerden kalkamadım.Son ana kadar bir ocak, bir vileda, bir süpürge koşturdum durdum yine.Nasıl oluyor insanlar nasıl beceriyor anlamıyorum.Yiyecek içecekler günler öncesinden hazırlanmaz ki.Yaa temizlik akşam her yeri sil süpür sabaha eser kalmıyor bizim evde.Dün saat 4 te beklediğim kardeşlerden dayımız 2 çocuğuyla 2 de geldi, nerdeyse bornozla karşılayacaktım.Sonra teyzenin teki 6 da geldi; saati yanlış anlamış.Diğer teyze dört buçuk gibi geldi ki biraz erken gelip yardım etmesini istemiştim.Yardım istemesem kaçta gelecekti ki? Anneciğim “niye temizlikçi almadın?” kocacığım “2 günde hazırlanamadın” şeklinde hiçbir faydası olmayan konuşmalarla etrafta dolandılar.Arada tek başıma olduğumu hatırlatmak zorunda kaldım.Aslında çok gerilmemeye çalıştım ancak gerginlikten öte yorgunluk ve ayakta fazla kalmaktan kaynaklı sırt ağrısı iflağımı kesti.

Yine özel bir sofra hazırlamak istedim.Bu sefer çocuklar için menu hazırladım.Erzurumdan gelen halisi muhlis terayaği ile etli, kuş üzümlü, mısırlı, bademli güzel bir pilav ve pane harclı tavuk yaptım.Çeşit boldu.Herşeyi hazırlayıp masanın işini bitirdiğimde, erken gelen misafirler yüzünden gündüz uyumamış olan bizim kız sebepli sebepsiz ağlamaya ve üzerine aldığım kıyafetleri giymemek için direnmeye başladı.Bir ara kıyafetleri hiç giymeyecek ve sürekli ağlayacak diye düşündüm.Pastaya mumları yerleştirip,maytapları yakınca sustu çok şükür.Mumları üfledikçe neşesi yerine geldi.Herkesle fotograf çektirdi.Sonradan kuzen zeynep katıldı da Allahtan oyunla felan herşeyi unuttu.Ancak annede şarj çoktan bitmişti.Yaptıklarımdan yiyecek enerjim bile kalmadığı gibi başımda migren ağrısı, koltuktan kalkamadım.Kıza teyzesi biraz pilav yedirince, onun verdiği bir rahatlıkla öylece kaldım yerimde.Fotolarda herkes bir tarafta çıkmış.Bu kutlamaya ait anne, baba ve çocuğun olduğu bir kare bile çıkmadı fotoların arasında.

Neyse aslında fazla söze gerek yok.Bu devran böyle gidecek.Nihayetinde 3 yıldır değişen birşey yok :P Ama bir daha doğurursam şöyle temmuzda felan doğurcağım ki çayırda bayırda en azından ev işi derdi olmadan bir kutlama yapabilelim.

Uzun lafın kısası bu akşama kadar yorgunluktan eser kalmaz.Akşam çay yapıp dünden kalanları yer, o güne ait fotolara defalarca bakarım.Diğer makinelerdeki fotoları da ister, facete albümler hazırlarım.

Haa bu arada cuma günü başka bir kutlama da kreşte yapacağız.Kızımın SAT a göre doğması gereken günde yapacağımız bir kutlama olacak ve kuzu kreşteki kutlamadan çok daha fazla zevk alacak eminim.Kutlu doğum haftası kapsamında her mumu üfleyebilir her pastayı kesebiliriz duyrulur :)

Nice senelere tatlı kuzum!!!

November 21, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Pipeto

Elif tatilde havuzdaki çocukların maskotu oldu.Herkes sevmek istedi, oyunlarına katmak, katılmak.En çok canavarcılık oyunu oynadılar.Onlar canavar olup suda kızıma saldırdılar bense kahramanlar gibi onların elinden kızımı kurtarıp bastım bağrıma.Çocuk havuzundan çıkamayan tek anne bendim nihayetinde.Hep birlikte oynadık.Ancak bazen çocukların yoğun ilgisi, ona dokunmaları, simidini çekiştirmelerinden rahatsız oldu.O durumda parmağını sallayarak “pipeto” diye bağırdı çocuklara.Onun uydurduğu bir hakaret sanırım.Demek hakaret etmek de kızmanın bir parçasıymış ve de gerekliymiş :) Uydurmasyon olayı ihtiyaçtan yani.Ee ne yapsın etrafında kimse kimseye hakaret etmiyor çok şükür, etme potansiyeli olan müsfetteleri zaten yerin 9 kat altına gömüp üstlerinde bitecek otları ise tabiata bıraktık :P

November 17, 2011 Posted Under: kuzu   Read More

Hastalık hali

Kurban bayramı tatili fotolarını yine unuttum.Renk oluyor bu fotolar blogta, benim her zaman hoşuma gider renkli formlar.

Tatil öncesi öyle bir stres yaparım ki, tatilin başında o gerginlikten kaynaklı yorgunluk 1-2 gün beni çok etkiler.Tatile giderken unutmamalıyım dediğim 1-2 şeyi unutmuşum telaşla.Özellikle yanımdan hiç ayırmadığım dua kitabımı unutmuşum.Ortam da çok yaratamadım okumam gerekenleri okumak için.Belki onun eksikliğinden kaynaklandı, belki başka olumsuz birşeyleri hissetti ruhum bilemiyorum ancak geceler, uykular, rüyalar çok kötüydü.Böyle hallerde bana en iyi gelen şey oruçtu.O aç halin hafifliği yerine pis bir ağırlık vardı üzerimde.Eşimi, kızımı inceledim baktım yüzlerine, anlamamışlardır; bazen çok iyi oyuncu olurum.Onlar benden daha iyi görünüyorlardı.Daha çok eğlendiler, onları mutlu görmek hissettiklerimin sadece vesvese olduğunu, savsam, önemsemesem, düşünmesem, atsam sırtımda taşıdıklarımı şeklinde kendime yaptığım telkinlere yol açtı.

Belli ki bu zamanlar hastalık ve teşhis içindi.Bir umut kabardı içimde dermanını bulan hasta gibi.

Şöför koltuğunda sürekli konuşan eşimin o çocuksu dırdırcılığı ile sürekli o konudan bu konuya atlaması,elini kolunu sallaması,onu arkadan seyreden bana çok iyi geldi.Bir ara omuzlarını sıktım, yüzüne dokunamadığım için.Tatlı ve sevimliydi.

Evime yaklaştıkça gevşedim.Kapıdan girince kendimi daha enerjik ve mutlu buldum.Neticede bu kadar cebelleşmeye rağmen dinlenmiştim.

November 16, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Öylesine

Sanırım değişmeye başladım.

Geçen bir arkadaş facebooktan hadi görüşelim dedi.Olur dedim.Eşimi, kızı alır ODTÜ de buluşur sohbet ederiz dedim.Yok yok boşver ODTÜ yü dükkana bilkente gel deyince hem de pazar günü bir kuyumcuda, benim gözüm oraya buraya kaymadan bir iki laf etme şansımızın olmadığını düşününce çok anlamsız geldi bu teklif. Potansiyel müşteri değerlendirmesi pek bir rahatsız etti ve kibarca bir bahaneyle teklif savuşturuldu.Birden içim daraldı, hele bir duruver dedim kendime.Bana özel bir vakti ve mekanı hakettiğimi düşündüm.Bana değerdi :D Koca bu son nokta tutumuma pek bir anlam veremedi velakin.Şurası kesin ki artık yaşlanıyorum.Daha samimi ve çıkmazsız dostluklar istiyorum.Kısmet işte dostlukta kısmet.

Özden biliyorum ordasın :P

November 15, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Konuşan sıpa

Babası doğduğundan beri sesi nasıl olacak, nasıl konuşacak diye çok merak ediyordu.Şimdi cimcime hiç susmuyor.Konuşmalarını en iyi anlayan benim.Ben anladıkça konuşmasını daha bir artırıyor sanki.Anlaşıldığını bilmek kendine güvenini artırıyor.

Dün akşam kucağımda klozete gidiyoruz:

“Ben abla oldum” deyince, ben de ” evet sütünü içtin, büyüdün, abla oldun” dedim.Hemen “hayır ben bugün hiç süt içmedim.Yasemin sütleri banyoya döktü” dedi ve ben dumur dumur dumur.Nasıl yani? Her sabah 2 kap hazırladığım pediasurelü sütler dökülüyor mu? Bir tuhaf oldum? Gerçek mi acep? Hala bir garibim.Öğretmenine bu konuda çok güveniyordum, olabilir mi böyle birşey? Tamam genelde sabah sütünün yarısını içtiğini akşam sütünü ise bitirdiğini söylüyordu ve dökülen sütün sabahtan kalan süt olma ihtimali yüksek olsa da sarsıldım yaa :(

Babaya anlattım söylediklerini ve öğretmene böyle söylediğini söyleyip söylememe konusunda fikrini aldım; sakın söyleme dedi.Daha kötü olur.Hem bir çocuğun sözlerine nasıl güvenebilirsin, ne söylediğini tam değerlendiremiyor şeklinde net bir tavır koydu.Hay Allahım ne garip bir durum :(

Neyse…Bu sabah hazırlarken sol gözü çapaktan tamamen kapanmıştı.Sıcak su ve pamukla açmaya çalışırken bizimki “kör oldum” demeye başladı.Eeee ben de koptum gülmekten.Sus kız dedim ne kör olması.Nerden öğreniyorsun bunları dedim güle güle.Duramadım babasına anlattım olanları.Ayy yazarken bile gülüyorum hala :)

Gerçekten 3-6 yaş dönemi çok değerli bir dönem aslında.Yabancı dil öğrenmek için de en uygun dönemmiş.Ne yapsak ki?

November 15, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Saat dokuzu beş geçe

Burdayız dostlar burdayız.

Lakin bizimle ilgili meseleler pek bir küçük kalıyor son haftalarda olanların yanında.

Yine de hayat devam ediyor, her zaman olduğu gibi.

Bayram tatilini aldığımız izinlerle 9 güne çıkartıp, bayramın 2. günü bir kaçamak yapıp Kozaklı thermallerine gittik.İlk kez termal otelde bir tatil geçirdik.Bir terslik olmadı, gayet eğlenip geldik.Kız yine açlık sınırlarında yaşadı.Ancak havuzun, suyun tadını sonuna kadar çıkardı, öyle ki eve geldiğimizde aklına geldikçe odamıza gidelim diyerek otele dönüp havuza girmek için mızmızlandı.Birkaç güzel foto ekleyebilirim sonra.

Bizim kız bir tuhaf oldu.Sürekli bizi şaşırtıyor.

Otelde babası haberleri izliyor, günlerden 10 Kasım.Günün anlam ve önemi hakkında konuşmalar yapılmaya başlarken bizimkisi başlıyor ” saat dokuzu beş gece, atam dolmabahçede.Gözlerini kapamış.Bütün dünya ağlamış.(Eller gözlerde ağlıyormuş gibi yapıyor)” Şiir bununla bitmiyor devam ediyor: “doktor doktor kalksana.Lambaları yaksana.Atam elden gidiyor çaresine baksana”.Sonra eller böyle başın üstüne çıkıp iniyor ve yine devam ediyor ancak o kısımları çok anlaşılır değil.Ben de o bölümü hatırlayamıyorum.Düşünüyorum, düşünüyorum ve sonunda buluyorum:” uzun uzun kavaklar, dökülüyor yapraklar.Ben atama doymadım, doysun kara topraklar”.Eller uzun uzun kavaklar için kalkmış meğersem :)

Ağzımız açık kaldık.Ne zaman öğrenmiş.Kaç kere okunmuş olmalı ki bu şekilde ezberlemiş olsun.Anne baba yine şaşkın.

Dün babasına beni bir ara epey şikayet etmiş.Annemi sevmiyorum, o bana çok kızıyor demiş.Baba bundan çok etkilenmiş.Bana çıkışır gibi oldu.Aslında çok kızmıyorum ama “anne kızıyor” lafınını çok kullanıyorum.Onun yerine jet hızıyla ” anne üzülüyor” deme kararı aldım.

Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım.

November 14, 2011 Posted Under: kuzu   Read More

Canım yavrum

Haftasonu odasının perdesini yıkayıp, ütüleyip takmak için merdivene çıktığımda o da odadaydı.Merdeveni açmamı, üstüne çıkmamı öylece seyrediyor gözüküyordu.Ancak ben merdiven tepesine çıkınca birden “anne anne dikkatli ol, orası çok yüksek, bak ben küçücüğüm, oraya çıkamam” diye bağırmaya başlayıp, merdivenin ayağına sarılması bir oldu.Ben onu teskin etmeye çalışmış olsamda merdivedeki işim bitene kadar aynı şeyleri tekrar etti.İşim bitip ona sarılınca “çok korktum” dedi.Çok duygulandım.İlk kez böyle bir tepkiyle karşılaştım.Tepki demek doğru değil aslında.Doğru tabir sevgi gösterisi olmalı.

Ne zaman büyümüştü, bu kelimeleri daha önce kullanmışmıydı? Gözlerimden yaşlar boşaldı, sesim parça parça oldu.Anne olmak, biri tarafından böyle sevilmekti; belki de ilk kez.

Kreş olayı çoğu yönden çok iyi.Keşke daha önce göndermiş olsaydım diye çok söylendiğim olyor.

Ancak bazen çok endişeye kapılıyorum.Dün akşam Elifi teslim alırken yine yüzünde çizikler vardı.Öğretmeni diğer çocukları teslim ederken kalemle yüzlerini boyamaya çalışmışlar, çizikler kalem çiziği deyince, bütün gece bu konu kafamı meşgul etti.Çocukların yanında her şekilde birinin olması gerekmiyor mu? Yardımcı öğretmen nerde? Sonra çizik atacak kadar sivri uçlu kalemler yalnızken neden ellerine veriliyor diye bir mesaj attım kreş müdürüne.
Canım yavrum Rabbim korusun seni ve bütün kuzuları.

November 2, 2011 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

Dostlarımız geldi

Handecim sağolsun pazar kahvaltıya geldi.İyi ki geldi.Berili gördük çok sevdik.Dondurulmuş embriyo olan Berili eşim çok sakin buldu.2. çocuğu dondurulmuş embriyolarımızdan düşünelim, Beril gibi olsun deyince güldüm.2. çocuk haa!!!! Ne kadar uzak göründü gözüme.
Kardeşim, kızı ve eşi de kahvaltıdaydı.Hande ile nerden tanıştığımızı sorduklarında blog dostluğu dedik.Anlamadıklarından eminim.Tatmayan bilemez değil mi?
Dostluk güzel şey.Bütün yorgunluğum geçti arkadaşımla sohbete başlayınca.Onun tatlı dili ve samimi tavsiyelerine her zaman ihtiyacım olacak.

Daha sık görüşelim daha sık fırsat yaratalım.

Dünyamız genişlesin, böyle güzel insanlarla :)

Ev ortamı sıcak ve güzel ancak çocuklarla uğraşmaktan Handeciğimle çok konuşamadık.En iyisi biz kaçamak yapıp dışarda tekli buluşalım dedik.
Koşturmadan eşler ne yaptı ben çok takip edemedim ama anlaşılan iyi kaynaşmışlar :P
Kızımın çok nadir huysuzluğu pazar sabahına rast geldi.Anlamadım ne oldu çocuğa.Oysa misafirleri görünce öyle heyecanlanıp sevinç dansları yapmıştı kii.Bir anda yükselen andrenalin yerini yorgunluğa bırakınca işin seyri çok değişti.Kıskançlık, huysuzluk, kuzen zeynep faktörü hiç olmadı hiççççç.
Bizim sofra :)
Haa bu da biz :P
Heralde bizim kadar fotojenik olmayan 2 bayan daha yoktur.Hadi ben neyse de Hande öyle güzel bir bayan ki fotograflardaki Hande ile pek bir alakası yok.

November 1, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Orta sınıftan biri olarak

Elim varmıyor şu sıralar yazmaya.Ancak okuyorum önüme ne gelirse, gözüme ne takılırsa; özellikle deprem bölgesine yardım adına.

Gönderdim alel acele birşeyler.İlk gün elim ayağım titredi.Yüreğim ağzımda dolaştım.Birşeyler yapmadan ferahlamayacaktı içim.Eşim sen kıyafet gönder ben para göndereyim deyince gidip kalın kalın büyükçe poşetlerden aldık.Açtık gardrobunu koyduk içine ütülü temiz kıyafetleri.Kuzunun en güzel battaniyelerini attık içine.Eskiden kansız ve de yağsızken giydiğim kalın hırkaları koydum.Teker lastikli botlarımı da atıverdim.Battaniye yorgan işte…Demesinler atılacakları bize göndermiş diye.Kuzuma seveseve giydirdiklerimden seçtim.Güle güle kullansınlar.Daha elimde çok kıyafet var.Vakit bulup hepsini elden geçirip göndermek istiyorum.Yeter ki ihtiyacı olanlara gittiğinden emin olayım.Sonra oyuncaklar var.

Bir yorgan gönderdim içime sinmeden.Düğünde kaynananın çuvala koyup kirli ve çarşafsız getirdiği yorganı gönderdim.Görünce çok şaşırmıştım.Annem anlayınca durumu götürüp yıkayıp “al kızım tertemiz oldu bak çarşafta çektim” deyip vermişti.Bir türlü sevemediğim, bazanın altında yıllardır duran bu yorgana, en sevdiğim nevresimi geçirip koydum.Eşimin sünnet yorganıymış, ondandır bugüne kadar saklamış olmam.Ama olmadı kullanamadım.Hikayesini bilmeyenlere gönderdim.

Yardım heyecanı sönmemeli, daha çok yardıma ihtiyaçları olacak.Devlet onları unutmamalı.Herşey daha çok yeni.Yaşadıklarına
şükretme aşamasından sonra, kaybettiklerinin yokluğunu çekmeye başlayacaklar.Kış günü can derdi var.Onun dışında birşey diyemiyorum, Allah yardımcıları olsun.

October 31, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Asıl suçlu

Ateş düştüğü yeri yakıyor.Düşecek yer çok bu memlekette.Birgün senin başına da düşebilir. 2007 senesinde çalıştığım yere çok yakın hergun turladığımız, akşamları eşimle bulluştuğumuz yerde tam o buluşma saatlerinde canlı bomba patlamıştı.Kaç kişi ölmüştü, kaç kişi sakat kalmıştı.Çok yakın, çok sıcak.
“Vatan sağolsun” diye bağırdı mı analar, tamam diyor birileri yine uyuttuk, oldu bu iş.Şimdi silahlı kuvvetler her yeri bombalıyormuş.Artık mağaralardan seyredip gülüyorlardır vatan hainleri.Bizde TV lerdeki görüntülerle kendimizi kandırırız.Çok kızgınım, devlet içindeki devlete kızgınım.Ama acımayaz yüreğim, kararamaz dünyam o analar gibi.
Çok acıdır çok dayanılmazdır,ancak kimse kimsenin acısını anlayamaz.İşte burası çok gerçektir.Rabbim yardım etsin o insanlara.

Neye kime hizmet ettiğini bilmeyen bir grup terorist var ortada.Kim bu ülkeye zarar vermek istiyorsa ilk onların kapısına dayanıyor.
Kaynak mı istiyor, yediği para, aktarılan para mı az geldi, başbakan yurt dışında çok görülmeye mi başladı, bu ülkeden çok mu konuşulmaya başladı,istikrar devam mı ediyor hopppppp onları buluyor.Ahlaki hiçbir değer taşımayan, insanlıktan nasipsiz insanlar asıl suçlu sizsiniz.Asıl vatan haini sizsiniz.3 kuruş için bu ülkeyi satan sizsiniz.

October 20, 2011 Posted Under: kuzu   Read More

Hayy Allahım

Elif pazartesi gecesi rahatsızlandı.Bir türlü uyuyamamıştı.Uykuya dalamıyor, parmak emiyor, yatağında ordan oraya dönüyor.O hareket ettikçe ben de uyuyamıyorum.2-3 defa çişe kalkıyoruz.İkimizde nerdeyse tüm gece uyuyamıyoruz.Sonunda sabaha doğru 4,5-5 gibi kusmaya başladı.Hemen sarıldım.Yatağının içine kustu.Hiç korkmadığı, ağlamadığı gibi kucağımda ağzını silerken “Eymen de kustu ben de kustum, Eymen de hasta ben de hastayım” dedi.Gecenin bir vakit o halde annesini güldürdü.Aklıma geldikçe hala gülüyorum.Sanırım Eymen kreşte rahatsızlanıp kusarken bizimki Eymenin kusmasına bile özenmiş.Takmış bu Eymene.Eymen dediğim çocukta ondan 6 ay kadar küçük, kiloca Eliften çok çok iyi durumda olmasına rağmen boyu Eliften kısa, konuşması geri ama gel gör ki kız takmış işte :) ))

October 11, 2011 Posted Under: kuzu   Read More

Yalan

Yalan konusuna geleceğimizi hiç düşünmemiştim.Ancak istemediği birşey olduğu zaman mesela uyutmak istediğim zaman ” çok acıktım”, banyo yaptıracağım zaman “tozan bakıcam” gibi şeyleri çok kolay söylüyor.Aslında hiçbirisi gerçek değil.Ben zorladığım zaman böyle yapıyor.Direnmek ağlamak sızlnamak yerine böyle kolay bir yol seçiyor, aman Allahımmmmmmmmmm :( (

Kolay mı yalan söyleyecek? Elbette yalan söylediğinin farkında değil.Ancak bir meyil olduğu kesin. Karşısındaki insanın inanacağını düşünebilecek kadar saf olmakla bu meyil birleşince böyle bir tablo çıkıyor ortaya.Açıkcası bunu farketmek beni oldukça rahatsız etti.Ne yapmak lazım bilmiyorum.Benim çok zorlayıcı ve ısrarcı olmamdan kaynaklanıyor, burası çok açık.Tıkandım kaldım.Ezik, karşısındaki kırılmasın diye ya da küçük bir çıkar için yalana başvuracak birisi olsun istemiyorum.Ne bileyim ne zor iş bu. Uzman görüşü lazım.Daha çok okumalıyım.Daha çok küçük diye bu tip konularda geç kalmak istemiyorum.Kitap arayışındayım.

*
Konuşmak bir sanat ve ben bu sanatı takdir ediyorum.Ben böyleyim, kabayım, zartım zurtum demek yerine ben de bir sanatçı olmaya karar verdim.Bir süre sonra sıkılıp vazgeçermiyim bilmiyorum ama şimdilik çok istiyorum.Mesela dün gittikçe zayıflayan bir tanıdığıma “iyice zayıflamışsınız, zayıflık hiç yakışmıyor” demek yerine ” iyice zayıflamışsınız, biraz kilo alın eminim çok yakışacaktır” dedim.Bu sanatı kız fazla büyümeden iyice özümsemem lazım.Zira her güzel ilişkinin içinde biraz sanat olmalı.

Yakınlarda okul olarak Eymire gitmişlerdi.Botanik hocası böcekleri anlatıyormuş.Gözler açık dinliyor ama ağız da açık :)

October 7, 2011 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

Anne beni şımartma

Çocuk işte; her daim kendini güvende hissetmek, söz geçiremediği duygularını, düşüncelerini dizginleyecek, kontrol edemediği dürtülerini kontrol altına almaya yardım edecek birilerini istiyor.Buna tek gönüllü elbette anne baba oluyor.Yine ebeveynler klavuzluğunda okul, öğretmen giriyor devreye.

Bir gece çişi geldi, uyandı, parmak emiyor.Ben anladım çişi geldiğini ama üşeniyor, kalkmıyor.Kaldırdım, çişini yaptırdım.Mızmız mızmız ağladı ağlayacak.”Ne oluyor Elif, çiş yaptık kızım.Yapmasaydın her taraf batacaktı” dedim sese ince bir ayar çekerek.Bizimki susuverdi, sakinleşti ve hemen uykuya daldı.İnanın kıyamıyorum.Hep tatlı tatlı konuşayım, sesim hiç yükselmesin istiyorum ama olmuyor.Ses ve mimiklerle kontrol altında tutulmazsa şımarmaya, asabileşmeye başlıyor.Karşımda kendini kontrol edemeyen bir çocuk var ve hal diliyle bundan çok da memnun olmadığı anlaşılıyor.Anne ve baba terbiyesine o kadar muhtaç ki!! Sesimin azıcık yükselmesinden bile onu düşündüğümü, onun iyiliği için ona çıkıştığımın farkında.Bunu hissetmek beni çok duygulandırıyor, çok ağlatıyor.Rabbim onu bu hayatta yalnız bırakmasın.

Neyse…

Haftasonları bisiklet günleri bizim için.Ancak bu haftasonu ODTÜ de ciddi bir şekilde bisikletten düştü.Çok güzel düz bir yolda giderken birden rampa aşağı saptı ve hızlanan bisiklette dengesini kaybedip düştü.Bunda benim arkasından cıyak cıyak bağırmamında etkisi çok.Çok kötüydü.Ben arkasından fotograf çekiyordum.Makine açık, öyle lay lay lom bir vaziyetteyken oldu bütün herşey.Baba 5 dk. ayrılmıştı yanımızdan.İçim çok yandı, hemen koştum kaldırdım ancak sol tarafına iyi düşmüştü.Çanta bir tarafta, makine bir tarafta kalmıştı, koşup gelen insanlar toparladı eşyaları.Birisi açık makineyi görünce “düşme anını çekti mi acaba” diyordu.Duyunca açıkcası o haldeyken  bile beni gülümsetmişti.Neyse kaldırıp, hemen sarıldım.Sürekli “çok korktum, çok korktum” diyordu.Epey bir süre sakinleşmedi.Bisiklet hızlanmaya başladığı anda korkmaya başlamış.İlk kez yaşıyor bu duyguları.Sonra anne orasına burasına bakarken olayın seyri değişmeye başladı.Bizimki bunalıma girdi iyice.Bisikletten düştüm, çok korktum, çok acıyor demeye başlayınca bende derman kalmadı.Hemen eve geldik, kolunu gösteriyordu.Görünürde birşey yoktu.Hareketlerinde bir sıkıntı yok, biraz ezilmiş olmalı deyip sabaha kadar beklemeye karar verdik.Sabah uyandığında durum daha da kötüydü.Aynı şeyleri söylüyordu.Okulun sahibi doktor amacamız baktı, tüm gün öğretmeni takip etti pek birşeyi yok dediler.Akşam olduğunda olay tamamen unutulmuş ve acıyan yerler iyileşivermişti.Birşeyi olmasa da bu türden kazalara hazırlıklı olmamız lazımdı.Dahat dikkatli olmalıydık.

October 6, 2011 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

Masumiyet müzesi

Yazıya bu başlığı vermemin tek nedeni yukardaki fotoyu hiç tanımadığım birinden aşırmış olmam değildir biline :)

*
Son günlerin değerlendirmesini yapınca duygusuz ve mantıksız günler olarak adlandırıyorum.Duygusuz kısmını başka bir posta saklayıp mantıksız olanına gelir isek; mantık olsa bu kadar zamanı boşa geçirmek, çoğu şeyi savsaklamak, miskin miskin oturmak olmazdı.Neyin nesidir bu rehavet.
Bir tatile gittim, böyle döndüm ve de toparlayamadım bir türlü.Bir de bunların üstüne sonbahar kış arası bir hava…Uzun bir kıştan sonra insan bu kadar kısa bir yazı bir türlü kabullenemiyor.

Günler geçsin, kız büyüsün havalarındayım; hep günler geçer çocuklar büyür, insanlar yaşlanır yanılsamasının çıkmazına düşmüşüm.
Zaman bu kadar kıymetsiz olmamalı, ancak ben günlük yapılacak işlerin bile peşini bırakmışım.Beni harekete geçirecek bir şeyler bulmalıyım.Motivasyon sıfırın altında!!!

*
Bazen olayları çok abartırım; uzun uzun cümlelere, abartılı tasvirlere girişirim.Dinleyen için, küçük bir meseleden sonu gelmez bir hikaye çıkartırım.Genelde böyle davrandığım zamanlar olayın sonu çok kötü değildir ya da bildiğiniz mutlu sondur.Ama bazı şeyler öyle değildir.Gerçektir, üzülüyorumdur, çare arıyorumdur.İşte bizim kızın yeme sorunu bunlardan biri.Beni çok üzüyor.Öyle bir haldeyim ki çocuğuna birşey yedirmeyi başaran annelere aptal aptal bakıyorum. Haftasonu birşey yedirememek, bir yerlerde çok büyük hatalar yaptığımı düşünmek beni gerçekten çok yıpratıyor ve birilerinin beni rahatlamaya çalışmasının ne yazık ki bir faydası olmuyor.Geçen bir doktor arkadaşa dert yanıyorum.Beni çok iyi anlıyor ve “bırak yemesin, bak bana yedim yedim de ne oldu? Kapıcı kızları aç be aç geziyordu.Ergenliğe geç girdiler, manken oldular, bense obez oldum” dedi.Gayet samimi şekilde konuştuğundan emindim, doğru da söylüyordu.Ancak üzüntümü azaltmadı.Daralmanın bunalmanın önüne geçemedi. Neyse “zaman zaman, derdimin ilacı zaman” diye türlü çığırasım var durup durup :) Her çocuk farklı ve bu yaşadıkların “doğal bir süreç” işte be kadın.
Bir laf vardır, annem çok söyler: ” kedi şeyini görmüş de bu dert beni iflah etmez” demiş. İşte onun gibi beni üzmesinin bir nedeni daha büyüğünü bilmemekten kaynaklanıyor. Allah beterinden saklasın.Binlerce şükürler olsun. Anne yüreği dayanmıyor , üzerine titretiyor sıpanın.

*
Kızdan çok fazla bahsetmeyim.Çok fena şu günlerde.Başka bir çocukla birşeyi paylaşmaktan nefret ediyor.Hiç önemsiz birşey başkasının elinde öyle kıymetli oluyor kii, onu alana kadar uğraşıyor ve istediği olmazsa ağlama krizine giriyor.Ancak büyüklerin yanında, etrafta bir rakip yoksa ( kendi yaş grubunu rakip bellemiş) çok sevimli.Şaşırıp kalıyorum iki durum arasındaki farka.

*
Aslında ramazanda açlıkla birkaç olay biraraya gelmek zorunda kalmıştı.Resmen psikolojim bozulmuş, abartının, vesvesenin en uç noktalarına kadar gitmiştim.Küçük gibi görünen olaylar beni nerelere sürüklemişti.Biriktirdiğim anıları, acıları bir bir tıktığım kuytulardan çıkartmış, yılları, geçmiş gitmiş gençliği hiçbir ayrıntıyı atlamadan tekrar tekrar irdelemiş, kıvrım kıvrım kıvranmıştım. Sonunda insan bu kadar acı çekmemeli dedim.Öyle dipsiz bir kuyuya atlamıştım. Neden ve nasıl olduğunu anlamadan çok nadirde olsa bu durumda buluyorum kendimi.Öyle kötü bir insan muamelesi yapıyorum ki kendime; kimseden görmedi bu ruh böyle işkence. Bilinmez, tam anlaşılmaz hikmet-i ilahisi nedir diye.Bir gece umulur ki kadir gecesidir, annemin rahatsızlığı bahane oldu, çok ağladım.Izdırap gözyaşı oldu döküldü uzunca bir süre.İnşaallah ramazan şifa olmuştur tüm dertlerime.

*
İnsanın kızı olunca hayata daha farklı bakıyormuş. Çok farkı hem de…

October 5, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Bisiklet aşkına :)


Baharın gelmesiyle bisikletimizle mahallemizde böyle turlamıştık.Mayısın sonları olabilir.Bahar, yaz nasılda heyecanlandırmıştı herkesi.Bisikletimize binip, marketleri dolaşıp, pis gibi havayı alıp dönüyorduk evimize.Kreş sonrası 1-2 haftasonu dışında pek yapamadık aynı şeyleri.Akşamları büyük çocukların peşine takılıp, hızlan anne hızlan anne diyerek yarış yapmıştık.Hatta nefes nefese kalan annenin haline acıyan yardımsever 1-2 çocuk “teyze biz sürelim mi?” teklifinde bulunmuşlardı da bisikletin devrilmesinden korkan anne şöyle bir gülümseyip kibarca teklifi geri çevirmişti.

Neyse gel zaman git zaman ODTÜ de gördüğü arkadan destekli 2 tekerlekli denge bisikletlerine sardırdı sonunda.Kendi bisikleti için bu bebekler için deyip başkalarının bisikletinin peşinde koşmaya başlamıştı.Yaz mevsiminden dolayı bütün büyük marketlerde bisikletler yerini alınca birçok bisiklet deneme şansımız oldu.Bindir kuzuyu dolansın ortalıkta.Onu dene bunu dene sonunda belki de en pahalısında karar kılıp aldık bir tane.2 ay oldu nerdeyse alalı.AVM lerde bisikletiyle görenler pek bir şaşırıyor.Bu kadar küçük bir tıfılın böyle güzel bisiklet kullanması dikkatleri çekiyor.Dönüp bakmayan yok nerdeyse.

September 27, 2011 Posted Under: kuzu   Read More

Neden böyle?

Kocam lohusayken, yaşlaşık 6 ay felan süren bir süreçtir bu, her fırsatta etrafta gördüğü bildiği bebeklerle, çocuklarla kızını gelişimsel yönden kıyaslayıp dururdu.Bu aylarda Kuzen Zeynep şunu yapardı, bizim kızdan 1 ay büyük olan deniz için “deniz cin gibi ” cümlelerle kendini çok net belli eden eksiklik hissi, güvensizlik ve endişe o aylara hakim idi.Zaman zaman o anları hatırlatma ihtiyacı duyarım.Ben çocuğun emmesiyle, uykusuyla, anne sütü olmazsa olmazıyla uğraşırken onun uğraşları bunlardı.Ağızdan çıkan laflar, bu hayatta öyle çok zeki olmaya gerek yok anlamına gelse de, iç dünyasında kızının zeki bir birey olmasını istediği tartışılmazdı.

1-2 akşamdır kızıyla matematik üzerine çalışıyor( 5-6 dakikacık). Çocuğa parmaklarıyla sayıları göstermesini istiyor ya da kendisi gösterip kaç olduğunu soruyor.Sonrada bana gelip parmaklarıyla 3 u gösterdiğini ancak Elifin, bu kaç sorusuna, 3 cevabını veremediğini söyleyip, aptal senin kızın diyor.Yine akşam Elife kaç gözü olduğunu soruyor yanımda ve Eliften gelen “benim gözüm yok ” cevabı çok bir manidar kaçıyor olaya.Utanmasa Elifin çocuk psikiyatristi dayısına “yavv şu bizim kıza bir test yapıver de aptal mı değil mi anlayıverelim” diyecek.Diyecek demesine de, araştırmış zeka testleri 3 yaştan sonra yapılıyormuş, açık açık söylüyor bunuda.Ancak yine durmayıp internetten okuduğu bir iki testi yaptırmaya çalışıyor.Neyseki kız biraz yapıyor :)

Oysa Elif aylar öncesinden elindeki magnetleri buzdolabına yapıştırırken 20 ye kadar sayabilmişti.Önce 17 e kadar geldi sonraki yerleştirmesinde 20 dedi.Duydum yani.Şu sıralar ise kelimeler ve kavramlarla uğraşıyor.Geçen bir yerde bizden biraz uzaklaştı, ancak hemen geri geldi ve bize “döndüm” dedi.”Döndüm” demek için gitmiş :)

Dün AVMde “pembe klozet nerde,çişim geldi” dedi.Alışveriş merkezlerinin müdavimleri olarak pembe klozet adaptörü taşımaya başladık yanımızda ama en fazla 2 defa götürmüşümdür.Dışarda onu kullandığımıza kadar dikkat etmiş.Başka bir yerdeyiz yine çiş geldi ama tuvalet çok pis, adaptörle bile yapmasını istemiyorum.Bir poşet alıp dışarı çıkartıyorum.Etraf müsait, bahçeye çıkıyoruz.Poşete yapacağını anlatıyorum ve kuçağımda yaptırmaya çalışıyorum.Bana dönüp “elleri nerde yıkayacağız?” diye soruyor.Böyle durumlarda çocuğun zekasını takdir etsem de, kreşte öğretmeni Elif harika, çok pratik, çok zeki, hemen kavrayıp arkadaşlarına örnek oluyor cümlelerini duyduğum zaman, genelde hadi yaa öyle mi diyorum kadının yüzüne bile.Sonra işte veliyi etkileme yolu, herkese de aynısını mı söylüyor diye geçiriyorum içimden.İltifatların çok üzerinde durmayıp geçiyorum.Yani bende de durum zaman zaman pek farklı olmuyor.

Tamam bazı çocuklar üstün zekalı ve bununda çok açık belirtileri var ama beni bile rahatsız eden bu zeka takıntısı ilerde kuzuyuda rahatsız etmeyecek mi? Zekanın onca türü varken, birine aptal demek bu kadar kolay mıdır? Başkalarının çocuğundaki en küçük bir beceriyi, başarıyı hemen farkedip takdir edebilirken, kendi çocuğun konusunda bu kendine güvensizlik nedir?

Neden böyle?

Beklenti çok çok yüksek, vecizeler düzmesini, 4 işlemi 3 yaşını tamamlamadan yapabilmesini umduğumuz, bu olmayınca üzüldüğümüz, hayıflandığımız ortada.

Hep gülümseyerek anlattığım bir olay vardır.Eşime de çok 1-2 defa anlatmışımdır.Küçük kız kardeşim hacettepe ingilizce tıbı ilk tercihinde hem de epey iyi bir puanla kazandığında, haberi duyan ankara tıpta okuyan erkek kardeşim “hadii yaa gerçekten mi ben onu aptal sanıyordum” demişti.O zamanlar cep telefonu filan yaygın değil, çocuk eve gelince kardeşinin kazandığı bölümü öğrenince, şaşkınlık geçirip böyle bir cümle kurmuştu.Olay tam tamına böyle olmuştu.Ayy canlarıım benim onları öyle çok seviyorum ki, kardeş sevgisinden öte sanki :)

September 26, 2011 Posted Under: kuzu   Read More