<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Aslı Elif Malcı

Özet

Çok yazamıyorum ama yazmaya devam edecek gibi duruyorum.

Elifle komik dialoglarımız oluyor.Mesela geçenlerde:

- anne o kalemle çalışıyor musun?

-evet anneciğim.

-peki nerden aldın o kalemi?

-senin kalem kutundan.

-peki benden izin aldın mı?

-ahh yine sormayı unuttum.Çok özür dilerim anneciğim.Kalemini kullanabilir miyim?

-evet kullanabilirsin, izin veriyorum.

Biz “sen çocuksun, herşeye karışmalarla” büyüdük.Bu cümleyi her duyduğumda içimdeki kabaran öfkeyi hala hatırlıyorum.Ne cahillik!!!
Milletimizin hele bazı kesimlerin alacağı çok yolu var.
Şimdi benim kızıma mümkün mü ” Elif git şimdi işim var” demek ya da “sen anlamazsın” diyebilmek.Öyle sorduğu şeyleri kestirip atmaya bile yeltenmiyorum.Uzun uzun anlatıyorum ve beni sonuna kadar dinleyen kızımın, olayı çok iyi anladığını gösteren “özet sorusunu” duymak çok hoşuma gidiyor.

3 aylar yaklaşıyor.Düşündükçe bayram sevinci doluyor içime.Güneşte geçen seneden daha güzel daha iyi ısıtıyor içimi.

Annemde çok daha iyi görünüyor.

Bir tatil planımız bile yok :)

Elif sık sık havuza gidelim diye tutturuyor.

Etrafta herkes diyet, rejim, spor olayıyla meşgul, ben de tık yok :P

Evin önünde yapılmaya başlanılan parkın tamamlanması 5 yılı bulur gibime geliyor :(

Biiii 2. çocuk muhabbetidir almış gidiyor :)

May 18, 2012 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek…

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ne çok okurdum bu şiiri bir zamanlar.Gençlik farklı bir dönem…

May 8, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Gaza geldik yazalım artık!!!

Günler ne kadar hızlı geçiyor değil mi? Küçük adımlarla, küçük anlarla ama büyük bir hızla…Pırasa yedi diye sevindiğiniz, her akşam bir kase yoğurt yedirme hedefinin peşinde koşarak ve bunları yapıyor olmanın verdiği bir tatmin duygusuyla yetinerek akıp gidiyor benim günlerim. Herkesten daha sıradan bazılarından daha küçük amaçları olan biriyim yuvarlak hesap.Aslında çok daha özel çok daha ideal biri olmak istiyorum iç dünyamda, özellikle kendim için.Duyguları daha dolu dolu yaşamak, hızlı kavramak, hızlı düşünmek, keskin sezme oyunu içinde buluyorum kendimi zaman zaman.Bu oyunda karşınızda bir dev aynası oluyor her zaman.Kendimi ne kadar da sık dev aynasından seyrediyorum.Oysa ne kadar küçüğüm.İlber Ortaylı’nın o ukala uslubunu sevmek gibi birşey bu.Büyük bir zatın gözyaşlarında boğulmak; “ben neyim ki, böyle birinin yanında” deyip acı bir umutsuzluk hissetmekle ise pek alakası yok; yese düşmeyi pek bir sevsem de…Neticede önemli olan sana ne verdikleri: neyi ne kadar sorgulatıyor, ne kadar hissettiriyor, ya da ne kadar kalıcı gibi, alsın götürsün, tutsun çıkarsın, çeksin kurtarsın gibi.Garip, demogoji yapmak bu olsa gerek; birşey söylüyor gibi yapıp hiç birşey söylememek. Oysa olayın özü kişinin kendinde bitiyor. Kim kimi anlamaya ne kadar uğraşır, hem neden anlasın ve neden uğraşsın.Sen kendini anla, kendinle uğraş, gerisi boş ne nafile.

Bir olay defalarca karşına geliyorsa, hallettiğini düşündüğün meselede bir dirhem bile yol alamamışsan belki de çok yerde hata yapıyorsun demektir.Şimdi var olan ve bundan 3-4 ay sonra olmayacak birşey mesela, sonradan bu da neydi, ne anlatılmak istendi, nelere sebebiyet verdi gibi soruları sormazsam belki tekrar karşıma çıkacak birşey.”Çıkmasını istemiyorum artık, çektim hesaba herşeyi, çıkarttım kuytulardan tüm dertleri, sürttüm alnımı secdeye, verdim hesabını Rabbime” diyebilmeliyim bir noktadan sonra.

Ben gazetelerin son dakika haberlerini severim bilir misiniz? Özellikle acı veren haberleri severim.Beni kıvrandırsınlar isterim.Gafletten uyandırdıkları için severim.

Neyse…

Resimlerle daha olağan konulara geçelim :)

Baran abilerinin doğum günü pastasını böyle taklettiler.Bir evde 2 kız olmasın derler hep, gerçekten doğru.İkisi bir araya geldiği zaman ne düzen kalıyor ne de kural.Yakında 2 yaşında olacak kuzen Zehra henüz sahalara inmedi.3 kız mı? 2 den iyidir, kimbilir?

Tez yazan doktor teyzemiz her fırsatta soluğu bizde alıyor.O ders çalışırken biz de kuzenimizle geziyoruz.Kuzenimizi çok sevsekte 1-2 ay görüşemesek iyi olur dedik son görüşemede :P .

Küçük hüsamettini tanıdınız mı? Bizim evin küçük oğlu olur kendileri.Elif gibi parmak emiyormuş meğersem o da.Bu arada akşamları Elif beni görür görmez emmediği parmağını emmeye başlıyor ve bana da seni görünce parmak emiyorum diyor.Abartmıyorum.Beni gördüğü an mucuk mucuk emmeye başlıyor.Ne kadar üstelersen
o kadar kötü olur gerçeğini vuruyor yüzüme bacaksız.

Bahar geldi yaa evde durulur mu.ODTÜ ye gidiyoruz nerdeyse her hafta.Kızı salıyoruz ortalığa, abilerine ablalarına takılıyor.Aç da kalmıyor, herkesten birşey alıyor.Gözüne kestirdiklerine gidip sırnaşıyor.Onun bu hallerini seyretmeye doyum olmuyor.

April 19, 2012 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

Bahar geldi sevinelim mi?

Babamız pazartesi sabahı pırıl pırıl bir güneşi görünce bahar geldi sevinelim mi dedi.Nasıl bir etki ise kaç gündür aklımda.

Dedim ki Elifin bu seneki yazlık kıyafetlerini erkenden yıkayıp ütüledim, belki yaz erken gelir.Olur mu olur.Olsa ne güzel olur.

Herşeyden çok uzaktayım sanki, öyle ki herşey çok küçük, ben çok önemsizim.Bizim uzaklığımızla değil de O’nun yakınlığına bıraktım kendimi.

Bazen acizliğin verdiği bir boşlukta yüzer gibiyim, ancak şu günlerde bu hissi bile bastıracak bir uyuşukluk var beynimde; hissizlik…Ya da haddini bilme hali.

Kızım hızlı bir şekilde büyüyor.Dünyayı anladıkça büyümek kastim.Yoksa hala özel mamalarla destek veriyoruz, kilo boy sınırda.Nasıl bir inatla dünyaya gelmiş böyle, kimden almış bu inadı? Kırmak mümkün değil.3 aylıkkende böyleydi 3 yaşında da böyle.
Ancak nasıl bir ruh, herşeyi kucaklayabilirim, herşeyi sevebilirim, herşeyi yapabilirim diyor etrafa.

Körle yatan şaşı kalkıyor.Eşim gittikçe bana benzemeye başladı.Daha gözü pek, daha bir inatçı :)

“İşte ne diyecek, kabul mu edecek? Kıvırıyor” diyor annesi için kocacığım.” Allah rızası için, ana baba hakkı için boşveriyorum” diyor.Sen haklısın o haksız.İşte önemli olan bu değil mi bu hayatta?

Doğum günleri oluyor.2 kuzenimizin doğum gününe katıldık.Kudurduk.Deli gibi mutlu olduk.

Dua ediyorum çok çok; kendimden çok sevdiklerime.

Bir de büyük düşünmeyi öğrenebilsem! Çok geçte olsa :(

İlm-i ledün ile bilip duyma, duyup tanıma ve marifet ufku…Ahhh!!!

March 23, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Burdayız

Ahmet er Rifai’yinin 5 sayfalık duasının bir bölümüyle dostlara selam gönderip, burdayız diyelim :)

Ey Allah’ım! Sen Melik’sin. Hakk’sın. Hayy’sın. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Kötülükler işledim. Nefsime zulmettim. Günahlarımı itiraf ediyorum. Hatalarımı bağışla. Günahları senden başka hiç kimse bağışlayamaz. Ey Gafur, şekür ve halim olan Allahım. Hamde layık olan sensin. Sana hamdederim. Çünkü sen bana bir sürü mevhibeler tahsis ettin, fazlını ulaştırdın. İhsanınla beni kendine dost yaptın, sıdk kapısının bekçisi kıldın. Bu sıdk ile bana bir çok nimetler verdin. Belaları benden uzaklaştırıp istediğim şeylerde beni muvaffak kılarak bana ihsanda bulundun.

Yine sana dua, münacat ve tazarruda bulunduğumda bana icabet ettin. Seni nerede olursa olsun arzuladığımda kendime komşu ve hazır buldum. İşlerimde yardımcı ve gözetleyici buldum. Hatalarımı bağışlayıcı ve ayıpları örtücü buldum. Ahirete ne hazırladığımı görmek için gönderildiğim şu ibret ve imtihan dünyasına geldiğimden beri, göz açıp kapayıncaya dek senin iyilik, hayır ve yardımının kesildiğini görmedim. Ben bütün zararlı ve dalalete düşürecek şeylerden, musibet ve belalardan, ayıplardan, kıtlık ve zor şartlardan, ihtiyaçlardan ve üzerime her çeşit belaları sevkeden kederlerden azad edilmiş kölenim.

Senden güzellik ve faziletten başka bir şey görmedim. Senin bana yaptığın iyilikler sayılmayacak kadar çoktur. Senin bana yaptıkların mükemmel, lütufların ise benim kefilimdir. Fazl-u kereminin ardı arkası kesilmez. Sen benim ayağımı kaydırmadın. İsteklerimi gerçekleştirdin. Hazarda (barış ve güven) ikram, seferde ihsan ettin. Hastalıklarıma şifa verdin. Dünya ve ahirette bana afiyet bahşettin. Düşmanlarımı bana saldırtmadın. Bana kötülük yapmak isteyenlere karşılığını verdin. Düşmanlık edenlerin kötülüklerinden beni kurtardın…

February 22, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Hangi İŞ?

Meğer herşey hastalık değilmiş!!!!

Erkenden halledilmesi gereken vazife ertelenir, ağır bir gaflet uykusu çöreklenir.Şeytana kapı açılır.Şeytan bir süret bulur ve rüya aleminde boş işlerle meşgul eder.Vazife gider.Boş ve kötü geçen bir geceden sadece vesveseden öteye gidemeyen hisler kalır.

Teşhis konulur.Vazife bekletilmez.Güzel geçen bir gece, rüya aleminde bile devam eden gerçek bir yaşam.

Yine erkenden halledilmesi gereken vazife ertelenir, ağır bir gaflet uykusu ve yine şeytana kapı açılır.Şeytan hangi sürete gireceğini artık kesin biliyordur.Ve rüya alemi…Uyandığında allak bullak olan bir zihin.Yine hastalıklı düşünceler.

Bizi bizden iyi tanıyan Rabbimiz ve onun yarattığı şeytan…

Bunların sonunda hissedilen büyük bir şükür hissi; öyle kıymetli, öyle değerli…İnsan kuzusuna bunları nasıl anlatır? Anlatılanlar kalpte tesir bırakır mı? Ben düşerek kalkarak öğrendim, yavru kolay öğrensin demekle bu iş olur mu; hangi İŞ?

Ve hayatımın içinden bir nokta: this is my HOUSE :P .Ne şeytan-i ne de vesvese-i, sadece hayranlık uyandıran…

February 6, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Kar tanesi

Hayat meşgalesi…İster bilinsin ister bilinmesin, ister benim derdim şu denilsin ya da kendi içinde yaşansın herkesin mutlaka var bir meşgalesi bazen çok ağır hissedilen.İşte o dönemlerin birinin içinde, ordan oraya savuruyordum kendimi.Annem ilk kemoterapisini almış, zor geçen bir hafta, 140 atan bir kalp ve denenen ilaçlar, endişeli bir bekleyiş.Sonra başka sorunlar büyük gibi gözüken.Edilen dualar, hesaba çekilen anlar ama sonuçta herşeyin Rabbimin birer lutfu olduğuna açılan kapılar…Bir ömür boyu tokmağı çalınacak olan bu kerem kapısının önünde bekleyen bir kul…Başka kapı mı var ki gideyim diyen bir kul…

“Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum” ***

Bir işaret, bir ferahlık…Ahhh ne iyi gelecekti ruhuma.

Ve bir rüya…

Annemle bir düğündeyiz.Düğüne giderken aklımdan düğünün ne kadar kalabalık ve gösterişli olacağı geçiyor. Düğün çok yakından tanımadığım yaşı biraz geçmiş bir bayanın.Düğün salonuna giriyoruz.Düğün ne çok kalabalık ne de çok gösterişli.Masalar sandalyeler bile giydirilmemiş.Bakınıyorum öylece.Yanımda annem öyle taze, öyle dinç konuşuyor.Sanki bundan 15 yıl önceki hali.Bahar yağmurlarının kuru toprağa düştükten sonra etrafa yayılan o muhteşem kokusunun tadı var ortalıkta; bir rüyada bile zihni açabilen.
Neyse, şöyle böyle derken gelin ve damat geliyor ortaya.Biz kendimizi yokluyoruz hediye konusunda.Yanımızda getirdiğimiz altını bulmak için çantalara gidiyor ellerimiz.Ancak gelin ve damat şöyle bir görünüp sonra gidiyorlar.Onların arkasından bir bayan elinde içi küçük altınlarla dolu olan kına tepsisine benzeyen bir tepsiyle çıkıyor ortaya ve o tepsiyi uzatıyor herkese.Biz şaşırıyoruz.Getirdiğimiz altını bile yerinden çıkartamadan kadın yanımıza geliyor ve tepsiyi uzatıp içinden altın almamızı söylüyor.Çok yakın akraba olmadığımızı düşünüp bizde mi alacağız diye soruyoruz.Düğüne gelen bütün misafirler alabilir cevabını alınca annem elini uzatıyor, küçük bir altın alıyor.Ben uzatıyorum ve elime nazarlık şeklinde 8 ayar olduğunu bldiğim bir altın geliyor.Ben bu çok para etmez deyip bir kez daha almak için tepsiye elimi uzatıyorum.Maksadım içinden küçük altınlardan alabilmek ama yine olmuyor bu kez de 2 tane aynı nazarlıklardan geliyor.Yine beğenmiyorum,ancak elimdeki bu 2 tane nazarlığın şekli çok net gözüküyor: kar tanesi. Aslında çok hoş gelseler de çok etmiyeceklerini bilmek hoşuma gitmiyor.Pek tatmin olmamış şekilde uyanıp tabirlere bakıyorum.Keşke biri yorumlayabilse :)

Rüya bu.Hayra yormaya kendimi çok zorlamıştım o zamanlar.
Annem ilk kemoterapiden 3 hafta sonra hastaneye kaldırıldı.Eyvah galiba karaciğeri etkiledi ilaçlar demiş ve sonuçlar çıkana kadar dünya durmuştu.Sonuçta herşeyi normal çıkmış, sadece ilaç alerjisi olduğu anlaşılmıştı.En zor kısmı bu ilk aydı ve Allahın izniyle annem o lutuf tepsisinden küçük altını almıştı.Rabbime şükürler olsun.İnşallah yolun sonuna kadar herşey kolay olur.Amin.

Herneyse kızımın kar tanesi fotosunun bende çağrıştırdıklarıydı aslında bunlar.Beni çok etkilemiş bir rüyaydı, yazmalıydım bir tarafa.Bu şekilde yazılmış oldu.

*** Kara Yılan/Sezai Karakoç

January 27, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

İşte hayat…

Telefon çalar.Arayan babadır: “Hazırlanın dışarı çıkalım” der.Ancak kızı hasta olduğu için işten izin alıp evde çocuk bakan anne hiç havasında değildir.Bugün evlilik yıldönümleri olmasına ve günler öncesinden en azından saçına bir fön çektirme hayalinde olan anne olayın hayal kırıklığını yaşamaktadır.Başka zaman çıkalım der telefondaki babaya.Baba hiç itirazsız “ee o zaman mesaiye kalayım” der ve anne günlerdir hiç toparlayamadığı evine son bir gayretle döner.Babanın geç gelmesine bir bakıma sevinir.Kızına bir uğraşla çorbasını yedirmenin de verdiği bir gazla süpürge çalıştırılır.İçinde akşam seyredeceği dizinin heyecanı vardır.Hayret yıldönümü adına hiçbir beklentisi yoktur.İçini yoklar yoklar tık yok.Neden acaba? Yoksa 1-2 gün önce indirim diyerekten alınan 3 adet ayakkabının ( bakınız şekil.a) verdiği bir tatmin duygusu olmasındır bu? Neyse canım en azından bir çiçek almayı düşünür o kadar da değildir artık diye söylenir kendi kendine :(


Şekil.a :)

Dizi başlar.Bir taraftan kızıyla uğraşan anne dizinin müziğinden önemli birşeyler olup olmadığını ancak takip edebilir.Saat 10 olmuştur.Baba geç kalmıştır.Kesin çiçekçiye uğramıştır diye düşünülür.Mutlaka öyle olmalı, hem kocası ince bir adamdır kendince.

Kapı çalınır.Kız hemen annesine “anne babama süpriz yapılım” der ve hemen annesinin kucağına hoplar.Kapı usulca açılır ve kapıda bekleyen babaya anne kız süpriz diye bağırır.Fakat bu sefer kız öyle bir bağırır ki kapı kapanana kadar apartmanda sesi yankılanır.

Baba sırtında her zamanki koca çantası, elinde sabahtan ısmarlanan ilaçlarla gelir.Haliyle çiçek felan yoktur.Hemen elinden ilaçlar alınır, doğruca dizinin karşısına geçilir.Odadan babaya “nerde benim pırlantam? ilaç şişesinin içine mi sakladın” diye seslenilip tekrar diziye dönülür; ne olacaktır bu nigar kalfanın hali, nedir bu aşk felan filan işte…

Sonra birden kız elinde bir çantayı anneye uzatıp süpriz diye bağırır tekrardan :D

Anne şaşkın!!! Nerden çıktı bu çanta şimdi.İçinde bir değil 2 hediye mi var ne? Anne gözlerinin çift çift görmeye başladığı zannına kapılır.Deli bir heyecan kaplar içini.Oysa hiçbir beklenti içinde değildi.İşte hayat böyle der anne.Sonra uzun uzun düşünecektir ağzından çıkan bu cümleyi.

Baba da şaşırmıştır.Kızının eline verdiği çantayı büyük bir uslalıkla annesine götürüp babanın hiç birşey söylememesine rağmen “süpriz” diye bağırıp annesine uzatması karşısında hem şaşkın, hem de gurur içindedir.Sonra hediyeler unutulup çocuğun olayı bu şekilde ilişkilendirebilmesi konuşulacaktır hanelerinde.

Anne hediyeleri açar; bir hediyelere bir de aynı çantadan çıkan faturaya bakar.Bu anne hiç akıllanmaz :P

Anne hürrem setine bayılır.

Pırlanta kolye gözlerini yaşartır ve kızı için saklama kararı alır.Kızının ortaokul yaşlarına gelip taktığı günleri hayal eder, eder…

January 26, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Yazalım yavaştan yavaştan

Nerdeyse 4 ay öncesine ait bir foto daha yeni ekleyebildim.Media Marktda dolaşıyor bisikletiyle.Babasının mekanı :)

Blogu bu kadar ihmal ettiğime göre bunalımda felan olmalıyım :P

Yazacak çok şey var aslında.Bir tarafından başlamak lazım.

* Kocam direk son posta giriş yapıp “neden 2012 yılı için seni şaşırttığını yazdın? mucize yılı olarak hissetmene sebep nedir?” diye sordu.Cevap olarak boşver, şimdi söylesem hem büyüsü bozulacak hem de sana çok çocukca gelecek desem de çok ısrar etmesi üzerine söylemek zorunda kaldım.Karşımda hiç şaşırmayan aksine aynı şeyleri hisseden birini bulacağımı pek düşünmüyordum sonuç itibariyle ama “ben de yanı şekilde düşünüyorum” deyince çok şaşırdım.Boynuna atılıp ağlayasım geldi.Seni çok seviyorum aşkım, dualarım seninle.Eşlerin birbirine yapacağı duayı her zaman çok makbul bulmuşumdur, inşaallah birbirimize en güzel duaları yapmak nasip olur bu hayatta.

* Sondan bir önceki post tamamen spontane yazılmış bir postu ve kocacığımın ” yazıların hep birbirine benziyor, aynı şeyleri okuyormuşum gibi geliyor” demesi üzerine yazılıvermişti.Kocamın posta yorumu ise ” bu kadar farklısını pek beklemiyordum, afalladım” oldu.Pehh pehh pehh :D

* Benim koca yani kızımın biricik babası, kreşin sitesinde konu başlıkları altında yayınlanan fotolarda kızını göremezse çok fena bozuluyor bunu bilesiniz.Bir keresinde atlı spor kulubunde diğer çocukların at üzerinde boy boy fotosunu görünce “ben de kızımı götürüp bol bol foto çekeceğim” demiş ve dediğini yapmıştı.Bol foto ve videoyla dönmüştük.Komik adam vesselam.

Kreşin sık sık atlı spor klubüne gelmesinde dolayı mıdır, bizim kızın her konuda gösterdiği rahatlığı mıdır artık herneyse sanki kırk yıldır at binicisi havasıyla yapılan bir gezinti olunca, baba olayın çok sıradanlaştığı hissine kapıldı ve bu histen bir süre sonra rahatsız olup sıkıldı.İşin aslı sanki kendini onun yerine koyup çocukluğunu tekrar yaşıyormuş ya da yaşamak istiyormuş gibi genel bir kanı oluştu bende.Mesela aklına birşey koyduğu zaman özellikle yapmak istediği birşey konusunda çocuk bahane oluyor diye düşünmüyor değilim zaman zaman.Ancak bu durumun sonunda babanın gözlerindeki o çocuksu mutlulugu gözlemlemeye öyle alıştım ki ikisi de hiç büyümesin istiyorum :)

*Bugün bizim evlilik yıldönümümüz.Evin penceresinden 1-2 foto çektim.Ankara yine bu günlerde karlı ve soğuk.Ancak evlendiğim günkü soğuktan çok çok uzak.

Çok şekermişiz çok.Çok şekerimdir :P

January 25, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

ilk aile geleneği

Bizim de artık bir aile geleneğimiz var.Geçen yılbaşında ( burda)  küçük bir pastayı bütün güzel umutlarımızla kesince bu yılbaşında da aynı hislerle,  zorlamadan, tıfılımızla pasta keselim dedik.

Geçen yıl bu zamanlar annem hastanede yatıyordu ve karışık duygular, flu görüntüler vardı zihnimde.Ama şimdi aklımda küçük bir umudun büyüyüp kocaman olduğu hissi kalmış bütün keskinliğiyle.

Bu sefer daha olumlu, daha cesaretli bir bakış hakim bünyemde.Küçük bir telefonla hemen geliverdi pastamız.

Yılbaşı yaa pastanın üstüne çam ağacı koymuşlar.Demek yılbaşında pasta isteyen tek biz değilmişiz ki böyle bir form düşünülmüş.

Bizim kuzu inanılmaz mutlu oldu.”Benim doğum günüm mü? İyi ki doğdun mu yapacağız anne? ” gibi soruların ardı arkası kesilmedi.Tarifi zor; bir pasta nasıl bu kadar neşelendirebilir bir aileyi…Çocuk pasta başında kendini kaybetti ve defalarca mumu yaktırdı, üfledi arada faketmeden bir tabak nohut yedi.Anladım ki bu bir zaaf. Eee biz de kullanalım bu zaafı sonuna kadar değil mi? :P

Kuzenimiz Zeynebimiz…

Bakın bakın nasıl her fırsatta kullanıyorum.Gelsin pastalar yensin yemekler :)

January 24, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Dağınığım ama burdayım

Epeydir yazmamışım.Nedeni çok ama en büyük nedeni kafam çok dağınık.Hiç multi process bir insan olamadım ömrümce.Çok şeyle uğraşayım diyemiyorum bir türlü.Birşey hep diğerlerinin önüne geçmiştir.Bir konuda abartmak, diğerlerini sallama durumları hakimdir her zaman.İnsan ilişkilerimde de öyledir.Dikkatim ve enerjim öyle çok sosyal olmama izin vermez.Bir noktadan sonra kendime bir taraf bulur, keyfime göre at gözlüğü takarım maalesef.

Şöyle bir değerlendirirsek keyfim fena değil.Ancak hastalık sezonu kız 20 gün arayla hasta olup antibiyotik kullandı.Yavrum büyümüş artık; nasılsın diye sorunca “iyi değilim, hastayım” diye cevap veriyor.Evde sürekli bir hastalık kızı geçtim biz bile üst üstte hasta olduk. Bir noktadan sonra insanı bunaltan bir süreç.İnşaallah kolay atlatırız bu kışı.

2012 yılı beni şaşırtmaya devam ediyor.İyi yönde, garip yönde…Tuhaf işte.Mucize yılı olur inşaallah bütün güzel insanlar için.

Burdayım, yazacağım sonra :)

January 19, 2012 Posted Under: Öylesine   Read More

Bulanık anlar

İşte gidiyorum çeşmi siyahım.

Sabah sabah yanık yanık içten içten bu türküyü dinlemek insanı allak bullak ediyor.

Babamın “yavrularım ben size hakkımı helal ediyorum” deyişi geliyor aklıma, eşimin başını okşayıp “ben senden razıyım Allahta razı olsun” derken.

Kardeşim çok sinirlendirmiş, delirmiş gibi konuşuyor telefonda.Resmen bağırıyor, kaybediyor kendini.Nefes nefese kalıyor, sakinleştirmeye çalışıyorum ama bitirmeden rahatlamıyor.Nefesinin kesileceğini bilsede susmuyor.Karşısındakinin kim olduğunu, nasıl bir ruh halinde olduğunu hiç düşünmeden anı yaşıyor.Sus anne artık, bir de beni dinle diyemiyorum.Belki çok kötüyüm, belki benimle son konuşman bu diyeceğim.Belki artık yaşamak istemiyorum, gidip bir yerden atacağım kendimi.Olamaz mı? Ne diyecek sonra? Onunla konuşmuştum birşey dememişti, iyi gibiydi mi diyecek? Yoksa kendi sesimden onun sesindeki yorgunluğu anlayamadım mı? Kimbilir?

Keşke sevdiklerimizle geçirdiğimiz her ana kendimizi verebilsek, abartmak yerine Hakka teslim olabilsek!!

“Anne sen ütüyü böyle böyle mi yapıyorsun” diyerek elinde hamurdan yaptığı ütüyü bana gösteren cimcime, sen çok yaşa, gönlümün sultanı kuzum.

Okulun yarısına aktivite olarak hemşire hanımın da katılımıyla yaralanmalar sonrası uygulamalı olarak alçıya almayı göstermişler.Anlattıktan sonra kimin parmağını alçıya alalım demişler.50 çocuk içerisinden bir Elif gönüllü olmuş.Akşam almaya gidince bütün okul tarafından böyle özgüveni olan bir çocuğun annesi olarak tebrik edildim.Bilselerdi annesinin bu dünyada bu kadar acizken , böyle hayat dolu bir çocuğu mutsuz görmekten o derece korktuğunu, iki büklüm dolandığını; yaşaran gözlerimi daha iyi anlayabilirlerdi.

December 27, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Hep aynı değil!!!

 1-2 defa olmuş, hem de hiç istemediğim insanlara karşı benden garip bir şekilde bir yabancı gibi  bahsetmişti.Nasıl yer etmişse aynı ses tonu ve mimikleri tekrar yakayıverdim.Akşamki alınganlığımın nedeni buydu.Nasıl herşey anlamsızlaştı, uzaklaştı, küçüldü.Dert oldu, hayat zorlaştı.Kabul etmesi zor geliyor insana, sanıyor ki birbirimize en yakın olduğumuz ve en iyi tanıdığımız anda evlendik.Bu ne kadar ihtimalse, aksi de o derece ihtimal dahilinde görünüyor; bildik ancak pek kabul görmeyen öyle bir gerçek ki bu,  insana özgü bir zayıflık ancak anlaşılmaz değil.

Kafasının dağınık olmasına vermek , aramıza bu kadar mesafe girebiliyor olmasını görmeye engel değil; birlikte ama yalnız…

Birlikteliğimizin koşullanılmış bir yaşam olmasını istemiyorum.Her daim farkedilir yakınlıkta olsun yaşanmışlıklar.Her bakış, her dokunuş anlamsız kalmasın ortada.Şükürle sulansın, hep taze kalsın duygularımız.Sıradanlaştırma bizi.


>

December 13, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Hayat devam ediyor

Mahsunun dizisi var yaa “hayat devam ediyor”, seyrediyorum.Oyuncular çok yetenekli.O kudret yok mu, o kudret!!!! Nasıl bir oyunculuktur öyle.Vell vell vell…Kocam her seferinde Mahsunun dizisine mi bakıyorsun diye ııı, mııı yapıyor.Onun ııısı, mııısı önemli değilde çok kötü giderse devam edemem yaa ne öyle benim derdim bana yeter zaten.

Annem hasta, 1 yıldır hasta.Araya giren hastalığı yüzünden tedavisi aksadı.Artık yapılacak en son şeye başlanıldı.Dayanması lazım.Artık ciddiye alması gerektiğini, aksi durumda 3 yıl ancak yaşayacağını söyledim.Nasıl söyledim, nasıl söylenir? Demek durumun böyle olmayacağına, iyileşeceğine dair bir umut var ki söyleyebilmişim.Rabbim şifa versin, dua etmek lazım.Garip bir ruh hali içindeyim.Ruh gibiyim, dalgınım, solgunum, enerjim emiliyor gibi.Çaresizlik değil, umutsuzluk değil, bu biraz kabullenemek sanki.

Geçen hafta birden şişen bademcikler beni 3 gün yatağa düşürdü.Her tarafım ağrıdı.Ateşim çıktı.Hiç birşey yapamadım.Penisilin türevi bir antibiyotik 3 günün sonunda etki etti.Garip ki son günlerde yaşadıklarımdan dolayı en kötü senaryolar geldi geldi gitti aklıma.Oysa sorun bademcik şişmesiydi.Çok ciddi bir şeyde mesela menenjit ki ateşin 40 ın üstüne çıkması gerekirdi.Bunlara bilmeme rağmen tam bir paranoyaklık yaptım.Evli ve çocuklu birinin 3 gün yatması pekte hayırlı birşey değil.Ev öyle bir dağıldı, herşey yığıldı ki hala toparlayabilmiş değilim.Yardımcı kadının telefonuna ulaşamıyorum.Her akşam içimden bir çığlık yükseliyor; atsam bildik bir çığa sebep olacak  anında :P Neyse bu haftasonu pek bir çalışmam lazım.

Geçen pazar arayı açmadan Hande ile görüşme kararı alıp kahvaltıya gittik.Herşey çok güzeldi.Tekrar teşekkur ederiz.

Berilin elinde gördüğü herşeyi alma çabası, ağlamalar, abartmalar..Şah iken şahbaz durumları Berilin bir şekilde uyumasıyla duruldu.Orkun amcası da bütün enerjisini toplayıp ilgilenince çok eğlendi.Biz çocuklar kaynaşsın diye düşünürken, yine “yok yok bunların birlikte oynamalarına daha çok var” sonucuna vardık.Bir ara yerlerde sürünüp birbirlerinden rahatsız olmadan oyun buldular.Paylaşılamayan oyuncaklar kavga sebebi oluyor.Aslında kreşe giden bir çocuğun paylaşmayı öğreniyor olması gerekir gibi geliyor insana ama durum bizde tam tersi kreşe başlamasıyla bu türden tepkiler çok çok fazla arttı.Kreşte survivor durumu mu söz konusudur nedir :)

Diş doktoru olan Hande teyzesi kızımın dişlerine baktı.Parmak emdiğinden dolayı dişlerin çok etkilendiğini, bu yaşlarda bırakmazsa sonradan ciddi tedaviler gerekecegini söyledi.Ben zaten bu konuda çok endişeliydim, iyice panikledim.Parmak emme olayı özellikle geceleri çok kötüydü.Sürekli parmağını emmekten derin bir uyku bile uyumuyordu.Şimdi acı oje olayına yeniden başladım.Eskisi gibi tepki gösterip yıkatmıyor.Sadece yatarken sürüyorum.Anlatıyorum böyle böyle diye, anlıyor, Handenin söylediklerini de çok iyi dinlemiş.Doktor teyzemiz bırakman gerektiğini söyledi diyorum, parmaklarını uzatıp sürdürüyor.İnşallah uzun süre böyle devam edebiliriz.Yani böyle bir alışkanlık için 1 yıl gibi bir süre gerektiğini düşünüyorum.Tırnak yiyen biri olarak 1-2 aylık bir aranın alışkanlık üzerinde pek bir etkisi olmadığını çok kere yaşadım.

Akşam baba, gece bile çalışınca “bugün çok çalıştım, kendimi ödüllendireceğim” deyip bizi dışarı çıkardı.Her zamanki köftecimize gitmek için yola çıktık.Elifle aramızla şöyle bir konuşma geçti:

- et yiyecek misin anneciğim

- hayır ben kek  yiyeceğim

- ama orda kek yok ki!

- evet yok, keki sen pişireceksin evde!

Anne güler güler…

December 9, 2011 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

3 deyip geçmeyin

3 yaş…3 deyip geçmeyin “pardon pardon ben mama yemicem, ben pasta yicem” diyen bir cimcime karşısında tutulup kaldığınız bir dönem bu. “İlkyul lütfen” demeleri; ahh…Annenin yüreği dolu, dili lal…O ise bülbül oldu şakıyor yuvamızda

Daha dün gibi hatırlıyorum o lohusa dönemlerini.Bakıp bakıp zaman nasıl geçecek, bu yavru nasıl büyüyecek diyen o buhranlı dönemler çok net aklımda; geçmeyen kış, sürekli yağan kar, pimpirikli baba, anneyle hiç konuşmayan bebek öylece duruyor hafızamda.

Nasıl özlemiştim o baharı, nasıl geç gelmişti.Şimdi kuzumla geçirdiğim her an bahar.Ömrümün baharı kuzum.

November 30, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Üzerimden bir doğum günü kutlaması geçti

Sanırım bu işte bir yanlışlık var.Günlerdir kafamda tasarladığım kızımın 3. yaş doğum günü kutlamasının ilk bölümünü dün evde ailecek kutladık ancak kutlamanın sonuna daha çok varken ben oturduğum yerden kalkamadım.Son ana kadar bir ocak, bir vileda, bir süpürge koşturdum durdum yine.Nasıl oluyor insanlar nasıl beceriyor anlamıyorum.Yiyecek içecekler günler öncesinden hazırlanmaz ki.Yaa temizlik akşam her yeri sil süpür sabaha eser kalmıyor bizim evde.Dün saat 4 te beklediğim kardeşlerden dayımız 2 çocuğuyla 2 de geldi, nerdeyse bornozla karşılayacaktım.Sonra teyzenin teki 6 da geldi; saati yanlış anlamış.Diğer teyze dört buçuk gibi geldi ki biraz erken gelip yardım etmesini istemiştim.Yardım istemesem kaçta gelecekti ki? Anneciğim “niye temizlikçi almadın?” kocacığım “2 günde hazırlanamadın” şeklinde hiçbir faydası olmayan konuşmalarla etrafta dolandılar.Arada tek başıma olduğumu hatırlatmak zorunda kaldım.Aslında çok gerilmemeye çalıştım ancak gerginlikten öte yorgunluk ve ayakta fazla kalmaktan kaynaklı sırt ağrısı iflağımı kesti.

Yine özel bir sofra hazırlamak istedim.Bu sefer çocuklar için menu hazırladım.Erzurumdan gelen halisi muhlis terayaği ile etli, kuş üzümlü, mısırlı, bademli güzel bir pilav ve pane harclı tavuk yaptım.Çeşit boldu.Herşeyi hazırlayıp masanın işini bitirdiğimde, erken gelen misafirler yüzünden gündüz uyumamış olan bizim kız sebepli sebepsiz ağlamaya ve üzerine aldığım kıyafetleri giymemek için direnmeye başladı.Bir ara kıyafetleri hiç giymeyecek ve sürekli ağlayacak diye düşündüm.Pastaya mumları yerleştirip,maytapları yakınca sustu çok şükür.Mumları üfledikçe neşesi yerine geldi.Herkesle fotograf çektirdi.Sonradan kuzen zeynep katıldı da Allahtan oyunla felan herşeyi unuttu.Ancak annede şarj çoktan bitmişti.Yaptıklarımdan yiyecek enerjim bile kalmadığı gibi başımda migren ağrısı, koltuktan kalkamadım.Kıza teyzesi biraz pilav yedirince, onun verdiği bir rahatlıkla öylece kaldım yerimde.Fotolarda herkes bir tarafta çıkmış.Bu kutlamaya ait anne, baba ve çocuğun olduğu bir kare bile çıkmadı fotoların arasında.

Neyse aslında fazla söze gerek yok.Bu devran böyle gidecek.Nihayetinde 3 yıldır değişen birşey yok :P Ama bir daha doğurursam şöyle temmuzda felan doğurcağım ki çayırda bayırda en azından ev işi derdi olmadan bir kutlama yapabilelim.

Uzun lafın kısası bu akşama kadar yorgunluktan eser kalmaz.Akşam çay yapıp dünden kalanları yer, o güne ait fotolara defalarca bakarım.Diğer makinelerdeki fotoları da ister, facete albümler hazırlarım.

Haa bu arada cuma günü başka bir kutlama da kreşte yapacağız.Kızımın SAT a göre doğması gereken günde yapacağımız bir kutlama olacak ve kuzu kreşteki kutlamadan çok daha fazla zevk alacak eminim.Kutlu doğum haftası kapsamında her mumu üfleyebilir her pastayı kesebiliriz duyrulur :)

Nice senelere tatlı kuzum!!!

November 21, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Pipeto

Elif tatilde havuzdaki çocukların maskotu oldu.Herkes sevmek istedi, oyunlarına katmak, katılmak.En çok canavarcılık oyunu oynadılar.Onlar canavar olup suda kızıma saldırdılar bense kahramanlar gibi onların elinden kızımı kurtarıp bastım bağrıma.Çocuk havuzundan çıkamayan tek anne bendim nihayetinde.Hep birlikte oynadık.Ancak bazen çocukların yoğun ilgisi, ona dokunmaları, simidini çekiştirmelerinden rahatsız oldu.O durumda parmağını sallayarak “pipeto” diye bağırdı çocuklara.Onun uydurduğu bir hakaret sanırım.Demek hakaret etmek de kızmanın bir parçasıymış ve de gerekliymiş :) Uydurmasyon olayı ihtiyaçtan yani.Ee ne yapsın etrafında kimse kimseye hakaret etmiyor çok şükür, etme potansiyeli olan müsfetteleri zaten yerin 9 kat altına gömüp üstlerinde bitecek otları ise tabiata bıraktık :P

November 17, 2011 Posted Under: kuzu   Read More

Hastalık hali

Kurban bayramı tatili fotolarını yine unuttum.Renk oluyor bu fotolar blogta, benim her zaman hoşuma gider renkli formlar.

Tatil öncesi öyle bir stres yaparım ki, tatilin başında o gerginlikten kaynaklı yorgunluk 1-2 gün beni çok etkiler.Tatile giderken unutmamalıyım dediğim 1-2 şeyi unutmuşum telaşla.Özellikle yanımdan hiç ayırmadığım dua kitabımı unutmuşum.Ortam da çok yaratamadım okumam gerekenleri okumak için.Belki onun eksikliğinden kaynaklandı, belki başka olumsuz birşeyleri hissetti ruhum bilemiyorum ancak geceler, uykular, rüyalar çok kötüydü.Böyle hallerde bana en iyi gelen şey oruçtu.O aç halin hafifliği yerine pis bir ağırlık vardı üzerimde.Eşimi, kızımı inceledim baktım yüzlerine, anlamamışlardır; bazen çok iyi oyuncu olurum.Onlar benden daha iyi görünüyorlardı.Daha çok eğlendiler, onları mutlu görmek hissettiklerimin sadece vesvese olduğunu, savsam, önemsemesem, düşünmesem, atsam sırtımda taşıdıklarımı şeklinde kendime yaptığım telkinlere yol açtı.

Belli ki bu zamanlar hastalık ve teşhis içindi.Bir umut kabardı içimde dermanını bulan hasta gibi.

Şöför koltuğunda sürekli konuşan eşimin o çocuksu dırdırcılığı ile sürekli o konudan bu konuya atlaması,elini kolunu sallaması,onu arkadan seyreden bana çok iyi geldi.Bir ara omuzlarını sıktım, yüzüne dokunamadığım için.Tatlı ve sevimliydi.

Evime yaklaştıkça gevşedim.Kapıdan girince kendimi daha enerjik ve mutlu buldum.Neticede bu kadar cebelleşmeye rağmen dinlenmiştim.

November 16, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Öylesine

Sanırım değişmeye başladım.

Geçen bir arkadaş facebooktan hadi görüşelim dedi.Olur dedim.Eşimi, kızı alır ODTÜ de buluşur sohbet ederiz dedim.Yok yok boşver ODTÜ yü dükkana bilkente gel deyince hem de pazar günü bir kuyumcuda, benim gözüm oraya buraya kaymadan bir iki laf etme şansımızın olmadığını düşününce çok anlamsız geldi bu teklif. Potansiyel müşteri değerlendirmesi pek bir rahatsız etti ve kibarca bir bahaneyle teklif savuşturuldu.Birden içim daraldı, hele bir duruver dedim kendime.Bana özel bir vakti ve mekanı hakettiğimi düşündüm.Bana değerdi :D Koca bu son nokta tutumuma pek bir anlam veremedi velakin.Şurası kesin ki artık yaşlanıyorum.Daha samimi ve çıkmazsız dostluklar istiyorum.Kısmet işte dostlukta kısmet.

Özden biliyorum ordasın :P

November 15, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Konuşan sıpa

Babası doğduğundan beri sesi nasıl olacak, nasıl konuşacak diye çok merak ediyordu.Şimdi cimcime hiç susmuyor.Konuşmalarını en iyi anlayan benim.Ben anladıkça konuşmasını daha bir artırıyor sanki.Anlaşıldığını bilmek kendine güvenini artırıyor.

Dün akşam kucağımda klozete gidiyoruz:

“Ben abla oldum” deyince, ben de ” evet sütünü içtin, büyüdün, abla oldun” dedim.Hemen “hayır ben bugün hiç süt içmedim.Yasemin sütleri banyoya döktü” dedi ve ben dumur dumur dumur.Nasıl yani? Her sabah 2 kap hazırladığım pediasurelü sütler dökülüyor mu? Bir tuhaf oldum? Gerçek mi acep? Hala bir garibim.Öğretmenine bu konuda çok güveniyordum, olabilir mi böyle birşey? Tamam genelde sabah sütünün yarısını içtiğini akşam sütünü ise bitirdiğini söylüyordu ve dökülen sütün sabahtan kalan süt olma ihtimali yüksek olsa da sarsıldım yaa :(

Babaya anlattım söylediklerini ve öğretmene böyle söylediğini söyleyip söylememe konusunda fikrini aldım; sakın söyleme dedi.Daha kötü olur.Hem bir çocuğun sözlerine nasıl güvenebilirsin, ne söylediğini tam değerlendiremiyor şeklinde net bir tavır koydu.Hay Allahım ne garip bir durum :(

Neyse…Bu sabah hazırlarken sol gözü çapaktan tamamen kapanmıştı.Sıcak su ve pamukla açmaya çalışırken bizimki “kör oldum” demeye başladı.Eeee ben de koptum gülmekten.Sus kız dedim ne kör olması.Nerden öğreniyorsun bunları dedim güle güle.Duramadım babasına anlattım olanları.Ayy yazarken bile gülüyorum hala :)

Gerçekten 3-6 yaş dönemi çok değerli bir dönem aslında.Yabancı dil öğrenmek için de en uygun dönemmiş.Ne yapsak ki?

November 15, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Saat dokuzu beş geçe

Burdayız dostlar burdayız.

Lakin bizimle ilgili meseleler pek bir küçük kalıyor son haftalarda olanların yanında.

Yine de hayat devam ediyor, her zaman olduğu gibi.

Bayram tatilini aldığımız izinlerle 9 güne çıkartıp, bayramın 2. günü bir kaçamak yapıp Kozaklı thermallerine gittik.İlk kez termal otelde bir tatil geçirdik.Bir terslik olmadı, gayet eğlenip geldik.Kız yine açlık sınırlarında yaşadı.Ancak havuzun, suyun tadını sonuna kadar çıkardı, öyle ki eve geldiğimizde aklına geldikçe odamıza gidelim diyerek otele dönüp havuza girmek için mızmızlandı.Birkaç güzel foto ekleyebilirim sonra.

Bizim kız bir tuhaf oldu.Sürekli bizi şaşırtıyor.

Otelde babası haberleri izliyor, günlerden 10 Kasım.Günün anlam ve önemi hakkında konuşmalar yapılmaya başlarken bizimkisi başlıyor ” saat dokuzu beş gece, atam dolmabahçede.Gözlerini kapamış.Bütün dünya ağlamış.(Eller gözlerde ağlıyormuş gibi yapıyor)” Şiir bununla bitmiyor devam ediyor: “doktor doktor kalksana.Lambaları yaksana.Atam elden gidiyor çaresine baksana”.Sonra eller böyle başın üstüne çıkıp iniyor ve yine devam ediyor ancak o kısımları çok anlaşılır değil.Ben de o bölümü hatırlayamıyorum.Düşünüyorum, düşünüyorum ve sonunda buluyorum:” uzun uzun kavaklar, dökülüyor yapraklar.Ben atama doymadım, doysun kara topraklar”.Eller uzun uzun kavaklar için kalkmış meğersem :)

Ağzımız açık kaldık.Ne zaman öğrenmiş.Kaç kere okunmuş olmalı ki bu şekilde ezberlemiş olsun.Anne baba yine şaşkın.

Dün babasına beni bir ara epey şikayet etmiş.Annemi sevmiyorum, o bana çok kızıyor demiş.Baba bundan çok etkilenmiş.Bana çıkışır gibi oldu.Aslında çok kızmıyorum ama “anne kızıyor” lafınını çok kullanıyorum.Onun yerine jet hızıyla ” anne üzülüyor” deme kararı aldım.

Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım.

November 14, 2011 Posted Under: kuzu   Read More

Canım yavrum

Haftasonu odasının perdesini yıkayıp, ütüleyip takmak için merdivene çıktığımda o da odadaydı.Merdeveni açmamı, üstüne çıkmamı öylece seyrediyor gözüküyordu.Ancak ben merdiven tepesine çıkınca birden “anne anne dikkatli ol, orası çok yüksek, bak ben küçücüğüm, oraya çıkamam” diye bağırmaya başlayıp, merdivenin ayağına sarılması bir oldu.Ben onu teskin etmeye çalışmış olsamda merdivedeki işim bitene kadar aynı şeyleri tekrar etti.İşim bitip ona sarılınca “çok korktum” dedi.Çok duygulandım.İlk kez böyle bir tepkiyle karşılaştım.Tepki demek doğru değil aslında.Doğru tabir sevgi gösterisi olmalı.

Ne zaman büyümüştü, bu kelimeleri daha önce kullanmışmıydı? Gözlerimden yaşlar boşaldı, sesim parça parça oldu.Anne olmak, biri tarafından böyle sevilmekti; belki de ilk kez.

Kreş olayı çoğu yönden çok iyi.Keşke daha önce göndermiş olsaydım diye çok söylendiğim olyor.

Ancak bazen çok endişeye kapılıyorum.Dün akşam Elifi teslim alırken yine yüzünde çizikler vardı.Öğretmeni diğer çocukları teslim ederken kalemle yüzlerini boyamaya çalışmışlar, çizikler kalem çiziği deyince, bütün gece bu konu kafamı meşgul etti.Çocukların yanında her şekilde birinin olması gerekmiyor mu? Yardımcı öğretmen nerde? Sonra çizik atacak kadar sivri uçlu kalemler yalnızken neden ellerine veriliyor diye bir mesaj attım kreş müdürüne.
Canım yavrum Rabbim korusun seni ve bütün kuzuları.

November 2, 2011 Posted Under: kuzu, Öylesine   Read More

Dostlarımız geldi

Handecim sağolsun pazar kahvaltıya geldi.İyi ki geldi.Berili gördük çok sevdik.Dondurulmuş embriyo olan Berili eşim çok sakin buldu.2. çocuğu dondurulmuş embriyolarımızdan düşünelim, Beril gibi olsun deyince güldüm.2. çocuk haa!!!! Ne kadar uzak göründü gözüme.
Kardeşim, kızı ve eşi de kahvaltıdaydı.Hande ile nerden tanıştığımızı sorduklarında blog dostluğu dedik.Anlamadıklarından eminim.Tatmayan bilemez değil mi?
Dostluk güzel şey.Bütün yorgunluğum geçti arkadaşımla sohbete başlayınca.Onun tatlı dili ve samimi tavsiyelerine her zaman ihtiyacım olacak.

Daha sık görüşelim daha sık fırsat yaratalım.

Dünyamız genişlesin, böyle güzel insanlarla :)

Ev ortamı sıcak ve güzel ancak çocuklarla uğraşmaktan Handeciğimle çok konuşamadık.En iyisi biz kaçamak yapıp dışarda tekli buluşalım dedik.
Koşturmadan eşler ne yaptı ben çok takip edemedim ama anlaşılan iyi kaynaşmışlar :P
Kızımın çok nadir huysuzluğu pazar sabahına rast geldi.Anlamadım ne oldu çocuğa.Oysa misafirleri görünce öyle heyecanlanıp sevinç dansları yapmıştı kii.Bir anda yükselen andrenalin yerini yorgunluğa bırakınca işin seyri çok değişti.Kıskançlık, huysuzluk, kuzen zeynep faktörü hiç olmadı hiççççç.
Bizim sofra :)
Haa bu da biz :P
Heralde bizim kadar fotojenik olmayan 2 bayan daha yoktur.Hadi ben neyse de Hande öyle güzel bir bayan ki fotograflardaki Hande ile pek bir alakası yok.

November 1, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Orta sınıftan biri olarak

Elim varmıyor şu sıralar yazmaya.Ancak okuyorum önüme ne gelirse, gözüme ne takılırsa; özellikle deprem bölgesine yardım adına.

Gönderdim alel acele birşeyler.İlk gün elim ayağım titredi.Yüreğim ağzımda dolaştım.Birşeyler yapmadan ferahlamayacaktı içim.Eşim sen kıyafet gönder ben para göndereyim deyince gidip kalın kalın büyükçe poşetlerden aldık.Açtık gardrobunu koyduk içine ütülü temiz kıyafetleri.Kuzunun en güzel battaniyelerini attık içine.Eskiden kansız ve de yağsızken giydiğim kalın hırkaları koydum.Teker lastikli botlarımı da atıverdim.Battaniye yorgan işte…Demesinler atılacakları bize göndermiş diye.Kuzuma seveseve giydirdiklerimden seçtim.Güle güle kullansınlar.Daha elimde çok kıyafet var.Vakit bulup hepsini elden geçirip göndermek istiyorum.Yeter ki ihtiyacı olanlara gittiğinden emin olayım.Sonra oyuncaklar var.

Bir yorgan gönderdim içime sinmeden.Düğünde kaynananın çuvala koyup kirli ve çarşafsız getirdiği yorganı gönderdim.Görünce çok şaşırmıştım.Annem anlayınca durumu götürüp yıkayıp “al kızım tertemiz oldu bak çarşafta çektim” deyip vermişti.Bir türlü sevemediğim, bazanın altında yıllardır duran bu yorgana, en sevdiğim nevresimi geçirip koydum.Eşimin sünnet yorganıymış, ondandır bugüne kadar saklamış olmam.Ama olmadı kullanamadım.Hikayesini bilmeyenlere gönderdim.

Yardım heyecanı sönmemeli, daha çok yardıma ihtiyaçları olacak.Devlet onları unutmamalı.Herşey daha çok yeni.Yaşadıklarına
şükretme aşamasından sonra, kaybettiklerinin yokluğunu çekmeye başlayacaklar.Kış günü can derdi var.Onun dışında birşey diyemiyorum, Allah yardımcıları olsun.

October 31, 2011 Posted Under: Öylesine   Read More

Asıl suçlu

Ateş düştüğü yeri yakıyor.Düşecek yer çok bu memlekette.Birgün senin başına da düşebilir. 2007 senesinde çalıştığım yere çok yakın hergun turladığımız, akşamları eşimle bulluştuğumuz yerde tam o buluşma saatlerinde canlı bomba patlamıştı.Kaç kişi ölmüştü, kaç kişi sakat kalmıştı.Çok yakın, çok sıcak.
“Vatan sağolsun” diye bağırdı mı analar, tamam diyor birileri yine uyuttuk, oldu bu iş.Şimdi silahlı kuvvetler her yeri bombalıyormuş.Artık mağaralardan seyredip gülüyorlardır vatan hainleri.Bizde TV lerdeki görüntülerle kendimizi kandırırız.Çok kızgınım, devlet içindeki devlete kızgınım.Ama acımayaz yüreğim, kararamaz dünyam o analar gibi.
Çok acıdır çok dayanılmazdır,ancak kimse kimsenin acısını anlayamaz.İşte burası çok gerçektir.Rabbim yardım etsin o insanlara.

Neye kime hizmet ettiğini bilmeyen bir grup terorist var ortada.Kim bu ülkeye zarar vermek istiyorsa ilk onların kapısına dayanıyor.
Kaynak mı istiyor, yediği para, aktarılan para mı az geldi, başbakan yurt dışında çok görülmeye mi başladı, bu ülkeden çok mu konuşulmaya başladı,istikrar devam mı ediyor hopppppp onları buluyor.Ahlaki hiçbir değer taşımayan, insanlıktan nasipsiz insanlar asıl suçlu sizsiniz.Asıl vatan haini sizsiniz.3 kuruş için bu ülkeyi satan sizsiniz.

October 20, 2011 Posted Under: kuzu   Read More