<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Category: Öylesine | Aslı Elif Malcı

Archive for the “Öylesine” Category

Yelkenler Fora!!!

şerife malcı…………….serife malci………………………………denilen kakalak yılan gelsin bol bol okusun

Şerife mal…denilen kakalak….. nilüferden ev istiyorum çocuğun kolejine yakın olsun anne. zavallı… anne anne ev satılmıyor anne ne yapıcaz anne anladın mı beni anne sen beni çok iyi anlarsın anne.Teyze teyze teyze babamı en iyi sen ikna edersin. Bu arada bir iphonem bile yok.Şerife mal…denilen kakalak gibi iphone alıp, Şerife mal…evimi kaynanama yeniletmeye çalışmanın açıklamasını düşünüyorum düşünüyorum bulamıyorum.Şerife mal… özlüceden ev istiyoruz ama çok pahalı diye acındıracak kendini.
“Eee hayat, bak olasılıklardan bir demet sundu sana.Sürükledi düşüncelere ama somut bir delil vermeden hislerini anlamanı sağladı.Şimdi ne yapacaksın, açacak mısın yelkenleri, hatta nereye gideceğini bilmesen de yine açacak mısın?Yoksa, bir sonraki durağı bilmeden ayrılmam mı diyorsun bu adadan.

Tabi pek güzel değil hiç kimse için bile bile yalnızlığa atılmak, ama ve lakin, hiç hoş değildir yalnızlık giderici olmak: sadece ve sadece…Ve bunu bilmeden sevmek.”

diyerek başladığımdan ve bunları 1993 yılına ait mavi ajandama yazdığımdan beri tam tamına 12,5 yıl olmuş.Dile kolay gibi beylik laflara gerek yok etmedim farzedin.Sanki zaman yavaş ilerlemiş ya da ben ayak diretmişim gibi pabucumun dibinde delikler, ayağımın altında nasırlarla buradayım.Bunun son 6 yılında anneydim yani 6 olduk ve bu bahaneyle bir şeyler yazalım dedik yani dedim olacak aslında.Arkadaş çevrem yazmaya devam etmem konusunda beni dürtüyor olsalar da devam eder miyim bilemiyorum.Zira yazmak için dolmak lazım gerekirken benim kafa epeydir pek bir dağınık. Toparlamalı ve olan bitene daha dikkatli bakmaya çalışmalı, her ne kadar bakmak görmek için yeterli olmasa bile bismillah demeli.1-2 foto ekleyip arkasını sonraya bırakalım.


December 6, 2014 Post Under Öylesine - Read More

5 olduk


Şerife mal…denilen kakalak.nilüferden ev istiyorum çocuğun kolejine yakın olsun anne. zavallı anne anne ev satılmıyor anne ne yapıcaz anne anladın mı beni anne sen beni çok iyi anlarsın anne.Teyze teyze teyze babamı en iyi sen ikna edersin. Bu arada bir iphonem bile yok.Şerife mal…denilen kakalak gibi iphone alıp, Şerife mal…evimi kaynanama yeniletmeye çalışmanın açıklamasını düşünüyorum düşünüyorum bulamıyorum.Şerife malcı… özlüceden ev istiyoruz ama çok pahalı diye acındıracak kendini.


October 6, 2014 Post Under Öylesine - Read More

Son Durumlar




Şerife mal…denilen kakalak anne anne ev satılmıyor anne ne yapıcaz anne anladın mı beni anne sen beni çok iyi anlarsın anne.Teyze teyze teyze babamı en iyi sen ikna edersin. Bu arada bir iphonem bile yok.Şerife mal…denilen kakalak gibi iphone alıp, Şerife mal…evimi kaynanama yeniletmeye çalışmanın açıklamasını düşünüyorum düşünüyorum bulamıyorum. Şerife mal…zaman nasıl olsa gösterecek demişti evet gösterdi kimin niyeti evmiş arabaymış gösterdi.nafaka yemeyi de göstersin.Şöyle dolap çevirip bana para aktaracak bir kaynanam olsa ne yaparım acaba? Arabayı mı , evi mi değiştirsem, iphone mı yenilesem? Yapsam yapsam ne yapsam.Kocama soruyorum apple mıymış? diye, iphone apple olur zaten diyor.Onu bile bilmiyorum. Neyse canım olmuşken elti telefonu en iyisi olsun ayrıca iphone lazım ne de olsa her yerden bizim
Şerife mal…denilen kakalak blogun takip edilmesi lazım.Utanmadan bir de söz veriyorlar.Dedikodu malzemesi bulup yetiştirecek puan kazanacak sonra da anne anne ev küçük,Şerife malcı… özlüceden ev istiyoruz ama çok pahalı diye acındıracak kendini.zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı zavallı

Bende durumlar böyle.Resim aslında çok şey anlatıyor 😛

February 20, 2013 Post Under Öylesine - Read More

Canım…

Akşam bizim çok bilmiş kuzu ısrarla babasının sakalını ve bıyığını kesmesini söylüyor.çok uzamış batıyor diyor.Eşim bana dönüp keseyim mi dedi.Benim onu bu halde daha çok beğendiğimi bilir.Hayır dedim.Onlar benim hoşuma gidiyor, sürt bakayım yüzüme dedim.Geldi sürttü yüzüme.Kızım hala ordan bağırıyor kes kes diye.Ben istemiyorum diye kesmedi.Öyle genç aşıklar gibi bir bakışma bir dokunma oldu aramızda.Çok hoşuma gitti.Aşk hep yakınımızda kal.

January 22, 2013 Post Under Öylesine - Read More

Daha ötelere

Yazalım…

Ordan burdan…

Müntaz kuşlara yem atarken (Huzur / Ahmet Hamdi Tampınar) olayı sevap işlediği bir eylem olarak görüp kendine bir pay çıkarmış ve bu payın onu Allaha yakınlaştırdığı hissine kapılmıştı ve bu his beni çok fazla rahatsız etmişti.Öyle kii aylardır içimi gıcıklayıp duruyordu.Oysa bize çocukken bir iyilik yaptırmak için mesela yaz tatillerini geçirdiğim köyümde hayvanların su içmesi için pınarların oluklarını temizlememiz için vadedilen hissin tıpa tıp aynısıydı.Peki nedendi bu rahatsızlık? Küçük bir hissin verdiği huzurla yetinecek ve Allahı bu huzurda tanıyacak çocuklar olmamaktı sebep ve bu çocukluk hissini duyguları, olayları, kişileri sanatıyla şiirleştiren bir yazara yakıştıramamaktı, tam buydu.
Bir adım öteye geçmiş birinin arkadaki birine duyduğu uzaklıktı meselenin izahı.Çok çok ötelere geçmiş birilerini bilmek ve o kulluk haliyle aranızdaki mesafenin farkına vardıran bir kıyastı bu iç gıcırtısı.Okurken bu yazarlarda ne aylak oluyor bu kadar küçük bir şeyi bile aklının bir köşesinde çok büyük bir şeymiş gibi tutup buralara yazmış dedirten bir şeydi.Belki bir küçümseme: kendini bilememekten kaynaklı…

Hislerimiz tam tahlil edebilsek, kendimizi net görebilsek, şuyum buyum diyebilmek için bile biraz tutarlı olabilsek, kusurları listeleyebilecek kadar net olsak…Ne zor insan olmak, benim gibi hep karışık olmak, dağınık olmak…

İşte böyle…

Bir bayram daha geçti.

Bayramda nazın doğum gününe gittik.Ne güzeldi.Ben çok yorgundum ama Ferdacım nasıl cıvıl cıvıldı.Allah bozmasın o gülen yüzünü.

October 31, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Geç gelen tatil































































































































Nedense bu sene herkeste bir yorgunluk vardı.Tatili Eylüle bırakmakla pek iyi etmediğimizi ramazan sonrası iyice hissettiğimiz yorgunlukla daha bir anladık.Eski tatil yerimize yine gittik.O güzel denizinde yüzerken ben yine bundan daha güzeli olabilir mi dedim.

Yüzme işi epey bir ilerlemiş ancak hala dalamıyorum.Suyu yarıp içerde ilerleyemiyorum.Mutlaka tekniği vardır ancak ben yapamıyorum.Ayrıca akrobatik 1-2 hareket denemek istedim ama olmadı.Bir onlar kaldı yapamadığım.Neden yazıyorum bunları yakın zamana kadar yüzmeyi bilmediğim gibi kaç defa havuzda boğulma tehlikesi atlattım.Bir keresinde havuzda suyun içinde asılı kalmıştım.Yanımdaki arkadaş ben olmasaydım gidiciydin deyip gülmüştü.Ancak yılmadım korkmadım.Ayrıca Didim Akbük koyunun denizi çok sakin ve insanı hiç yormuyor.Rahatlıkla açılabildim çok yorulmadan.

Elif tatili çok sever.Suya havuza bayılır.İlk gün otele varır varmaz baktım yorgunluktan adım atacak hali yok hemen havuza götürdüm.Su çok rahatlattı.Çok mutlu oldu.Simidi dolu olmadığı için simitsiz her gün havuza giden çocuk havalarında suda çok güzel oynadı.Öyle mutlu oldu ki onu öyle gördükçe huzur ve mutluluk doldu içimize.Dolu dolu bir tatil geçirdik: havuz, deniz, yemek, çay molaları esnasında yapılan hoş sohbetler çok güzeldi.Bebek arabası yanımızdaydı Elif öğlen uykusunu orda uyurken biz de eşimle oturup sohbet ettik.Boş boş oturup havadan sudan konuşmak da güzeldi.

Elif internetten sürekli su kaydırağı videolarını izleyip ben de kayıcam ben de kayıcam diyordu ancak tatilde kaydıraktan kaymaya cesaret edemedi.Tepesine kadar çıktı ama korkup vazgeçti.Hele kaydırağı ilk gördüğünde heyecandan çığlıklar atamaya kontrolsüz hareketler yapmaya başlamıştı ve ben de sakin olması için uyarmıştım.Bana dönüp: “anne şımarıyorum, arkadaşlarım kaydırağı görselerdi onlarda bağırırdı” diye bana karşılık vermişliği vardır bu kuzunun.Ancak heyecan ve merak onu 1 dakikadan fazla bir yerde oturmadı.Sürekli dolaşmak etrafı keşfetmek istedi.Bazen anne dolaşabilir miyim deyip izin istedi bazen ortadan kaybolup babayı çok kızdırdı.

Tatilin en kötü tarafı eşimin olağan paranoyaklığı idi ki gerçekten bunaltıcıydı.Mutlaka Elifin yanında birimizin olmasını istiyordu.Ortadan kaybolsa panikliyor ve sinirleniyordu.Bu tavrı en çok Elifi rahatsız etti.Ben denizdeyken o plajda Elifin yanında oldu, o denizdeyken ise ben.Gün geçtikçe bu paranoyaklığı hiç azalmıyor aksine artıyor gibi.

Eylül tatilinin en stresli tarafı hava ve deniz nasıl olacak konusuydu ancak hava ve deniz çok güzel; akşamlar ılık ve sakindi.Ege olunca rüzgar bekliyor insan ama çok sakindi.

Elifin en çok hoşuna türk hamamında sıcak suyla keyif yapmak gitti.

İşte böyle 1 haftalık kısa bir tatildi.Böyle olunca ilk günden hemen bitecek gidecek duygusuna kapılıyor insan ve bu da geriyor, tadına varmak yerine.

September 25, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Nostalji

Eşimle yeni çıkmaya başladığımız dönemdi. O beni görmeye Ankara’ya 1-2 kez gelmişti.Onun dışında günün büyük çoğunluğu cep telefonu ya da internet üzerinden yaptığımız görüşmelerle geçiyordu.Bir gün esti bana “seni ziyarete geleceğim” dedim.İstanbul’a ilk kez gidecektim.Hep gitmek istemiştim ancak böyle özel ve böyle heyecan verici bir şekilde olacağını pek aklımdan geçirmemiştim.İlk kez biri için şehir dışına çıkacaktım.Söylediğimde sevindi, nerde kalacağımı, ne zaman geleceğimi sordu. O olayı ciddiye alınca gitme işi iyice ciddiye bindi.Beni heyecan sardı ancak eli boş gitmek olmazdı.Küçük bile olsa bir hediye almak lazımdı.Ne kadar çok düşünmüştüm şimdi bile net hatırlıyorum.Öyle çok pahalı bir şey almak, karşımdaki zata “bak seni çok beğeniyorum ve etkilemeye çalışıyorum” mesajı vermek olacaktı.Adamın daha yolun başından havalara girmesini istemiyordum.Çok başındaydık ve karşılıklı olarak ne hissettiğimizi kendimize sormak için bile çok erkendi.Epeyce bir süre ne hissettiğimi sormadım kendime, birini tanımadan gerçek anlamda ne hissedilebilirdi? Biraz kadere bırakmıştım kendimi.Yeşil gözlü ve çok yakışıklıydı.Bir şansı hakediyordu 😛

Hediye? Kitap: çok sıradan geldi.Kravat: ne kravatı ne de kravat takan erkekleri sevebilmiştim o zamana kadar.
Sonra aklıma eşimin Ankara’ya ilk geldiği zaman ve koştur koştur çay içmeye gitmemiz gelmişti.Çayı sevdiğini farketmiştim.En sonunda bir çay fincanı almaya karar vermiş, güzelce paketlemiş, beni karşıladıktan sonra gittiğimiz misafirhanenin kafesinde vermiştim.Çok sevinmişti, gözlerinin içi gülmüştü.Resimdeki gibi beyaz, sade ancak kaliteli bir fincandı ve hala evimizde ve onu hala kullanıyoruz.

September 13, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Mucuk mucuk

Babası Elifi öpmeye bir başlayınca evin diğer ucundan rahatlıkla mucuk mucuk seslerini duyabiliyorum.Dün yine öpmeye başladı ama o kadar çok öptü ki Elif dönüp babasına “baba sen beni çok mu özledin?” diye sordu.Özlemiş bee kuzum, özlemez mi annen baban seni?

September 7, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Meltem evlendi!!

Sonunda Meltemi evlendirdik.Bir ara son anda vazgeçecek diye korkmadım değil hani 😛

Mutlu, huzurlu bir evlilik diliyorum canım arkadaşıma.


Meltem ablasının nikahına, gece gündüz kaldığı kütüphaneden çıkıp gelen kardeş.

Son dakka nikah şahidi oldum 🙂 Tıpkı benim nikahımda Meltemin son anda nikah şahidi olduğu gibi.Kadere bak 🙂




























September 4, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Bayram bayram gibiydi

Ramazan bayramının üzerinden nerdeyse 2 hafta geçti.Ramazan yoğun ve yorucuydu.Ramazan ayında dünyalık şeylerle çok  meşgul olmamak gibi kendi kendime bir karar almıştım. Mesela  taşınmak gibi insanın hayatını altüst eden büyük bir işe asla girişmek yoktu.Gerçekten dünya batsa asla böyle bir hatayı tekrar yapmam diyerek yapmışlığım olduğunu belirteyim.Ancak bu ramazan öyle bir işe giriştim ki dışardan dünyalık gibi gözükebilir ama ben bu işle uğraşırken yüreğim pır pır etti her anında Rabbime şükrettim.Anladım ki  ibadete çok fazla istidatı olmayan benim gibiler için Allaha yaklaşmanın en kestirme yoluydu bunlar.

Ramazana 1-2 gün kalmıştı.Kafam attı birden.Satarım bu dünyanın anasını dedim.Aradım Kazım ustayı.Verdim annemin adresini.Her yeri yeniden yap dedim adamcağıza.Adam 4 koldan çalışıp bayrama 4-5 gün kala her şeyi halletti.Annemin evinde eski adına çok az şey kaldı.Kaşığını-çatalını,  halısını- perdesini, ucağını-fırınını,koltuklarını, beyaz eşyalarını her şeyini yeniledik.Mutfak baştan yapıldı.Günlerce git gel temizlik yaptık.Annemle cebelleşerek bütün eski dökük eşyaları attık.Evi tanınmayacak hale getirdik.Ev çok yeni ancak TOKİ den alındığı gibiydi.Eksiği çoktu.Herşeyi hallettik.Annemi sonunda evine yerleştirdik.Çok itiraz etti.Dinlemedik.80 M2 lik şirin saray gibi bir ev oldu.Çok sevindi, çok rahatladı, çok dua etti.Biz çok sevindik, ben çok sevindim. Hele babam nasıl sevindi.

Üzerimden bir dünya yük kalktı anlayacağınız.Ohhhh beee dünya varmış.Nasıl yaşıyormuşum bu yükle ben? Sonra dalga geçtik annemle : “Bak bu eşyaları eskitmeden ölmek yok” diye.

Biliyorum ki kendi evinde çok daha rahat ve huzurlu.

Bu yüzden ramazan huzur, bayram bayramdı benim için.

Anneannemizin evinin dağınıklığına bakmayın.Çok şeker bir ev oldu.Güle güle otursun.

September 4, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Sevgili!..

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.

Sevgili!..

Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..

Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr’u dâra takan da, Halil’i oda yakan da oydu, ve oydu Eyyub’u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.

Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâl–i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nâgehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebet kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.

Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısırır tam yarısında geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller, ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.

Sevgili!..

Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına… Hani uykuya dalınca kenti, ve yalnız başına kalınca kendi… Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri, ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri… Vicdan sesinden bîzâr kürek mahkumlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca… Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende… Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken… Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bedene aşkını unutturma!..

18 Nisan 2002/İskender Pala

Okuyunca vurulmuştum bu yazıya.Aklımdan hiç çıkmamıştı.Sonunda Zaman gazetesinin arşivinde buldum.Aradan 10 yıldan fazla geçmiş, daha dün gibi…


August 1, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Kuzen Zehra

Nerdeyse 2 ay önce teyzemiz atıp 2 kızını arabasına bize geldi.Nerdeyse ilk kez 2 kuzenimizle birlikte vakit geçirdik.Çok güzel bir gündü.Çok uyumlulardı.Kesinlikle 3 kız 2 kızdan daha iyiymiş 🙂

July 30, 2012 Post Under Öylesine - Read More

O kadar kötü değil

Bizim iş yerinde kapılara asansör yakınlarına yakını vefat edenlerin ilanları asılıyor genelde.Göz atmadan geçemiyorum her nedense.Geçenlerde birinin dedesinin vefat haberini okuyunca garipsedim, ilk kez “dede” lafzı ile karşılaştım bu türden ilanlarda.Hem de saçma geldi; hani yaşını başını almış birinin ölümünü bu derece duyurup teselli beklemek anlamsız geldi.Şu sıralarda 70 yaşı duyunca “Vayy bee iyi yaşamış” dediğim için.

Annem 3 hafta sonra hastaneden çıktı.Sonuçlar hiç iyi değil.Riske atılacak bir durumu yok; kemoterapiye devam.Elbette Allah insana hayırlı ömür versin, ömür de bir lütuf neticede ama insanın boğazında bir şeyler düğümleniveriyor elinde olmadan.

Ben de çok pat pat konuştum.Sonuçlar çok mu kötüymüş diye her sorduğunda, kötü işte anne kötü dedim. İlginç demek kabullenmek bu kadar zor.Herkesin içinde böyle bir umut var ki, kimse bir şey kondurmuyor.Hem yaşatan Allah, yaşatır değil mi? Gerçekten koca bir umut içimizde.Rabbim umutlarımızı boşa çıkarmasın.

Hafta sonu küçük kız kardeşim, annem ve biz hep beraberdik.Güldük bol bol.İnsanın kardeşiyle iyi anlaşabilmesi çok güzel bir durum.Kızımın kardeşi olur mu, bilmem. Yalnızlık çeker mi, onu da bilmem.Çok da düşündüğüm söylenemez.Etrafımda idealleriyle yaşayan, onlarla hayatını dolduran çok kişi var. Bazılarına hayran olmamak elde değil.Onlar gibi olur mu, onu da bilmiyorum. Kısmet…
Ama ben en çok güzel ahlaklı insanlara hayranım.

Bundan sonraki hedefim ayda 3 kitap bitirmek.Madem oturdum gece 4 lere kadar çalıştım.Ayda 3 kitap bitirmek onun yanında çok ulaşılmaz bir hedef değil.

Aslında durumlar o kadar kötü değil, zaman zaman ben çok kötü olsam da.

Şekersiz içmeye çalıştığım çayı yaklaşık 1 saattir bitiremedim yavv.

July 16, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Geldik

Geldik dediğime bakmayın.Zaten buralardaydık da, iş güç sınav, ders çalışma derken epey bir hız kaybetmişiz.Neyse bundan sonra kaldığımız yerden devam ederiz.

Yaz geldi, geçiyor, tatile gidesimiz çok; deniz, havuz, akşam vakti esen o hafif meltem…Çeşme Çeşme…Hiç Bodruma gitmedik.Bodrum Bodrum diyemeyişim ondan.Egenin o soğuk suyuna ben bayılsam da baba ve kız için pek uygun değil.

Aslında bütün enerjim bitmiş gibi hissediyorum.Nasıl kafayı toplayıp nasıl ders çalışmışım şu an ben bile şaşırıyorum.

Aslı Elif çok mutlu.Onun huzuru dünyamızı dolduruyor.Kız çocuğu olduğunu yeni yeni gösteriyor.Kıyafet seçiyor, mağazaları gezerken kendi beğenip alıp geliyor.Benim beğendiklerimi alıp, üzerine tutup “Bu bana büyük anne” diyor.

Geçenlerde sınıf arkadaşının babasını görüp “Armanın babası, çok yakışıklı” diye bağırdı onca kişinin içinde.Gerçekten adam çok yakışıklı ve böyle bağırınca bir taraftan utandım bir taraftan adamla karşılıklı gülüştük.Sonra eşine anlatmış olanları, eşiyle konuşup tekrar tekrar güldük.Kıvanç Tatlıtuğ’dan henüz haberi yok 🙂 Muhabbete bakın!!!
Ayrıca kellerden de hoşlanmıyor.Aylar önce okulda etkinlik olarak bir arkadaşının eczacı anne ve babası gelip krem yapmışlar.Adam biraz kelmiş, olay boyunca adama sürekli çirkin diye bağırıp öğretmenini zor durumda bırakmış 🙂

Bazen sabahları okula gitmek istemiyorum diyor.Hemen “Bak okulda arkadaşların birçok şey öğrenir ama sen öğrenemezsin” diyorum, damarına basıyorum anlayacağınız ve bizim cimcime anında kalkıyor 😛

Okulunu çok seviyor olması ve okulun ona çok şey verdiğini görmek ise en büyük avuntum.

Yazdıklarıma bakınca hayatımda kızımdan başka bir şeyim yok hakikaten.

Onca iş arasına babamızın ameliyatını da sıkıştırdık.Oldu, bitti çok şükür.

Çakıl Çakmaktaş.Çakıl yaa işte tam Çakıl olmuş burda .Bazı arkaşlar benzetiyordu, fotoyu görünce çok güldüm.

Bu arada saçlarımızı kestirdik.Çok bunaltıyordu.Yazları kısa saçla geçirecek gibi duruyor şimdilik, ilerde istemiyorum kestirmeyin demezse eğer.

Resim Heykel Müzesi’ne gitmişler.Bizden çok geziyorlar.Bakalım bizim kuzuyu bulabilecek misiniz?

Ameliyattan daha yeni çıkmış baba ve yanında hastanede değilmiş gibi poz veren anne.Babanın 2,5 saat ameliyattan çıkmasını bekledikten sonraki rahatlamanın tam bir ifadesi olmuş.

July 13, 2012 Post Under Öylesine - Read More

İnsanım işte

Hayatımdan çıkardığım her şeyin yerine yenisini koyabileceğim zannının çok rahatsız etmediği bir yaştayım.Sevmiyor muyum, yanlış mı yaptı, hayal kırıklığına mı uğrattı, sıkıldım mı, üstüme dar mı geldi, çıkart ya da at. En büyük hayal kırıklığı bile 1-2 ayda iyileşir.Zaten uğraşacak bir dönemde değilim; küçük bir kızım var; enerjimi ona saklamam gerektiği felsefesi hakim.

Aslında yukarıdaki özetin kimseyi rahatsız edecek bir tarafı yok.Aksine ardından konuşmaya bile değmez deyip ne dedikoduya yer veriyor bünyede ne de herhangi bir tenezzüle.Biliyorum benim bu tarafımı sevmiyor insanlar.Ancak “Aşk” gibi öylesine büyük bir duyguda bile sevgilinin hayali sevgiliden daha güzel ise “yetersizlik, hiçlik ve anlamsızlık” neden bu kadar garip gelir ki insanlara.

Bir gün çok değer verdiğin biri ki onunla içtiğin bir bardak çay; birlikte yediğiniz bir dilim kek, üzeri yoğurtlu biber kızartması; seni öyle rahatlatmış, dinlendirmiş, huzur vermiş biri, seni hiç sebepsiz, kendi korkuları yüzünden kapıdan kovuyorsa , seni günlerce ağlatabiliyor ise…Garip işte her şey anlamsız ve saçma diyebiliyorsun.Sonrasında böyle bir ilişkinin hiç geri dönüşü olmuyor.Sorgulamıyorsun bile, çünkü biliyorsun ki karşındakine istinaden düşündüğün güzel insan tabiri sadece senin zihninin bir abartması ve bir algılama sorunu.Herkesler bir acı kahvenin kırık yıl hatırı var diye dursun!

Aklıma “Akıl Oyunları” filmi geliyor.Delilik çizgisinde yaşayan Nash’in gerçekle hayali birbirinden ayırt etmek için etrafındakilere “Bak ben bunu görüyorum ama siz de görüyor musunuz?” diye sorması gibi olabilse her şey.Sorsak ve hemen öğrenebilsek gerçeği.Böyle bir olasılık var mı? Elbette yok.Bu yüzden fazla takılmadan yaşamak gerekiyor hayatı.

Dengeli bir insan olmak için, sendelemenin verdiği rahatsızlığı bilmek iyi bir şey aslında.
Bazı karakterlerin sizi hep rahatsız edecek olması da iyi bir şey; tiksinti gibi,üzerinde çok fazla durmaya mideniz kaldırmayacak mesela.
Eşimin öyle bir akrabası vardı, arada arardı.İşsiz güçsüzlükten işte.Yoksa benimle ne işi olabilir.Ya da düşük çenemden kaynaklanan bir iki dedikoduluk laf için.Neyse kadının hayatının rol yapmak olduğunu anladım.Hep düşüncelerini, hislerini gizleyerek yaşadığını.Garip geldi, çok ustaca, yılların sonunda oluşan bir ustalık.Yazık işte kimin için ne için bu gayret. “Söylenen söz orda kalır” deyip her şeyi konuşabileceği konusunda kendini ele verdiği anları saymazsak hep yapmacık, hep sahte…

Ancak insanım işte; çıkarttım, attım desem de zihnimde bunların kalma sebebi elbette böyleleri gibi asla olmak istemeyişimdir.

June 12, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Bize kimler geldi

Ferdacım ve çok beğendiğim eşi, dünyalar tatlısı kızı Naz bu pazar bize kahvaltıya geldiler.Öyle mutlu olduk, sevindik, kaynaştık, yine göreşelim dedik.Canım arkadaşım seni çok seviyorum.

May 29, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Özet

Çok yazamıyorum ama yazmaya devam edecek gibi duruyorum.

Elifle komik dialoglarımız oluyor.Mesela geçenlerde:

– anne o kalemle çalışıyor musun?

-evet anneciğim.

-peki nerden aldın o kalemi?

-senin kalem kutundan.

-peki benden izin aldın mı?

-ahh yine sormayı unuttum.Çok özür dilerim anneciğim.Kalemini kullanabilir miyim?

-evet kullanabilirsin, izin veriyorum.

Biz “sen çocuksun, herşeye karışmalarla” büyüdük.Bu cümleyi her duyduğumda içimdeki kabaran öfkeyi hala hatırlıyorum.Ne cahillik!!!
Milletimizin hele bazı kesimlerin alacağı çok yolu var.
Şimdi benim kızıma mümkün mü ” Elif git şimdi işim var” demek ya da “sen anlamazsın” diyebilmek.Öyle sorduğu şeyleri kestirip atmaya bile yeltenmiyorum.Uzun uzun anlatıyorum ve beni sonuna kadar dinleyen kızımın, olayı çok iyi anladığını gösteren “özet sorusunu” duymak çok hoşuma gidiyor.

3 aylar yaklaşıyor.Düşündükçe bayram sevinci doluyor içime.Güneşte geçen seneden daha güzel daha iyi ısıtıyor içimi.

Annemde çok daha iyi görünüyor.

Bir tatil planımız bile yok 🙂

Elif sık sık havuza gidelim diye tutturuyor.

Etrafta herkes diyet, rejim, spor olayıyla meşgul, ben de tık yok 😛

Evin önünde yapılmaya başlanılan parkın tamamlanması 5 yılı bulur gibime geliyor 🙁

Biiii 2. çocuk muhabbetidir almış gidiyor 🙂

May 18, 2012 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek…

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ne çok okurdum bu şiiri bir zamanlar.Gençlik farklı bir dönem…

May 8, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Gaza geldik yazalım artık!!!

Günler ne kadar hızlı geçiyor değil mi? Küçük adımlarla, küçük anlarla ama büyük bir hızla…Pırasa yedi diye sevindiğiniz, her akşam bir kase yoğurt yedirme hedefinin peşinde koşarak ve bunları yapıyor olmanın verdiği bir tatmin duygusuyla yetinerek akıp gidiyor benim günlerim. Herkesten daha sıradan bazılarından daha küçük amaçları olan biriyim yuvarlak hesap.Aslında çok daha özel çok daha ideal biri olmak istiyorum iç dünyamda, özellikle kendim için.Duyguları daha dolu dolu yaşamak, hızlı kavramak, hızlı düşünmek, keskin sezme oyunu içinde buluyorum kendimi zaman zaman.Bu oyunda karşınızda bir dev aynası oluyor her zaman.Kendimi ne kadar da sık dev aynasından seyrediyorum.Oysa ne kadar küçüğüm.İlber Ortaylı’nın o ukala uslubunu sevmek gibi birşey bu.Büyük bir zatın gözyaşlarında boğulmak; “ben neyim ki, böyle birinin yanında” deyip acı bir umutsuzluk hissetmekle ise pek alakası yok; yese düşmeyi pek bir sevsem de…Neticede önemli olan sana ne verdikleri: neyi ne kadar sorgulatıyor, ne kadar hissettiriyor, ya da ne kadar kalıcı gibi, alsın götürsün, tutsun çıkarsın, çeksin kurtarsın gibi.Garip, demogoji yapmak bu olsa gerek; birşey söylüyor gibi yapıp hiç birşey söylememek. Oysa olayın özü kişinin kendinde bitiyor. Kim kimi anlamaya ne kadar uğraşır, hem neden anlasın ve neden uğraşsın.Sen kendini anla, kendinle uğraş, gerisi boş ne nafile.

Bir olay defalarca karşına geliyorsa, hallettiğini düşündüğün meselede bir dirhem bile yol alamamışsan belki de çok yerde hata yapıyorsun demektir.Şimdi var olan ve bundan 3-4 ay sonra olmayacak birşey mesela, sonradan bu da neydi, ne anlatılmak istendi, nelere sebebiyet verdi gibi soruları sormazsam belki tekrar karşıma çıkacak birşey.”Çıkmasını istemiyorum artık, çektim hesaba herşeyi, çıkarttım kuytulardan tüm dertleri, sürttüm alnımı secdeye, verdim hesabını Rabbime” diyebilmeliyim bir noktadan sonra.

Ben gazetelerin son dakika haberlerini severim bilir misiniz? Özellikle acı veren haberleri severim.Beni kıvrandırsınlar isterim.Gafletten uyandırdıkları için severim.

Neyse…

Resimlerle daha olağan konulara geçelim 🙂

Baran abilerinin doğum günü pastasını böyle taklettiler.Bir evde 2 kız olmasın derler hep, gerçekten doğru.İkisi bir araya geldiği zaman ne düzen kalıyor ne de kural.Yakında 2 yaşında olacak kuzen Zehra henüz sahalara inmedi.3 kız mı? 2 den iyidir, kimbilir?

Tez yazan doktor teyzemiz her fırsatta soluğu bizde alıyor.O ders çalışırken biz de kuzenimizle geziyoruz.Kuzenimizi çok sevsekte 1-2 ay görüşemesek iyi olur dedik son görüşemede :P.

Küçük hüsamettini tanıdınız mı? Bizim evin küçük oğlu olur kendileri.Elif gibi parmak emiyormuş meğersem o da.Bu arada akşamları Elif beni görür görmez emmediği parmağını emmeye başlıyor ve bana da seni görünce parmak emiyorum diyor.Abartmıyorum.Beni gördüğü an mucuk mucuk emmeye başlıyor.Ne kadar üstelersen
o kadar kötü olur gerçeğini vuruyor yüzüme bacaksız.

Bahar geldi yaa evde durulur mu.ODTÜ ye gidiyoruz nerdeyse her hafta.Kızı salıyoruz ortalığa, abilerine ablalarına takılıyor.Aç da kalmıyor, herkesten birşey alıyor.Gözüne kestirdiklerine gidip sırnaşıyor.Onun bu hallerini seyretmeye doyum olmuyor.

April 19, 2012 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Bahar geldi sevinelim mi?

Babamız pazartesi sabahı pırıl pırıl bir güneşi görünce bahar geldi sevinelim mi dedi.Nasıl bir etki ise kaç gündür aklımda.

Dedim ki Elifin bu seneki yazlık kıyafetlerini erkenden yıkayıp ütüledim, belki yaz erken gelir.Olur mu olur.Olsa ne güzel olur.

Herşeyden çok uzaktayım sanki, öyle ki herşey çok küçük, ben çok önemsizim.Bizim uzaklığımızla değil de O’nun yakınlığına bıraktım kendimi.

Bazen acizliğin verdiği bir boşlukta yüzer gibiyim, ancak şu günlerde bu hissi bile bastıracak bir uyuşukluk var beynimde; hissizlik…Ya da haddini bilme hali.

Kızım hızlı bir şekilde büyüyor.Dünyayı anladıkça büyümek kastim.Yoksa hala özel mamalarla destek veriyoruz, kilo boy sınırda.Nasıl bir inatla dünyaya gelmiş böyle, kimden almış bu inadı? Kırmak mümkün değil.3 aylıkkende böyleydi 3 yaşında da böyle.
Ancak nasıl bir ruh, herşeyi kucaklayabilirim, herşeyi sevebilirim, herşeyi yapabilirim diyor etrafa.

Körle yatan şaşı kalkıyor.Eşim gittikçe bana benzemeye başladı.Daha gözü pek, daha bir inatçı 🙂

“İşte ne diyecek, kabul mu edecek? Kıvırıyor” diyor annesi için kocacığım.” Allah rızası için, ana baba hakkı için boşveriyorum” diyor.Sen haklısın o haksız.İşte önemli olan bu değil mi bu hayatta?

Doğum günleri oluyor.2 kuzenimizin doğum gününe katıldık.Kudurduk.Deli gibi mutlu olduk.

Dua ediyorum çok çok; kendimden çok sevdiklerime.

Bir de büyük düşünmeyi öğrenebilsem! Çok geçte olsa 🙁

İlm-i ledün ile bilip duyma, duyup tanıma ve marifet ufku…Ahhh!!!

March 23, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Burdayız

Ahmet er Rifai’yinin 5 sayfalık duasının bir bölümüyle dostlara selam gönderip, burdayız diyelim 🙂

Ey Allah’ım! Sen Melik’sin. Hakk’sın. Hayy’sın. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Kötülükler işledim. Nefsime zulmettim. Günahlarımı itiraf ediyorum. Hatalarımı bağışla. Günahları senden başka hiç kimse bağışlayamaz. Ey Gafur, şekür ve halim olan Allahım. Hamde layık olan sensin. Sana hamdederim. Çünkü sen bana bir sürü mevhibeler tahsis ettin, fazlını ulaştırdın. İhsanınla beni kendine dost yaptın, sıdk kapısının bekçisi kıldın. Bu sıdk ile bana bir çok nimetler verdin. Belaları benden uzaklaştırıp istediğim şeylerde beni muvaffak kılarak bana ihsanda bulundun.

Yine sana dua, münacat ve tazarruda bulunduğumda bana icabet ettin. Seni nerede olursa olsun arzuladığımda kendime komşu ve hazır buldum. İşlerimde yardımcı ve gözetleyici buldum. Hatalarımı bağışlayıcı ve ayıpları örtücü buldum. Ahirete ne hazırladığımı görmek için gönderildiğim şu ibret ve imtihan dünyasına geldiğimden beri, göz açıp kapayıncaya dek senin iyilik, hayır ve yardımının kesildiğini görmedim. Ben bütün zararlı ve dalalete düşürecek şeylerden, musibet ve belalardan, ayıplardan, kıtlık ve zor şartlardan, ihtiyaçlardan ve üzerime her çeşit belaları sevkeden kederlerden azad edilmiş kölenim.

Senden güzellik ve faziletten başka bir şey görmedim. Senin bana yaptığın iyilikler sayılmayacak kadar çoktur. Senin bana yaptıkların mükemmel, lütufların ise benim kefilimdir. Fazl-u kereminin ardı arkası kesilmez. Sen benim ayağımı kaydırmadın. İsteklerimi gerçekleştirdin. Hazarda (barış ve güven) ikram, seferde ihsan ettin. Hastalıklarıma şifa verdin. Dünya ve ahirette bana afiyet bahşettin. Düşmanlarımı bana saldırtmadın. Bana kötülük yapmak isteyenlere karşılığını verdin. Düşmanlık edenlerin kötülüklerinden beni kurtardın…

February 22, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Hangi İŞ?

Meğer herşey hastalık değilmiş!!!!

Erkenden halledilmesi gereken vazife ertelenir, ağır bir gaflet uykusu çöreklenir.Şeytana kapı açılır.Şeytan bir süret bulur ve rüya aleminde boş işlerle meşgul eder.Vazife gider.Boş ve kötü geçen bir geceden sadece vesveseden öteye gidemeyen hisler kalır.

Teşhis konulur.Vazife bekletilmez.Güzel geçen bir gece, rüya aleminde bile devam eden gerçek bir yaşam.

Yine erkenden halledilmesi gereken vazife ertelenir, ağır bir gaflet uykusu ve yine şeytana kapı açılır.Şeytan hangi sürete gireceğini artık kesin biliyordur.Ve rüya alemi…Uyandığında allak bullak olan bir zihin.Yine hastalıklı düşünceler.

Bizi bizden iyi tanıyan Rabbimiz ve onun yarattığı şeytan…

Bunların sonunda hissedilen büyük bir şükür hissi; öyle kıymetli, öyle değerli…İnsan kuzusuna bunları nasıl anlatır? Anlatılanlar kalpte tesir bırakır mı? Ben düşerek kalkarak öğrendim, yavru kolay öğrensin demekle bu iş olur mu; hangi İŞ?

Ve hayatımın içinden bir nokta: this is my HOUSE :P.Ne şeytan-i ne de vesvese-i, sadece hayranlık uyandıran…

February 6, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Kar tanesi

Hayat meşgalesi…İster bilinsin ister bilinmesin, ister benim derdim şu denilsin ya da kendi içinde yaşansın herkesin mutlaka var bir meşgalesi bazen çok ağır hissedilen.İşte o dönemlerin birinin içinde, ordan oraya savuruyordum kendimi.Annem ilk kemoterapisini almış, zor geçen bir hafta, 140 atan bir kalp ve denenen ilaçlar, endişeli bir bekleyiş.Sonra başka sorunlar büyük gibi gözüken.Edilen dualar, hesaba çekilen anlar ama sonuçta herşeyin Rabbimin birer lutfu olduğuna açılan kapılar…Bir ömür boyu tokmağı çalınacak olan bu kerem kapısının önünde bekleyen bir kul…Başka kapı mı var ki gideyim diyen bir kul…

“Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum” ***

Bir işaret, bir ferahlık…Ahhh ne iyi gelecekti ruhuma.

Ve bir rüya…

Annemle bir düğündeyiz.Düğüne giderken aklımdan düğünün ne kadar kalabalık ve gösterişli olacağı geçiyor. Düğün çok yakından tanımadığım yaşı biraz geçmiş bir bayanın.Düğün salonuna giriyoruz.Düğün ne çok kalabalık ne de çok gösterişli.Masalar sandalyeler bile giydirilmemiş.Bakınıyorum öylece.Yanımda annem öyle taze, öyle dinç konuşuyor.Sanki bundan 15 yıl önceki hali.Bahar yağmurlarının kuru toprağa düştükten sonra etrafa yayılan o muhteşem kokusunun tadı var ortalıkta; bir rüyada bile zihni açabilen.
Neyse, şöyle böyle derken gelin ve damat geliyor ortaya.Biz kendimizi yokluyoruz hediye konusunda.Yanımızda getirdiğimiz altını bulmak için çantalara gidiyor ellerimiz.Ancak gelin ve damat şöyle bir görünüp sonra gidiyorlar.Onların arkasından bir bayan elinde içi küçük altınlarla dolu olan kına tepsisine benzeyen bir tepsiyle çıkıyor ortaya ve o tepsiyi uzatıyor herkese.Biz şaşırıyoruz.Getirdiğimiz altını bile yerinden çıkartamadan kadın yanımıza geliyor ve tepsiyi uzatıp içinden altın almamızı söylüyor.Çok yakın akraba olmadığımızı düşünüp bizde mi alacağız diye soruyoruz.Düğüne gelen bütün misafirler alabilir cevabını alınca annem elini uzatıyor, küçük bir altın alıyor.Ben uzatıyorum ve elime nazarlık şeklinde 8 ayar olduğunu bldiğim bir altın geliyor.Ben bu çok para etmez deyip bir kez daha almak için tepsiye elimi uzatıyorum.Maksadım içinden küçük altınlardan alabilmek ama yine olmuyor bu kez de 2 tane aynı nazarlıklardan geliyor.Yine beğenmiyorum,ancak elimdeki bu 2 tane nazarlığın şekli çok net gözüküyor: kar tanesi. Aslında çok hoş gelseler de çok etmiyeceklerini bilmek hoşuma gitmiyor.Pek tatmin olmamış şekilde uyanıp tabirlere bakıyorum.Keşke biri yorumlayabilse 🙂

Rüya bu.Hayra yormaya kendimi çok zorlamıştım o zamanlar.
Annem ilk kemoterapiden 3 hafta sonra hastaneye kaldırıldı.Eyvah galiba karaciğeri etkiledi ilaçlar demiş ve sonuçlar çıkana kadar dünya durmuştu.Sonuçta herşeyi normal çıkmış, sadece ilaç alerjisi olduğu anlaşılmıştı.En zor kısmı bu ilk aydı ve Allahın izniyle annem o lutuf tepsisinden küçük altını almıştı.Rabbime şükürler olsun.İnşallah yolun sonuna kadar herşey kolay olur.Amin.

Herneyse kızımın kar tanesi fotosunun bende çağrıştırdıklarıydı aslında bunlar.Beni çok etkilemiş bir rüyaydı, yazmalıydım bir tarafa.Bu şekilde yazılmış oldu.

*** Kara Yılan/Sezai Karakoç

January 27, 2012 Post Under Öylesine - Read More

İşte hayat…

Telefon çalar.Arayan babadır: “Hazırlanın dışarı çıkalım” der.Ancak kızı hasta olduğu için işten izin alıp evde çocuk bakan anne hiç havasında değildir.Bugün evlilik yıldönümleri olmasına ve günler öncesinden en azından saçına bir fön çektirme hayalinde olan anne olayın hayal kırıklığını yaşamaktadır.Başka zaman çıkalım der telefondaki babaya.Baba hiç itirazsız “ee o zaman mesaiye kalayım” der ve anne günlerdir hiç toparlayamadığı evine son bir gayretle döner.Babanın geç gelmesine bir bakıma sevinir.Kızına bir uğraşla çorbasını yedirmenin de verdiği bir gazla süpürge çalıştırılır.İçinde akşam seyredeceği dizinin heyecanı vardır.Hayret yıldönümü adına hiçbir beklentisi yoktur.İçini yoklar yoklar tık yok.Neden acaba? Yoksa 1-2 gün önce indirim diyerekten alınan 3 adet ayakkabının ( bakınız şekil.a) verdiği bir tatmin duygusu olmasındır bu? Neyse canım en azından bir çiçek almayı düşünür o kadar da değildir artık diye söylenir kendi kendine 🙁


Şekil.a 🙂

Dizi başlar.Bir taraftan kızıyla uğraşan anne dizinin müziğinden önemli birşeyler olup olmadığını ancak takip edebilir.Saat 10 olmuştur.Baba geç kalmıştır.Kesin çiçekçiye uğramıştır diye düşünülür.Mutlaka öyle olmalı, hem kocası ince bir adamdır kendince.

Kapı çalınır.Kız hemen annesine “anne babama süpriz yapılım” der ve hemen annesinin kucağına hoplar.Kapı usulca açılır ve kapıda bekleyen babaya anne kız süpriz diye bağırır.Fakat bu sefer kız öyle bir bağırır ki kapı kapanana kadar apartmanda sesi yankılanır.

Baba sırtında her zamanki koca çantası, elinde sabahtan ısmarlanan ilaçlarla gelir.Haliyle çiçek felan yoktur.Hemen elinden ilaçlar alınır, doğruca dizinin karşısına geçilir.Odadan babaya “nerde benim pırlantam? ilaç şişesinin içine mi sakladın” diye seslenilip tekrar diziye dönülür; ne olacaktır bu nigar kalfanın hali, nedir bu aşk felan filan işte…

Sonra birden kız elinde bir çantayı anneye uzatıp süpriz diye bağırır tekrardan 😀

Anne şaşkın!!! Nerden çıktı bu çanta şimdi.İçinde bir değil 2 hediye mi var ne? Anne gözlerinin çift çift görmeye başladığı zannına kapılır.Deli bir heyecan kaplar içini.Oysa hiçbir beklenti içinde değildi.İşte hayat böyle der anne.Sonra uzun uzun düşünecektir ağzından çıkan bu cümleyi.

Baba da şaşırmıştır.Kızının eline verdiği çantayı büyük bir uslalıkla annesine götürüp babanın hiç birşey söylememesine rağmen “süpriz” diye bağırıp annesine uzatması karşısında hem şaşkın, hem de gurur içindedir.Sonra hediyeler unutulup çocuğun olayı bu şekilde ilişkilendirebilmesi konuşulacaktır hanelerinde.

Anne hediyeleri açar; bir hediyelere bir de aynı çantadan çıkan faturaya bakar.Bu anne hiç akıllanmaz 😛

Anne hürrem setine bayılır.

Pırlanta kolye gözlerini yaşartır ve kızı için saklama kararı alır.Kızının ortaokul yaşlarına gelip taktığı günleri hayal eder, eder…

şerife mal….denilen kakalak yılan gelsin kendisini bol bol okusun

January 26, 2012 Post Under Öylesine - Read More

Bozguncu

Alışmış kudurmuştan beterdir yaa öyle bunların durumu.Yazın toplanmadan önce bloga girip didik didik dedikodu malzemesi aradı.tam 1,5 saat her yere girilmiş her yer defalarca okudu.Bütün fotolara baktı.

Bu kadarla kalsa iyi yazlıkta internet kafeden haftada 3 kere girdi.Kudurmuş köpekler gibi arandı yani.

Dedikodu deyince yaşı 60 olan çirkef bir kadın var ortalıkta.Bakın geçen yaz ne yalanlar uydurmuş kıçından.
Kızımı görmeye geldiğinde hastanede yaşadıklarımı hissettiklerimi anlattığımda meğer için için kuduruyormuş.İnşallah ortandan çatlarsın birgün ve ibret olursun aleme.

Düşünün “kızım doğunca eşim çok mutlu oldu, sabaha kadar uyumadı, benimle öyle ilgilendi kii hatta koridorda yürütürken bacağımın teki epiduralden dolayı tutmadı ve bu durumda düşüp yığılmayım diye öyle bir sarıldı kii yanımızdaki hemşire bile durun yavaş olun belinizi incilteceksiniz” dediğini anlatmamdan ne dedikodular çıkarmış anlatacağım birazdan.

Kızım doğmadan önce eşimin hemeroit tedavisi başlamıştı.Birlikte birkaç kez lazere gittik benim doğum yaptığım hastaneye.Uzun süredir mide ve bağırsak rahatsızlığı için o hastaneye devam ediyordu.Son olarak ben doğum yaptıktan sonra kolonoskopi için o çirkef karıyla gitmek zorunda kaldı ve oranın yani gastroentolojinin hemşiresinin eşime tanıdık davrandığını görmüş.Sonrasında benim yukarda söylediğim kocama olan övgüleri bakın ne duruma getirip bütün yaz sağda solda anlatmış.Hemşire güya ona demişki yani gastroentolojinin hemşiresi meğer benim doğumumda oda varmış.Düşünün kadın doğumun, yeni doğanın hemşiresi dururken gastroentolojinin hemşiresi takip etmiş bizi. Ayrıcada ” yazık adamcağız geçen haftada karısının doğumunda buralarda tek başına koşturuyordu.Hatta yazık zavallı tek başına eşini koridorlarda yürütmeye çalışıyordu” demiş güya bu çirkef karıya.
Kocamın benimle ilgilenmesini bile çekememiş.Hala kabul edemiyor aramızdaki ilişkiyi.Bunun yanında doğumuma ailemden hiç kimse gelmemiş meğersem.Yalana bakın biz duymayacağız yaa bu söylediklerini salladıkça sallamış.Kendin kudurduğundan gelmedin samimiyetsiz karı.Gelseydin de görseydin benim ailemin benim etrafımda nasıl döndüğünü.Ama sen dayanamazsın böyle güzellikleri görmeye.Batar bir tarafına.

Çok kuduracaksın sen çok daha sürtük.Kaldı ki istenmiyorsun hiçbir zaman istenilmedin.Sensin düğündeki rezilliğn sebebi.Sensin ruh hastalarına çanak tutan.Çünkü korkuyorsun onlardan başka kimse yok, yalnızlıktan öyle korkuyorsun ki.Allahtan o kadar korksaydın bu kadar ah almazdın.

Sürekli yalan söylüyorsun 10 lafından 8 i yalan.İşsiz güçsüz pislik.

Bakın bakın düğünümüzde daha ben kapıdayken yapmaya başladığı rezillik yetmemiş birde bu yalanları çıkarmış sağa sola.Elinde yalandan başka hiçbirşey yok zavallının.Bir kere orası Bayındır Hastanesi ve bunları söylediğini iddia ettiğin kişide oranın hemşiresi.Ankaranın en iyi hastanesinin en seçilmiş elemanları olan yer için kendi dar kafanda uydurduğun yalanlarla ancak senin gibi geri zekalıları kandırabilirsin.Zavallı…

Eğer bunları o zaman öğrenseydim ben seni o hemşireyle yüzleştirir söylediğin yalanları bir tarafına sokardım.
Kuduruyorsun belli.Ortadaki yuvayı kabul edemiyorsun.sevgiyi aşkı çekemiyorsun.Yağlı kazan yağlı kazan diye zengin koca bulacağım diye evde kalmışsın, allahtan zerre kadar korkmuyorsun neye taptığın belli sadece ve sadece mide bulandırıyorsun çirkef karı.Bozguncu kendine bir dur de insi şeytan.

Birde mesaj attırıryor bursadaki müsfettelere. dogumuma annem gelmemiş kız kardesim gelmemiş diye.Ne zaman unuttunuz herşeyi bize aldırdılar, kızlarını düğününde yalnız bıraktılar kimse gelmedi diye etrafa yayan.Yol paraları verilmediği için gelmeyen ailesini unutmus bana oyle mesajlar atıyor.Kendini bilmez zavallı.Git kendi ailene bak.Nasıl bir aile ki kızlarını böyle bir durumda yalnız bırakıyorlar,
İnsanlar iki ellerini kanda bile olsa çocuklarını böyle bir günde yalnız bırakmaz.Kaldı ki o kadar kardeşi var. Hiç böyle bir aile olabilir mi?Olamaz.Olsa idi biraz aile terbiyesi görürdü.sürtük sokaklarda büyüdüğü onun bunun tarafından bakıcı olarak kullanıldığı ne kadar belli.Ayy gülüyorum kendi yaymış bu lafları etrafa.Ailesinin onu bakıcı olarak kullandığını söylemiş.Millet acıyacak merhamet duyacak yaa ona. Zavallı ne kadar ilgiye muhtaçmış.Hastalıklı sürtük.
haa bir de bacısının onu nasıl kakaladığını anlatıyorlardı.Kocasının arkadaşına, cumamıydı adı ne, bacısı söyletmiş, kardeşim var gelsin verelim demiş.Kendisi söyleyecek hali yok yaa ona söyletmiş diyordu kaynanası.Acil koca aranıyormuş, artık nerelere duyurdular nerelerde aradılar da bulamadılarsa zavallılar.Bundan olsa gerek sürekli bizim aşkımızı, mutluluğumuzu kıskanıyor olmaları.

Arkası yarın, bizi izlemeye devam edin , bizde malzeme bol
serife malci………………………………denilen kakalak yılan gelsin bol bol okusun
şerife malcı…………….serife malci………………………………denilen kakalak yılan gelsin bol bol okusun

January 25, 2012 Post Under Öylesine - Read More