<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Category: kuzu | Aslı Elif Malcı

Archive for the “kuzu” Category

Eyvahlar olsun!!!!!

Dünyanın geleceğini hiç iyi görmüyorum 🙂
Ancak ayrıntı verip kimseyle de polemiğe girmeye niyetim yok 😛

February 15, 2013 Post Under kuzu - Read More

Bugün Cuma…

Her zaman her gün yapılacak en güzel dua…Sık sık bunu düşünür oldum.Başkalarını düşündüğüm kadar kuzumu düşünüyor muyum? Onun için dua ediyor muyum? Bu kadar ahın vahın içinde onun yeri ne?

Hani elime kitap alıp, mecmua alıp bir köşeye çekildiğim özellikle salondaki berjere kıvrılıp kafa dinlediğim ya da geceleri uyandığım zamanlarda kuzum için dua edecek fırsatı değerlendiriyor muyum?

Aslında aşkın en büyüğü en yücesi olan annelik en taze döneminde.Aklıma geldikçe burnumun direklerinin sızladığı bir dönem yani.

Kendime çok kızıyorum.Şunun bunun, müsfettelerin, bozguncuların içinde kaybetttiğim, kırgınlıkların içinde boğduğum o güzel zamanlar için kızıyorum.Yavruma ait olması gerekenleri yavruma ayırmadığım için kızıyorum.

Hoş var bir terakki ama yeterli değil bu konuda.

Bugün ayrıca var bir asabiyet üzerimde.Sadece kendime değil herkese kızabilirim.

Mesela komşuma kızabilirim? Sık sık bizi burdan takip ettiği halde gelip bir açıklama yapmadığı için.

Özellikle anneme çok kızıyorum, hastalığına dikkat etmediği, durumunu hafife aldığı için.

Eşime kızıyorum, benim yaptığım hataları yaptığı için.

Neyse zaman bulmuşken 1-2 bir şey okuyayım.

January 18, 2013 Post Under kuzu - Read More

Özet

Çok yazamıyorum ama yazmaya devam edecek gibi duruyorum.

Elifle komik dialoglarımız oluyor.Mesela geçenlerde:

– anne o kalemle çalışıyor musun?

-evet anneciğim.

-peki nerden aldın o kalemi?

-senin kalem kutundan.

-peki benden izin aldın mı?

-ahh yine sormayı unuttum.Çok özür dilerim anneciğim.Kalemini kullanabilir miyim?

-evet kullanabilirsin, izin veriyorum.

Biz “sen çocuksun, herşeye karışmalarla” büyüdük.Bu cümleyi her duyduğumda içimdeki kabaran öfkeyi hala hatırlıyorum.Ne cahillik!!!
Milletimizin hele bazı kesimlerin alacağı çok yolu var.
Şimdi benim kızıma mümkün mü ” Elif git şimdi işim var” demek ya da “sen anlamazsın” diyebilmek.Öyle sorduğu şeyleri kestirip atmaya bile yeltenmiyorum.Uzun uzun anlatıyorum ve beni sonuna kadar dinleyen kızımın, olayı çok iyi anladığını gösteren “özet sorusunu” duymak çok hoşuma gidiyor.

3 aylar yaklaşıyor.Düşündükçe bayram sevinci doluyor içime.Güneşte geçen seneden daha güzel daha iyi ısıtıyor içimi.

Annemde çok daha iyi görünüyor.

Bir tatil planımız bile yok 🙂

Elif sık sık havuza gidelim diye tutturuyor.

Etrafta herkes diyet, rejim, spor olayıyla meşgul, ben de tık yok 😛

Evin önünde yapılmaya başlanılan parkın tamamlanması 5 yılı bulur gibime geliyor 🙁

Biiii 2. çocuk muhabbetidir almış gidiyor 🙂

May 18, 2012 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Gaza geldik yazalım artık!!!

Günler ne kadar hızlı geçiyor değil mi? Küçük adımlarla, küçük anlarla ama büyük bir hızla…Pırasa yedi diye sevindiğiniz, her akşam bir kase yoğurt yedirme hedefinin peşinde koşarak ve bunları yapıyor olmanın verdiği bir tatmin duygusuyla yetinerek akıp gidiyor benim günlerim. Herkesten daha sıradan bazılarından daha küçük amaçları olan biriyim yuvarlak hesap.Aslında çok daha özel çok daha ideal biri olmak istiyorum iç dünyamda, özellikle kendim için.Duyguları daha dolu dolu yaşamak, hızlı kavramak, hızlı düşünmek, keskin sezme oyunu içinde buluyorum kendimi zaman zaman.Bu oyunda karşınızda bir dev aynası oluyor her zaman.Kendimi ne kadar da sık dev aynasından seyrediyorum.Oysa ne kadar küçüğüm.İlber Ortaylı’nın o ukala uslubunu sevmek gibi birşey bu.Büyük bir zatın gözyaşlarında boğulmak; “ben neyim ki, böyle birinin yanında” deyip acı bir umutsuzluk hissetmekle ise pek alakası yok; yese düşmeyi pek bir sevsem de…Neticede önemli olan sana ne verdikleri: neyi ne kadar sorgulatıyor, ne kadar hissettiriyor, ya da ne kadar kalıcı gibi, alsın götürsün, tutsun çıkarsın, çeksin kurtarsın gibi.Garip, demogoji yapmak bu olsa gerek; birşey söylüyor gibi yapıp hiç birşey söylememek. Oysa olayın özü kişinin kendinde bitiyor. Kim kimi anlamaya ne kadar uğraşır, hem neden anlasın ve neden uğraşsın.Sen kendini anla, kendinle uğraş, gerisi boş ne nafile.

Bir olay defalarca karşına geliyorsa, hallettiğini düşündüğün meselede bir dirhem bile yol alamamışsan belki de çok yerde hata yapıyorsun demektir.Şimdi var olan ve bundan 3-4 ay sonra olmayacak birşey mesela, sonradan bu da neydi, ne anlatılmak istendi, nelere sebebiyet verdi gibi soruları sormazsam belki tekrar karşıma çıkacak birşey.”Çıkmasını istemiyorum artık, çektim hesaba herşeyi, çıkarttım kuytulardan tüm dertleri, sürttüm alnımı secdeye, verdim hesabını Rabbime” diyebilmeliyim bir noktadan sonra.

Ben gazetelerin son dakika haberlerini severim bilir misiniz? Özellikle acı veren haberleri severim.Beni kıvrandırsınlar isterim.Gafletten uyandırdıkları için severim.

Neyse…

Resimlerle daha olağan konulara geçelim 🙂

Baran abilerinin doğum günü pastasını böyle taklettiler.Bir evde 2 kız olmasın derler hep, gerçekten doğru.İkisi bir araya geldiği zaman ne düzen kalıyor ne de kural.Yakında 2 yaşında olacak kuzen Zehra henüz sahalara inmedi.3 kız mı? 2 den iyidir, kimbilir?

Tez yazan doktor teyzemiz her fırsatta soluğu bizde alıyor.O ders çalışırken biz de kuzenimizle geziyoruz.Kuzenimizi çok sevsekte 1-2 ay görüşemesek iyi olur dedik son görüşemede :P.

Küçük hüsamettini tanıdınız mı? Bizim evin küçük oğlu olur kendileri.Elif gibi parmak emiyormuş meğersem o da.Bu arada akşamları Elif beni görür görmez emmediği parmağını emmeye başlıyor ve bana da seni görünce parmak emiyorum diyor.Abartmıyorum.Beni gördüğü an mucuk mucuk emmeye başlıyor.Ne kadar üstelersen
o kadar kötü olur gerçeğini vuruyor yüzüme bacaksız.

Bahar geldi yaa evde durulur mu.ODTÜ ye gidiyoruz nerdeyse her hafta.Kızı salıyoruz ortalığa, abilerine ablalarına takılıyor.Aç da kalmıyor, herkesten birşey alıyor.Gözüne kestirdiklerine gidip sırnaşıyor.Onun bu hallerini seyretmeye doyum olmuyor.

April 19, 2012 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Lohusalık üzerine

İlknur Teyzemiz lohusalık üzerine olan mimi bize de paslamış.Aslında bu konuya başka bir yazımızda değinmiştim.Ancak o günleri hatırlamak adına güzel oldu deyip cevaplamaya çalışalım.

1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?

Fiziksel yönden bir iyileşme dönemidir.

2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce? Regl olamadığın, emzirme ile birlikte hormonların dağınık kaldığı süre boyunca sürmesi makul değil mi?

Dediğim gibi lohusalık dönemini fiziksel yönden ele almak gerekli.Hormonları işin içine sokarsak hamileliğin başlangıcına inmemiz gerekir.Hormonların eski düzeyine inmesi kişiden kişiye değişen bir süreç olup etkisi de kişiden kişiye değişmektedir.Lohusalık süreci ise maksimum 40 gün kabul edilip, bu süreyi geçtiği takdirde bir problem olduğunu varsayıp doktora görünülmelidir.

3– Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü?

Açıkcası ilk 6 ay gayet rahat geçmişti.Sonrasında kızımın diş çıkarması, iştahsızlığı, emme sorunu derken benim anneliğim sürekli endişeli, çaresiz, sık sık ağlayan moda girdi.Hala çıkabilmiş değilim.

4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Herp depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu?

Hamileliğimde dönemsel sıkıntılardan kaynaklı streslere çok maruz kaldığımdan lohusa dönemi benim için nispeten bir rahatlama dönemi oldu.Yavrumuzu kucağımıza alınca eşimde bende rahatlamıştık.Bunun dışında lohusaymışım gibi hissetmedim.Ya da bir fark göremedim.

O dönemde insan kendisiyle çok uğraşıyor.Duygular yoğun ve inişli çıkışlı oluyor.”Ben nasıl bir anneyim, iyi bakabiliyor muyum, yeterince emziriyor muyum” gibi sorular sürekli benim kafamda dolaşıyordu.Şimdi ne değişti? Değişen pek birşey yok.En küçük şeyde bile korkunç vicdan azabı çekiyorum.Annelik beni benden dolayı yoruyor aslında.Bu yüzden 2. çocukta ısrar eden kocama  hayır diyorum şimdilik.Rahat insanların işi gibi geliyor  çok çocuk.Hayırlısı…

5– O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz?

Ben çok sağdan soldan destek arayışına giren bir insan değilimdir.Bu her husus için geçerli olduğu gibi o dönem içinde geçerli oldu.Kızım çok sakin bir bebekti ve ailem,eşim hep yanımdaydı.Gün boyunca belki 10 defa arayan bir eş ve telefonun fişini çektirecek kadar sık arayan 2 kız kardeşim vardı.Tek çocuk olması, fazla sorumluluğun olmaması gibi avantajlarım vardı.Ayrıca ekonomik yönden bir sıkıntının olmaması, ücretsiz izin alıp bebeğinin yanında kalacağını bilmek çok rahatlatıcıydı.

6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci?

Aslında eşimin durumu benimkinden daha kötüydü.Hamilelikten itibaren çok endişeliydi.Daha doğrusu tüp bebek tedavisinden itibaren demek lazım.Bir şekilde çocuk sevdasına mı düşüyor insan nedir? Rahat değildi.Çok istiyormuş bende bunu çok sonradan farkettim.

Eşim için durum şöyleydi: yumurta toplama işlemi başarılı oldu hadi git bir kurban bağışla, hamile kaldım bir kurban daha,düşük tehlikesi geçti bir tane daha, kızımız olacakmış bir tane daha, doğum felan derken kızım 13 aylık iken internet üzerinden 20 ye yakın kurban bağışında bulundu.Demek ki çok önemsiyormuş ve bu şekilde şükredip rahatlıyormuş.

Bunların dışında Allaha binlerce şükürler olsun herşey çok güzeldi.Kimse bu mutluluğu bozamadı çok şükür.

January 21, 2012 Post Under kuzu - Read More

Bana beni kim anlatır?

Huzur için bazı şeyleri çok dile getirmemek gerekiyor, bazı şeyleri ise hiç düşünmemek.Vardır bir hikmeti deyip  geçemek en iyisi. Dır dır dır, car car car…Çok gereksiz.Gereğinden fazla önemsemeye  sebebiyet veriyor.Değersiz kişi ve konulara değer vermek gerçekten saçma.Zamanla öğrenilinen  birşey mi ya da insanın doğuştan sahip olduğu bir mizaç mıdır acep? Kendimle kıyas edince özellikle ev ortamında eşimi boğmamaya dikkat ettiğimi farkediyorum.Biraz kadınlık biraz anaçlıktan dolayı üzülsün istemem.Öfkemi içime atarım, o konuyu açtıkça konuşurum.Aslında öfkem konuşmama öyle mani olur ki suskunluğum katran olur içime öyle bir akar ki…Bu da olayların farklı bir yönü, zor yönü, insana zarar veren yönü.Neyse ki küçük şeylerden mutlu olan bir insanım.Yenilikleri, değişiklikleri seviyorum.Mutlu ediyorlar beni.Daha doğrusu öyle saçma sapan kişi ve olaylara takılıp mutsuz olmuyorum.Bundan belki küçük şeylerin beni mutlu ediyor olması.Küçük küçük notlar almışım sağa sola, öyle güzel notlar ki okuduklarım arasında hoşuma giden cümle ya da paragrafları yazmışım, altını çizmişim, yıldızlar koymuşum, kendimde karşılıklarını yazmışım ve beni nasıl rahatlattıklarını mutlu ettiklerini kazımışım hafızama.Evimin bir köşesine istediğim bir şeyi alıp koymuşsam ve bu çok istediğim bir şey ise değmeyin keyfime.Sonra kendimden  geçerek seyrettiğim bir film mesela.Asla unutmam, günlerce düşünürüm, bir karakter olur içine girerim.

Babası, ben ona kuru fasulyenin faydaları benzeri çok değerli bilgiler verirken “car car car kafamı patlattın” diyor, kuzu da bana dönüp “car car car” diyor.Bu kadar lafın üstüne bir de car car car etmiyorum diyorum bende 🙂

Allah kimseye kaldıramayacağı yük yüklemesin.Merhametini bizden esirgemesin.Şükrü hayatımızdan çıkarmasın.Sağlık sıhhat versin, sevdiklerimizle imtihan etmesin.Belli ki gerisi kolay.

Gece yatakta eşimle ne kadar yorgun olursak olalım o gün kuzunun yaptıklarını birbirimize anlatıp fingirdeşiyoruz. Yaptıkları daha bir anlamlı geliyor, öyle bir fasıl oluştu uyku öncesi.Güzel oluyor, yorgunluk alıyor, uyku açıyor :))

Geçen gün D&R ye gittik, kuzuya kitap bakalım diye.Tübitak kitaplarına baktık.İstediğim gibi değillerdi.Daha sonra babası benim beğenmediğim tüm tübitak yayınlarını alıp gelmiş.


Misafire gitmektense misafir bize gelsin istiyoruz duyrulur 🙂


Eşimin bir akrabasının askerlik bitimi yolu ankaraya düşmüş, kuzuyu da görmeye geldi.Bizim kız şu sıralar çok uyumlu bir modda, herkese sokulmalar, sosyalleşmeler felan.Gelen misafiri öyle güzel ağırladı ki, sarılmalar, oynamalar, biz seyrettik yine şaşkın şaşkın.Misafirde de maşallah bir çocuk sevgisi vardı, ayrıca çok sempatik bir çocuk, kızımla çok iyi anlaştılar.Doğduğundan beri gelmek istiyormuş, artık yazın da gelmeye söz verip gitti.Misiafir biz süslenemeden baskın yaptı, öyle ev haliyle karşıladık ana-kız.

Ahh tıfılım fotolarda iyice tıfıl çıkmış.Şu dişler bir tamamlansa da o da kurtulsa biz de.Bu yaşlarda diş çıkarmakta çok farklı bir olaymış. Acıyor acıyor diye ağzını açıp gösteriyor.Aynaya gidip ağzını açıp uzun uzun bakıyor.Komik oluyor hakkaten 🙂

January 20, 2012 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Fistanlı güzel




İlknur Teyzemize fistan için çok teşekkur ederiz.Çok hoş bir doğum günü hediyesi.Sık sık giyiyoruz.Özellikle eşim çok beğeniyor.Kuzuya öyle yakışıyor ki herkesin dikkatini çekiyor ve kızıma bol bol iltifat geliyor.Eeee bize de Paristen demek düşüyor 🙂

January 15, 2012 Post Under kuzu - Read More

Büyük evin aç kedisi

Annenin elinden tutup buzdolabını açtırdı.Bakındı, arandı.Sonra süt dilimini buldu ve keyifle yiyor.Daha önce böyle birşey yapmıyordu.Aç aç dolaşınca böyle oluyor demek ki.

İzin işlerini halletmek için bu sabah kuzuyu babaya bırakıp dışarı çıktım.Dönüşte kapıda ikisi birlikte karşıladılar beni.Daha içeri bile girmeden kocam “seni çok aradı” dedi.Birden bir heyecan sardı beni ve ağzım kulaklarımda “nasıl aradı” diye sordum saf saf.Gelen cevap “dedektörle” olunca havam çabuk söndü.Yok yok ben aldığımda bu adam böyle değildi sonradan açıldı, zekasını açtım adamın, cin gibim oldu 🙂

January 13, 2012 Post Under kuzu - Read More

Terrible two

İstediği olmayınca ağlama krizine giriyor, kendini ya da elinde ne varsa ordan oraya atıyor.Hiç istemediğim bir çocuk modeli.Dün akşam yine aynı taktiği uygulamak istedi, hiç oralı olmadım.Tv seyretmeye devam ettim.Seyrettiğim şey ise onun videoları.Sanmayın dizi ya da dv di felan, nerde?
Neyse kafamı öyle bir cevirdim ki ne halin varsa gör dedim.Benim ilgilenmediği görünce volume biraz düştü, sonra tekrar aynı şey olunca odayı terkettim.
Bir süre bunu deneyeceğim.Ne öyle şımarık çocuk tavırları.Aslında biraz büyüsün annesinin nasıl sert biri olduğunu anlayacak ama şimdi çok küçük.Bekliyorum, zamanın geçmesini bekliyorum.Sabır ve emek gerekiyor.
Baba hafif grip nezle yanına çok sokulmasını istemiyorum. 2-3 gündür akşamları yalnız ilgileniyorum.En büyük sorun zaten uyku.Bıraksam sabahlayacağız.

Kitaplar okunacak, ışıklar kapılatacak, sonra açılacak, tekrar kapatılacak, sonra salıncağa gidilecek biraz sallanılacak sonra bir deneme daha yapılacak.

Resimde kitap okuyoruz.Kitapta gördüklerinin ismlerini söylüyor, ben onaylıyorum, birşeyler uyduruyorum.Aslındsa bütün kitapları attık yatağın içine.Biri bitince diğerine geçeceğiz.Başka bir oyun ise renkleri söylemece oyunu.Renkleri farkettik.Sürekli renkler gösteriliyor ve isimleri söyleniyor.2 yaşın ilk hediyesi bize renkler oldu.

Bazen beni öyle şaşırtıyor ki ayy bu çocuk üstün zekalı felan mı diyorum abartıp.Bazende çok normla bir çocuk oluyor.Neyse işte günler ve geceler böyle geçiyor.

January 12, 2012 Post Under kuzu - Read More

Son azılar

Son azılarımızdan ilki çıkmış, görünce çok şaşırdım.Pek beklemiyordum.Çok iştahsız belki dişlerdendir.


Bu resimler kurban bayramı arifesinden.Çok koymak istemiştim ancak bugüne nasip oldu.Tepe Homeda işimiz olduğundan ankamalle gitmemiz gerekti.Ancak büyük bir hata yapıp zemin kata inmişiz.Kuzu ordaki oyuncakları görünce bir kudurdu bir kudurdu.Ağlata ağlata yukarı çıkarabildik, o da şeker ve yürüyen merdivenlerde oyunla kandırarak ancak oldu.
Yukardaki resimlerde bilmem kaç tane jeton attık, onun dışında bir o kadar da başka çocukların jetonlarıyla bindik.Atın üstünde dönerken kendinden geçiyor resmen sıpa.

January 11, 2012 Post Under kuzu - Read More

Çek

Yavruların yavrusu çek çek diyerek koca makineyi banyoya almış gelmiş.
Ben makineyi açarken o da flaşı açıyordu.Poz da veriyor cimcime.Canım yavrum benim.

January 7, 2012 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Hayat devam ediyor

Mahsunun dizisi var yaa “hayat devam ediyor”, seyrediyorum.Oyuncular çok yetenekli.O kudret yok mu, o kudret!!!! Nasıl bir oyunculuktur öyle.Vell vell vell…Kocam her seferinde Mahsunun dizisine mi bakıyorsun diye ııı, mııı yapıyor.Onun ııısı, mııısı önemli değilde çok kötü giderse devam edemem yaa ne öyle benim derdim bana yeter zaten.

Annem hasta, 1 yıldır hasta.Araya giren hastalığı yüzünden tedavisi aksadı.Artık yapılacak en son şeye başlanıldı.Dayanması lazım.Artık ciddiye alması gerektiğini, aksi durumda 3 yıl ancak yaşayacağını söyledim.Nasıl söyledim, nasıl söylenir? Demek durumun böyle olmayacağına, iyileşeceğine dair bir umut var ki söyleyebilmişim.Rabbim şifa versin, dua etmek lazım.Garip bir ruh hali içindeyim.Ruh gibiyim, dalgınım, solgunum, enerjim emiliyor gibi.Çaresizlik değil, umutsuzluk değil, bu biraz kabullenemek sanki.

Geçen hafta birden şişen bademcikler beni 3 gün yatağa düşürdü.Her tarafım ağrıdı.Ateşim çıktı.Hiç birşey yapamadım.Penisilin türevi bir antibiyotik 3 günün sonunda etki etti.Garip ki son günlerde yaşadıklarımdan dolayı en kötü senaryolar geldi geldi gitti aklıma.Oysa sorun bademcik şişmesiydi.Çok ciddi bir şeyde mesela menenjit ki ateşin 40 ın üstüne çıkması gerekirdi.Bunlara bilmeme rağmen tam bir paranoyaklık yaptım.Evli ve çocuklu birinin 3 gün yatması pekte hayırlı birşey değil.Ev öyle bir dağıldı, herşey yığıldı ki hala toparlayabilmiş değilim.Yardımcı kadının telefonuna ulaşamıyorum.Her akşam içimden bir çığlık yükseliyor; atsam bildik bir çığa sebep olacak  anında 😛 Neyse bu haftasonu pek bir çalışmam lazım.

Geçen pazar arayı açmadan Hande ile görüşme kararı alıp kahvaltıya gittik.Herşey çok güzeldi.Tekrar teşekkur ederiz.

Berilin elinde gördüğü herşeyi alma çabası, ağlamalar, abartmalar..Şah iken şahbaz durumları Berilin bir şekilde uyumasıyla duruldu.Orkun amcası da bütün enerjisini toplayıp ilgilenince çok eğlendi.Biz çocuklar kaynaşsın diye düşünürken, yine “yok yok bunların birlikte oynamalarına daha çok var” sonucuna vardık.Bir ara yerlerde sürünüp birbirlerinden rahatsız olmadan oyun buldular.Paylaşılamayan oyuncaklar kavga sebebi oluyor.Aslında kreşe giden bir çocuğun paylaşmayı öğreniyor olması gerekir gibi geliyor insana ama durum bizde tam tersi kreşe başlamasıyla bu türden tepkiler çok çok fazla arttı.Kreşte survivor durumu mu söz konusudur nedir 🙂

Diş doktoru olan Hande teyzesi kızımın dişlerine baktı.Parmak emdiğinden dolayı dişlerin çok etkilendiğini, bu yaşlarda bırakmazsa sonradan ciddi tedaviler gerekecegini söyledi.Ben zaten bu konuda çok endişeliydim, iyice panikledim.Parmak emme olayı özellikle geceleri çok kötüydü.Sürekli parmağını emmekten derin bir uyku bile uyumuyordu.Şimdi acı oje olayına yeniden başladım.Eskisi gibi tepki gösterip yıkatmıyor.Sadece yatarken sürüyorum.Anlatıyorum böyle böyle diye, anlıyor, Handenin söylediklerini de çok iyi dinlemiş.Doktor teyzemiz bırakman gerektiğini söyledi diyorum, parmaklarını uzatıp sürdürüyor.İnşallah uzun süre böyle devam edebiliriz.Yani böyle bir alışkanlık için 1 yıl gibi bir süre gerektiğini düşünüyorum.Tırnak yiyen biri olarak 1-2 aylık bir aranın alışkanlık üzerinde pek bir etkisi olmadığını çok kere yaşadım.

Akşam baba, gece bile çalışınca “bugün çok çalıştım, kendimi ödüllendireceğim” deyip bizi dışarı çıkardı.Her zamanki köftecimize gitmek için yola çıktık.Elifle aramızla şöyle bir konuşma geçti:

– et yiyecek misin anneciğim

– hayır ben kek  yiyeceğim

– ama orda kek yok ki!

– evet yok, keki sen pişireceksin evde!

Anne güler güler…

December 9, 2011 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Pipeto

Elif tatilde havuzdaki çocukların maskotu oldu.Herkes sevmek istedi, oyunlarına katmak, katılmak.En çok canavarcılık oyunu oynadılar.Onlar canavar olup suda kızıma saldırdılar bense kahramanlar gibi onların elinden kızımı kurtarıp bastım bağrıma.Çocuk havuzundan çıkamayan tek anne bendim nihayetinde.Hep birlikte oynadık.Ancak bazen çocukların yoğun ilgisi, ona dokunmaları, simidini çekiştirmelerinden rahatsız oldu.O durumda parmağını sallayarak “pipeto” diye bağırdı çocuklara.Onun uydurduğu bir hakaret sanırım.Demek hakaret etmek de kızmanın bir parçasıymış ve de gerekliymiş 🙂 Uydurmasyon olayı ihtiyaçtan yani.Ee ne yapsın etrafında kimse kimseye hakaret etmiyor çok şükür, etme potansiyeli olan müsfetteleri zaten yerin 9 kat altına gömüp üstlerinde bitecek otları ise tabiata bıraktık 😛

November 17, 2011 Post Under kuzu - Read More

Saat dokuzu beş geçe

Burdayız dostlar burdayız.

Lakin bizimle ilgili meseleler pek bir küçük kalıyor son haftalarda olanların yanında.

Yine de hayat devam ediyor, her zaman olduğu gibi.

Bayram tatilini aldığımız izinlerle 9 güne çıkartıp, bayramın 2. günü bir kaçamak yapıp Kozaklı thermallerine gittik.İlk kez termal otelde bir tatil geçirdik.Bir terslik olmadı, gayet eğlenip geldik.Kız yine açlık sınırlarında yaşadı.Ancak havuzun, suyun tadını sonuna kadar çıkardı, öyle ki eve geldiğimizde aklına geldikçe odamıza gidelim diyerek otele dönüp havuza girmek için mızmızlandı.Birkaç güzel foto ekleyebilirim sonra.

Bizim kız bir tuhaf oldu.Sürekli bizi şaşırtıyor.

Otelde babası haberleri izliyor, günlerden 10 Kasım.Günün anlam ve önemi hakkında konuşmalar yapılmaya başlarken bizimkisi başlıyor ” saat dokuzu beş gece, atam dolmabahçede.Gözlerini kapamış.Bütün dünya ağlamış.(Eller gözlerde ağlıyormuş gibi yapıyor)” Şiir bununla bitmiyor devam ediyor: “doktor doktor kalksana.Lambaları yaksana.Atam elden gidiyor çaresine baksana”.Sonra eller böyle başın üstüne çıkıp iniyor ve yine devam ediyor ancak o kısımları çok anlaşılır değil.Ben de o bölümü hatırlayamıyorum.Düşünüyorum, düşünüyorum ve sonunda buluyorum:” uzun uzun kavaklar, dökülüyor yapraklar.Ben atama doymadım, doysun kara topraklar”.Eller uzun uzun kavaklar için kalkmış meğersem 🙂

Ağzımız açık kaldık.Ne zaman öğrenmiş.Kaç kere okunmuş olmalı ki bu şekilde ezberlemiş olsun.Anne baba yine şaşkın.

Dün babasına beni bir ara epey şikayet etmiş.Annemi sevmiyorum, o bana çok kızıyor demiş.Baba bundan çok etkilenmiş.Bana çıkışır gibi oldu.Aslında çok kızmıyorum ama “anne kızıyor” lafınını çok kullanıyorum.Onun yerine jet hızıyla ” anne üzülüyor” deme kararı aldım.

Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım.

November 14, 2011 Post Under kuzu - Read More

Canım yavrum

Haftasonu odasının perdesini yıkayıp, ütüleyip takmak için merdivene çıktığımda o da odadaydı.Merdeveni açmamı, üstüne çıkmamı öylece seyrediyor gözüküyordu.Ancak ben merdiven tepesine çıkınca birden “anne anne dikkatli ol, orası çok yüksek, bak ben küçücüğüm, oraya çıkamam” diye bağırmaya başlayıp, merdivenin ayağına sarılması bir oldu.Ben onu teskin etmeye çalışmış olsamda merdivedeki işim bitene kadar aynı şeyleri tekrar etti.İşim bitip ona sarılınca “çok korktum” dedi.Çok duygulandım.İlk kez böyle bir tepkiyle karşılaştım.Tepki demek doğru değil aslında.Doğru tabir sevgi gösterisi olmalı.

Ne zaman büyümüştü, bu kelimeleri daha önce kullanmışmıydı? Gözlerimden yaşlar boşaldı, sesim parça parça oldu.Anne olmak, biri tarafından böyle sevilmekti; belki de ilk kez.

Kreş olayı çoğu yönden çok iyi.Keşke daha önce göndermiş olsaydım diye çok söylendiğim olyor.

Ancak bazen çok endişeye kapılıyorum.Dün akşam Elifi teslim alırken yine yüzünde çizikler vardı.Öğretmeni diğer çocukları teslim ederken kalemle yüzlerini boyamaya çalışmışlar, çizikler kalem çiziği deyince, bütün gece bu konu kafamı meşgul etti.Çocukların yanında her şekilde birinin olması gerekmiyor mu? Yardımcı öğretmen nerde? Sonra çizik atacak kadar sivri uçlu kalemler yalnızken neden ellerine veriliyor diye bir mesaj attım kreş müdürüne.
Canım yavrum Rabbim korusun seni ve bütün kuzuları.

November 2, 2011 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Asıl suçlu

Ateş düştüğü yeri yakıyor.Düşecek yer çok bu memlekette.Birgün senin başına da düşebilir. 2007 senesinde çalıştığım yere çok yakın hergun turladığımız, akşamları eşimle bulluştuğumuz yerde tam o buluşma saatlerinde canlı bomba patlamıştı.Kaç kişi ölmüştü, kaç kişi sakat kalmıştı.Çok yakın, çok sıcak.
“Vatan sağolsun” diye bağırdı mı analar, tamam diyor birileri yine uyuttuk, oldu bu iş.Şimdi silahlı kuvvetler her yeri bombalıyormuş.Artık mağaralardan seyredip gülüyorlardır vatan hainleri.Bizde TV lerdeki görüntülerle kendimizi kandırırız.Çok kızgınım, devlet içindeki devlete kızgınım.Ama acımayaz yüreğim, kararamaz dünyam o analar gibi.
Çok acıdır çok dayanılmazdır,ancak kimse kimsenin acısını anlayamaz.İşte burası çok gerçektir.Rabbim yardım etsin o insanlara.

Neye kime hizmet ettiğini bilmeyen bir grup terorist var ortada.Kim bu ülkeye zarar vermek istiyorsa ilk onların kapısına dayanıyor.
Kaynak mı istiyor, yediği para, aktarılan para mı az geldi, başbakan yurt dışında çok görülmeye mi başladı, bu ülkeden çok mu konuşulmaya başladı,istikrar devam mı ediyor hopppppp onları buluyor.Ahlaki hiçbir değer taşımayan, insanlıktan nasipsiz insanlar asıl suçlu sizsiniz.Asıl vatan haini sizsiniz.3 kuruş için bu ülkeyi satan sizsiniz.

October 20, 2011 Post Under kuzu - Read More

Hayy Allahım

Elif pazartesi gecesi rahatsızlandı.Bir türlü uyuyamamıştı.Uykuya dalamıyor, parmak emiyor, yatağında ordan oraya dönüyor.O hareket ettikçe ben de uyuyamıyorum.2-3 defa çişe kalkıyoruz.İkimizde nerdeyse tüm gece uyuyamıyoruz.Sonunda sabaha doğru 4,5-5 gibi kusmaya başladı.Hemen sarıldım.Yatağının içine kustu.Hiç korkmadığı, ağlamadığı gibi kucağımda ağzını silerken “Eymen de kustu ben de kustum, Eymen de hasta ben de hastayım” dedi.Gecenin bir vakit o halde annesini güldürdü.Aklıma geldikçe hala gülüyorum.Sanırım Eymen kreşte rahatsızlanıp kusarken bizimki Eymenin kusmasına bile özenmiş.Takmış bu Eymene.Eymen dediğim çocukta ondan 6 ay kadar küçük, kiloca Eliften çok çok iyi durumda olmasına rağmen boyu Eliften kısa, konuşması geri ama gel gör ki kız takmış işte :)))

October 11, 2011 Post Under kuzu - Read More

Yalan

Yalan konusuna geleceğimizi hiç düşünmemiştim.Ancak istemediği birşey olduğu zaman mesela uyutmak istediğim zaman ” çok acıktım”, banyo yaptıracağım zaman “tozan bakıcam” gibi şeyleri çok kolay söylüyor.Aslında hiçbirisi gerçek değil.Ben zorladığım zaman böyle yapıyor.Direnmek ağlamak sızlnamak yerine böyle kolay bir yol seçiyor, aman Allahımmmmmmmmmm :((

Kolay mı yalan söyleyecek? Elbette yalan söylediğinin farkında değil.Ancak bir meyil olduğu kesin. Karşısındaki insanın inanacağını düşünebilecek kadar saf olmakla bu meyil birleşince böyle bir tablo çıkıyor ortaya.Açıkcası bunu farketmek beni oldukça rahatsız etti.Ne yapmak lazım bilmiyorum.Benim çok zorlayıcı ve ısrarcı olmamdan kaynaklanıyor, burası çok açık.Tıkandım kaldım.Ezik, karşısındaki kırılmasın diye ya da küçük bir çıkar için yalana başvuracak birisi olsun istemiyorum.Ne bileyim ne zor iş bu. Uzman görüşü lazım.Daha çok okumalıyım.Daha çok küçük diye bu tip konularda geç kalmak istemiyorum.Kitap arayışındayım.

*
Konuşmak bir sanat ve ben bu sanatı takdir ediyorum.Ben böyleyim, kabayım, zartım zurtum demek yerine ben de bir sanatçı olmaya karar verdim.Bir süre sonra sıkılıp vazgeçermiyim bilmiyorum ama şimdilik çok istiyorum.Mesela dün gittikçe zayıflayan bir tanıdığıma “iyice zayıflamışsınız, zayıflık hiç yakışmıyor” demek yerine ” iyice zayıflamışsınız, biraz kilo alın eminim çok yakışacaktır” dedim.Bu sanatı kız fazla büyümeden iyice özümsemem lazım.Zira her güzel ilişkinin içinde biraz sanat olmalı.

Yakınlarda okul olarak Eymire gitmişlerdi.Botanik hocası böcekleri anlatıyormuş.Gözler açık dinliyor ama ağız da açık 🙂

October 7, 2011 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Anne beni şımartma

Çocuk işte; her daim kendini güvende hissetmek, söz geçiremediği duygularını, düşüncelerini dizginleyecek, kontrol edemediği dürtülerini kontrol altına almaya yardım edecek birilerini istiyor.Buna tek gönüllü elbette anne baba oluyor.Yine ebeveynler klavuzluğunda okul, öğretmen giriyor devreye.

Bir gece çişi geldi, uyandı, parmak emiyor.Ben anladım çişi geldiğini ama üşeniyor, kalkmıyor.Kaldırdım, çişini yaptırdım.Mızmız mızmız ağladı ağlayacak.”Ne oluyor Elif, çiş yaptık kızım.Yapmasaydın her taraf batacaktı” dedim sese ince bir ayar çekerek.Bizimki susuverdi, sakinleşti ve hemen uykuya daldı.İnanın kıyamıyorum.Hep tatlı tatlı konuşayım, sesim hiç yükselmesin istiyorum ama olmuyor.Ses ve mimiklerle kontrol altında tutulmazsa şımarmaya, asabileşmeye başlıyor.Karşımda kendini kontrol edemeyen bir çocuk var ve hal diliyle bundan çok da memnun olmadığı anlaşılıyor.Anne ve baba terbiyesine o kadar muhtaç ki!! Sesimin azıcık yükselmesinden bile onu düşündüğümü, onun iyiliği için ona çıkıştığımın farkında.Bunu hissetmek beni çok duygulandırıyor, çok ağlatıyor.Rabbim onu bu hayatta yalnız bırakmasın.

Neyse…

Haftasonları bisiklet günleri bizim için.Ancak bu haftasonu ODTÜ de ciddi bir şekilde bisikletten düştü.Çok güzel düz bir yolda giderken birden rampa aşağı saptı ve hızlanan bisiklette dengesini kaybedip düştü.Bunda benim arkasından cıyak cıyak bağırmamında etkisi çok.Çok kötüydü.Ben arkasından fotograf çekiyordum.Makine açık, öyle lay lay lom bir vaziyetteyken oldu bütün herşey.Baba 5 dk. ayrılmıştı yanımızdan.İçim çok yandı, hemen koştum kaldırdım ancak sol tarafına iyi düşmüştü.Çanta bir tarafta, makine bir tarafta kalmıştı, koşup gelen insanlar toparladı eşyaları.Birisi açık makineyi görünce “düşme anını çekti mi acaba” diyordu.Duyunca açıkcası o haldeyken  bile beni gülümsetmişti.Neyse kaldırıp, hemen sarıldım.Sürekli “çok korktum, çok korktum” diyordu.Epey bir süre sakinleşmedi.Bisiklet hızlanmaya başladığı anda korkmaya başlamış.İlk kez yaşıyor bu duyguları.Sonra anne orasına burasına bakarken olayın seyri değişmeye başladı.Bizimki bunalıma girdi iyice.Bisikletten düştüm, çok korktum, çok acıyor demeye başlayınca bende derman kalmadı.Hemen eve geldik, kolunu gösteriyordu.Görünürde birşey yoktu.Hareketlerinde bir sıkıntı yok, biraz ezilmiş olmalı deyip sabaha kadar beklemeye karar verdik.Sabah uyandığında durum daha da kötüydü.Aynı şeyleri söylüyordu.Okulun sahibi doktor amacamız baktı, tüm gün öğretmeni takip etti pek birşeyi yok dediler.Akşam olduğunda olay tamamen unutulmuş ve acıyan yerler iyileşivermişti.Birşeyi olmasa da bu türden kazalara hazırlıklı olmamız lazımdı.Dahat dikkatli olmalıydık.

October 6, 2011 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Bisiklet aşkına :)


Baharın gelmesiyle bisikletimizle mahallemizde böyle turlamıştık.Mayısın sonları olabilir.Bahar, yaz nasılda heyecanlandırmıştı herkesi.Bisikletimize binip, marketleri dolaşıp, pis gibi havayı alıp dönüyorduk evimize.Kreş sonrası 1-2 haftasonu dışında pek yapamadık aynı şeyleri.Akşamları büyük çocukların peşine takılıp, hızlan anne hızlan anne diyerek yarış yapmıştık.Hatta nefes nefese kalan annenin haline acıyan yardımsever 1-2 çocuk “teyze biz sürelim mi?” teklifinde bulunmuşlardı da bisikletin devrilmesinden korkan anne şöyle bir gülümseyip kibarca teklifi geri çevirmişti.

Neyse gel zaman git zaman ODTÜ de gördüğü arkadan destekli 2 tekerlekli denge bisikletlerine sardırdı sonunda.Kendi bisikleti için bu bebekler için deyip başkalarının bisikletinin peşinde koşmaya başlamıştı.Yaz mevsiminden dolayı bütün büyük marketlerde bisikletler yerini alınca birçok bisiklet deneme şansımız oldu.Bindir kuzuyu dolansın ortalıkta.Onu dene bunu dene sonunda belki de en pahalısında karar kılıp aldık bir tane.2 ay oldu nerdeyse alalı.AVM lerde bisikletiyle görenler pek bir şaşırıyor.Bu kadar küçük bir tıfılın böyle güzel bisiklet kullanması dikkatleri çekiyor.Dönüp bakmayan yok nerdeyse.

September 27, 2011 Post Under kuzu - Read More

Neden böyle?

Kocam lohusayken, yaşlaşık 6 ay felan süren bir süreçtir bu, her fırsatta etrafta gördüğü bildiği bebeklerle, çocuklarla kızını gelişimsel yönden kıyaslayıp dururdu.Bu aylarda Kuzen Zeynep şunu yapardı, bizim kızdan 1 ay büyük olan deniz için “deniz cin gibi ” cümlelerle kendini çok net belli eden eksiklik hissi, güvensizlik ve endişe o aylara hakim idi.Zaman zaman o anları hatırlatma ihtiyacı duyarım.Ben çocuğun emmesiyle, uykusuyla, anne sütü olmazsa olmazıyla uğraşırken onun uğraşları bunlardı.Ağızdan çıkan laflar, bu hayatta öyle çok zeki olmaya gerek yok anlamına gelse de, iç dünyasında kızının zeki bir birey olmasını istediği tartışılmazdı.

1-2 akşamdır kızıyla matematik üzerine çalışıyor( 5-6 dakikacık). Çocuğa parmaklarıyla sayıları göstermesini istiyor ya da kendisi gösterip kaç olduğunu soruyor.Sonrada bana gelip parmaklarıyla 3 u gösterdiğini ancak Elifin, bu kaç sorusuna, 3 cevabını veremediğini söyleyip, aptal senin kızın diyor.Yine akşam Elife kaç gözü olduğunu soruyor yanımda ve Eliften gelen “benim gözüm yok ” cevabı çok bir manidar kaçıyor olaya.Utanmasa Elifin çocuk psikiyatristi dayısına “yavv şu bizim kıza bir test yapıver de aptal mı değil mi anlayıverelim” diyecek.Diyecek demesine de, araştırmış zeka testleri 3 yaştan sonra yapılıyormuş, açık açık söylüyor bunuda.Ancak yine durmayıp internetten okuduğu bir iki testi yaptırmaya çalışıyor.Neyseki kız biraz yapıyor 🙂

Oysa Elif aylar öncesinden elindeki magnetleri buzdolabına yapıştırırken 20 ye kadar sayabilmişti.Önce 17 e kadar geldi sonraki yerleştirmesinde 20 dedi.Duydum yani.Şu sıralar ise kelimeler ve kavramlarla uğraşıyor.Geçen bir yerde bizden biraz uzaklaştı, ancak hemen geri geldi ve bize “döndüm” dedi.”Döndüm” demek için gitmiş 🙂

Dün AVMde “pembe klozet nerde,çişim geldi” dedi.Alışveriş merkezlerinin müdavimleri olarak pembe klozet adaptörü taşımaya başladık yanımızda ama en fazla 2 defa götürmüşümdür.Dışarda onu kullandığımıza kadar dikkat etmiş.Başka bir yerdeyiz yine çiş geldi ama tuvalet çok pis, adaptörle bile yapmasını istemiyorum.Bir poşet alıp dışarı çıkartıyorum.Etraf müsait, bahçeye çıkıyoruz.Poşete yapacağını anlatıyorum ve kuçağımda yaptırmaya çalışıyorum.Bana dönüp “elleri nerde yıkayacağız?” diye soruyor.Böyle durumlarda çocuğun zekasını takdir etsem de, kreşte öğretmeni Elif harika, çok pratik, çok zeki, hemen kavrayıp arkadaşlarına örnek oluyor cümlelerini duyduğum zaman, genelde hadi yaa öyle mi diyorum kadının yüzüne bile.Sonra işte veliyi etkileme yolu, herkese de aynısını mı söylüyor diye geçiriyorum içimden.İltifatların çok üzerinde durmayıp geçiyorum.Yani bende de durum zaman zaman pek farklı olmuyor.

Tamam bazı çocuklar üstün zekalı ve bununda çok açık belirtileri var ama beni bile rahatsız eden bu zeka takıntısı ilerde kuzuyuda rahatsız etmeyecek mi? Zekanın onca türü varken, birine aptal demek bu kadar kolay mıdır? Başkalarının çocuğundaki en küçük bir beceriyi, başarıyı hemen farkedip takdir edebilirken, kendi çocuğun konusunda bu kendine güvensizlik nedir?

Neden böyle?

Beklenti çok çok yüksek, vecizeler düzmesini, 4 işlemi 3 yaşını tamamlamadan yapabilmesini umduğumuz, bu olmayınca üzüldüğümüz, hayıflandığımız ortada.

Hep gülümseyerek anlattığım bir olay vardır.Eşime de çok 1-2 defa anlatmışımdır.Küçük kız kardeşim hacettepe ingilizce tıbı ilk tercihinde hem de epey iyi bir puanla kazandığında, haberi duyan ankara tıpta okuyan erkek kardeşim “hadii yaa gerçekten mi ben onu aptal sanıyordum” demişti.O zamanlar cep telefonu filan yaygın değil, çocuk eve gelince kardeşinin kazandığı bölümü öğrenince, şaşkınlık geçirip böyle bir cümle kurmuştu.Olay tam tamına böyle olmuştu.Ayy canlarıım benim onları öyle çok seviyorum ki, kardeş sevgisinden öte sanki 🙂

September 26, 2011 Post Under kuzu - Read More

1 çöplük 2 horoz

Elifin dün tırnakları kırmızı ojeli geldi.Bir ara elimizde yemek mahalledeki kozmetik dükkanına girip, her tırnağa farklı bir oje sürerek birşeyler yedirmeye çalışmıştım.Haliyle ojeli tırnakla okula gitmişti.Sanırım bunun verdiği bir rahatlıkla dün elifi ojelemişler 🙂

-Elif tırnaklarına kim oje sürdü?

Çok cool bir şekilde

-öretmen

Sonra sanırım yanlış anlaşılma ihtimalini düşünerek

-yasemin öretmen değil ama

şeklinde konuşma geçti.

Akşam okuldan geldik.Sürekli konuşuyor.Banyoda elini sabunlarken, ben abla oldum, aslı elif büyüdü gibi cümleler kuruyor.Akşama kadar öğretmeni ısırmama konusunda böyle telkinlerde bulunmuş.

Okulda pek herşey günlük güneşlik gitmiyor şu sıralar.2 gün önce yüzünde büyük çapta ve derin sıyrıklarla aldık kreşten.Eymen, bebek evinden anaokuluna geçmiş ve yine didişmeler başlamış.İlk gün çok sinirlerim bozulmuştu.Bizimkisi çok inat ve istediğini elde edemeyince ısırma yolunu seçiyor ama eymen çok öfkeli bir çocuk.Onun öfkesine birkaç kez okul bahçesinde tanık oldum.Çocuk tırnaklarını kızımın yüzüne geçirip öfke nöbeti geçirmiş ve sıyrıkların derinliğinden ayırmaya çalıştıkları halde bırakmadığı rahat anlaşılıyor.
Öğretmeni bizden zaman istedi ve aralarında mesafe olmasına dikkat edeceğini, birbirlerine çok yaklaştırmayacaklarını söyledi.1 hafta sonra tekrar görüşeceğiz.Öğretmeni olan yasemin hanımdan açıkcası çok memnunum ve ona bu konuda güvenmek istiyorum.
Aslında sorun Elifin kişiliğinden kaynaklanıyor.Öğretmenin dediğine göre Elif sınıfın lideri konumundaymış ve eymen de buna yakın tavırlar sergileyince ister istemez benim kızın çok fazla dikkatini çekiyormuş.Bir çöplükte 2 horoz olayı yani.Bebek evinden bana verilen tüm fotolara baktığımda o kadar didişen ikilinin birbirinden 10 cm bile ayrılmadıklarını farkettim.Etrafta rakip olmasını her zaman gerekli görmüşümdür ancak olayın “gereksiz kişilere gereksiz önem verme” yanı bir çocuk için gerçekten ağır birşey.Büyüdükçe bu ağırlıktan rahatsız olup kurtulmaya çalışıyor olsak da çocuklukta bunun çok farkında olamıyoruz.Pedagog değilim ancak bende çocuk oldum, anlıyorum.

Babaya göre hemen sınıfları ayrılmalı hatta olmazsa kreşin diğer şubesine geçilmeli ancak Elif hanım hayatta daha kaç eymenle karşılaşacak ve gerek kendiyle gerek eymenlerle mücadeleyi, yanlışlarını düzeltmeyi, düzene ve kurallara uymayı öğrenmeye başlaması gerekiyor.Aksi durum sadece bir kaçış olacak onun ve bizim için.

September 22, 2011 Post Under kuzu - Read More

Tatil fotoları


September 20, 2011 Post Under kuzu - Read More

Tatil ve biz

Tatildeyiz…

Ne umutlarla ne hayallerle gelmiştim. Kuzum eğlendikçe kuş gibi kanatlanacaktım ama her tatilde olduğu gibi yine hastalandı ve 1. gün eğlendiğiyle kaldı.
Hastalığı da geçiyorum 4 gündür birşey yemiyor. Ağladım sinirimden bugün ve bir daha tatil mi tövbeler olsun dedim.

Elimizde sadece kuru kuru fotolar var; belki ilerde böyle bir tatili hatırlatacakları için hiç bakmak istemeyeceğim. Bu kadar kötü geçeceğini hiç düşünmemiştim ancak kısmetten öteye birşey geçemiyor.Yok mu buralara dua gönderecek dostlar? Oysa öyle çok ihtiyacım var ki, diye yazmışım tatilin başında.

Evet kuzunun hastalanması beni şoke etmişti.Şaka gibiydi.Tatile geliyoruz ki bu her seferinde aksamadan böyle oluyor birden hastalık, her seferinde başka bir hastalık ve darmadağın olan anne ve baba.

Neden şaşırmışsam çok şaşırmıştım.Oysa tatilden 3-4 gün önce çok fena hastaydım ve Elife  bulaşmasın diye çok dua etmiştim.Fakat ne zaman ben hasta olsam arkasından o hasta olmuştur.Bu tecrübelerle sabit olmasına rağmen ben hala kabullenememişim.

Hastalık hali 3 gün sürdü.Tatil boyunca hiçbirşey yemedi.Yanımızda keçi sütü ( golden goat) ve pediasure götürmüştüm.Onu içirdim.Günde 5 ölçek, yaklaşık 200 cc lik bir mama karışımı oluyor.Biraz da yoğurt.Ölmeyecek kadar yedi diyebiliriz.Birşey yedirmeye çalışsam “ben sevmiyorum onu” ya da “çok acıkmadım” cümleleriyle karşılaştım.Onun dışında hiç hasta olmamış gibi eğlenmesini bildi.Çok mutluydu.O mutlu biz mutlu kısa bir tatil geçirdik.Ne zaman hastalansa ve ateşi çıksa, sonrasında çenesi düşmüş zekası açılmış oluyor.Çok farkedilir bir sıçrama yaşadık tatilde.Farklı uyaranlar farklı algılara sebep oldu belki de.Öyle şeker ve öyle komik bir çocuk ki neresini yesem diye haykırıp durdum ortalarda.Maşaallah kuzşuma.

3 yaş dönemi ve herşeyi ben yapabilirim diye başlayan cümleler.Ne havuzda ne denizde ne kendine ne simidine dokunmama izin vermedi.Kendim kendim diye avaz avaz bağırdı.Ben yüzerken “evet yapabiliyorsun” diye seslenmesi karşısında diyecek birşey zaten yoktu.

Anne 6 aylık izinden sonra haziranın ortasında işe başlamıştı ve tatil için eylül ayını uygun gördü.Baba da temmuz ve agustos sıcagında bir yere gitmekten hiç hoşlanmayınca eylülde havaların iyi olması için dua edip, düştük didim yollarına.Hava çok iyiydi deniz çok sıcaktı.Her tatil sonrası olduğu gibi yine denize  doyamadan döndük evimize.Ne olacak bizim halimiz 😛

September 19, 2011 Post Under kuzu - Read More

Buralardaydık!!!

Cuddy nin kanser riski vardır.House çok korkar.Kız arkadaşının kanser olmasının ona vereceği acıdan çok korkar.Odasına bile giremez.Hiçbir işlemde yanında olamaz.Böbreğindeki kitle alındıktan sonra yanına gelebilir.Cuddy kanser değildir.Ancak cuddy house ın vicotin alıp kafayı çekip yanına geldiğini farkeder ve peri masalı son bulur.Ona sadece kendini düşündüğünü, insanın sevdikleri için acı çekmesi gerektiğini ve acı çekmek yerine vicodinle kafayı bulmayı tercih eden bir bağımlı olduğunu söyler, House ı terk eder.
Cuddy bir bağımlıyla birlikte olmayı istemez, kimse istemez.Olay bu kadar simple işte.Senaristlerin takdir buyurduğu uzun cümlele pek gerek yoktu, Cuddy o mükemmel performansıyla House a haykırsa bile.

Ramazanın son günü sabah 5 e kadar House bakıp nerdeyse 7. sezonu bitirdim.

Tatilde Ankaradaydık.Son ana kadar bir yerlere gitme planımız vardı.Ancak benim gidecek durumda olmayışım, babanın istediği dağ evlerinin çok konforsuz ve istediği lükste olmaması hevesimizi kaçırdı.Evde kaldık fakat sonunda, tatil çok kısa bile olsa bir daha ankarada kalmamaya karar verdik.

9 günlük tatil başlamadan beni bizim sıpayla ne yapacağım telaşı sarmıştı.Pazartesi yarım gün gönderdim, süper oldu.O kreşteyken bütün evi baştan ayağa süpürdüm sildim.Gelince zorda olsa uyutup kalan işleri yaptım.Ev temizdi sadece süpürülüp silinmesi gerekiyordu.Ev temiz ve derli toplu olunca benim psikolojimde derli toplu oluyor.Sonraki günler yemek konusunda çok zorlandık.2. gün hiçbirşey yemedi ve arkasında rahatsızlandı.Yememesi ondanmış.Ateş 39 kadar çıkınca hemen doktora götürdük.Kulak, boğaz temiz.İdrar vermemiz gerekiyordu maalesef veremedik.Ateş düşürücülerle idare ettik.Ertesi gün ateşlenmedi ve biz de çok önemsemedik.Bayramın 4. günü birşeyler yemeye başladı.Yemek yedirmek için jokere götürdük sürekli.Tatilin sonunda artık alışveriş merkezi görmekten midemiz bulanır olmuştu.Dün öğlen uykusunu çok iyi uyudu.Sanki gece hiç uyumamış gibi gözlerini açamadı.Ondan istifade bende iş öncesi evi tekrardan toparladım, iyi oldu.Beni epey rahatlattı.

Her sabah biraz daha büyümüş oluyor sanki.Fiziksel yönünü çok farkedemiyorum.Bana hiç büyümüyor gibi geliyor.Ancak diğer yönler çok çarpıcı.Ben banyodayken kapıdan ” anne sen cıbı cıbı olurken benim görmemi istemiyosun” deyişi beni bitirdi.Sonra tavşanım, tavuğum dememden hiç hoslanmıyor: “Ben davşan değilim, ben aslı elifim” diyor.Ama aşkım, yavrum, kuzum, canparem deyince sesini çıkarmıyor.Kafasında birşey canlanmayınca sorun olmuyor sanırım.Favori hayvanı kurbağa, bayılıyor kurbağalara hemen kurbağa sesi çıkarıp, sıçrayışa geçiyor.

9 günün sonunda tam anlamıyla iflağımız kesilmiş şekilde işe geldik.Çok bunaldığım anlarda bütün beklentileri en aza indirip, o an en iyi yapabileceğim şeye odaklanıyorum, mesela tatilde eğlenmek, dinlenmek, gezmek yerine Elife bakma işine odaklanınca beklenti en aza inmiş oluyor.Bu şekilde daha az mutsuz oluyorum.Bu günleri kızıma tahsil edilmiş sayıyorum.Fedakarlık değil kesinlikle, vazifeye konsantre olmak sadece 😛

Şöyle böyle ömür geçiyor işte.

September 5, 2011 Post Under kuzu - Read More