<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Archives: 2010 February | Aslı Elif Malcı

Archive for February, 2010

Yiyoz içiyoz geziyoz

Hafta sonu çok gezdik.Fotoları gelecek.Pazar günü kuzen zeynepteydik.Doğum gününü kutladık.Kuzenimiz 2 yaşına bastı.Annesi yurt dışından geldi ve alel acele bir doğum günü oldu.Anneannemiz sağolsun çeşit çeşit şeyler yapmış.Bol bol yedik yani anne yedi.Kuzu sadece 2 yaprak sarmasıyla akşamı bitirdi.Bol bol koşturdu sevinç çığlıkları attı.Evin her tarafını inceledi bütün çıkıntı, ek yeri, piriz, düğme ne varsa dokundu.

Ahhh kuzen vahh kuzen!!!

Kuzenimiz yine hiçbirşeyine dokundurmadı, kıskandı.Oyuncak sınıfına giren girmeyen herşeyi ısrarla kuzunun elinden aldı.Ama ne alma oyle kavga dövüş şeklinde değil, nazikçe alıp yerine koydu.Arada kuzunun yüzüne yüzünü koyarak öpsede, birlikte oynadıklarını görme zamanına daha çok var dedirtti sonunda.





95 cm zorlayan kuzenimizin yanında benim tıfılım :)

February 26, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Bir blogger’ın anatomisi

Aşırdım tamam.Çünkü  çok güzellerdi.Çok güldüm.Başkalarıda özellikle kocamda gülsün istedim.Kendim için birşey istiyorsam kurbağa olayım :)
OİP copyright için ne istersen vermeye hazırım.

February 25, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Mikroenjeksiyonda kısırlık babadan oğula geçiyor

     Mikroenjeksiyonla hamile kalmış biri olarak, tüp bebek tedavisine başlayacak anne adayları için dikkate değer bir haber diye düşünüyorum.

     Ben tedaviye başlarken transfer edilecek embriyo sayısına kadar doktorumla konuşmuş ve 2 den fazla embriyo transferi istemiyorum demiştim.Bilgi kaynağı dediğim internette, belki bilgi kirliği daha doğru bir tarif olur çoğu konu için, tüp bebek eşittir çoğul gebelik gibi bir sonuç vardı ortada ve maalesef bu çoğul gebeliklerde prematüre doğumlar, ölü doğumlar, düşükler çok fazlaydı.

      Öncelikle söylemek istediğim doktor, hastane çok önemli ama insanın kendinin bilinçli davranması, gerektiğinde doktoru yönlendirmesi gerekiyor.Neticede tüp bebek uygulamalarının çoğu bizim seçtiğimiz  özel merkezlerde gerçekleşiyor.Bence bunun avantajlarını değerlendirmek lazım.

    “Türkiye’de uygulanma oranı yüzde 90 olan tüp bebek yöntemi mikroenjeksiyon ile ilgili tarihî bir itiraf geldi. 1992 yılından bu yana tedaviyi kullanan Belçikalı profesör Andre Van Steirteghem, yöntemin kısırlığın bir sonraki kuşağa geçmesine yol açtığını açıkladı.

     Tüp bebek tedavisinde yaygın olarak kullanılan mikroenjeksiyon yönteminin, kısırlığın bir sonraki kuşağa geçmesine yol açtığı ortaya çıktı. Uyarı, bizzat yöntemin öncülüğünü yapan Belçikalı profesörden geldi. Düşük kaliteli ve düşük sayıdaki spermler için geliştirilen yöntem, kısırlığın doğacak bebeğe de geçme riskine rağmen çok yaygın uygulanıyor.

     Yöntemin 18 yıl önceki ilk uygulamasını yapan ekibin başkanı Brüksel Üniversitesi’nden Prof. Andre Van Steirteghem, ABD’deki bir konferansta yaptığı konuşmada, mikroenjeksiyonun haddinden fazla kullanıldığını söyledi. Diğer yöntemlerin denenebileceği hallerde mikroenjeksiyona başvurulmaması gerektiğini belirten Steirteghem, kısırlığın genetik nedenlerinin yardımcı üreme teknikleriyle baypas edilebildiğini ancak bu genetik kusurların bir sonraki neslin kısır olmasıyla sonuçlanabileceğine dikkat çekti. Dr. Allan Pacey de bu yöntemle doğan bazı bebeklerde sağlık problemleri olduğunu hatırlatarak mikroenjeksiyona gereğinden fazla başvurmanın risklerine işaret etti. Spermin yumurtayı kendiliğinden döllemesi için her ikisinin de bir kaba konulduğu tüp bebek tedavisinden farklı olarak mikroenjeksiyon yönteminde, embriyoloji uzmanı tek bir spermi yumurtaya enjekte ediyor. Sürecin normal işleyişi içinde doğal olarak ayıklanacak anormal bir sperm, bu yöntemle yumurtayı döllemiş oluyor.

     Yöntemi, baba olma şansı kalmayanlar kullanmalı

     Mikroenjeksiyonun yaygınlık oranının Türkiye’de yüzde 90, Avrupa’da ise yüzde 40 ile 70 arasında olduğunu belirten Eurofertil Tüp Bebek Merkezi Direktörü Hakan Özörnek, yöntemin hiçbir şekilde baba olamayacak erkeklere şans tanıdığını söyledi. “Eğer baba adayındaki sperm kalite bozukluğu genetikse bu, oğluna da geçecek ve oğlu da kısır kalacaktır.” diyen Özörnek, şunları ifade etti: “Yani kısırlık babadan oğula geçmiş olacaktır. Mikroenjeksiyonun çok yoğun uygulandığı Türkiye gibi ülkelerde yöntem sadece gerçekten ihtiyacı olanlarda kullanılmalıdır.”

February 24, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Babamız İçin

Babamız kuzunun bu hallerine bayılıyor.Baksın bol bol diye bol bol resim koyduk.












February 18, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Kocamızı çıldırtma yolları

      K.İ.S.D. in 2 mimi var.Birine biz atladık ,evimizden bir köşe seçip fotograflayacağız.Bunu hafta sonuna erteleyelim.İkincisi kocamızı çıldırtan 3 şey.Aslında kocamı çok çıldırtmışlığım vardır ancak genellemek düşündüğümden zor oldu.Mesela evlenmeden önce yaptığım birşey vardır ki sonradan  kocamı hiç öyle çıldırtmışlığım olmadı olamadı.Kuzuya çok düşkün ve onu ihmal adına yapılan en küçük birşey onu çıldırtabiliyor.O yüzden konunun bu tarafını mime dahil etmiyorum bile.

     Gelelim konumuza

   1) Çok kötü birşey yapmış bile olsam ondan birşey saklamamdan hoşlanmıyor.Hele birşey yok, önemli değil denilmesine deli oluyor.Herşeyi onunla paylaşmam lazım.Öyleki artık bu bende alışkanlık oldu.Hiç birşeyi gizleyemiyorum.

 2) O sana sarılıyorsa sende ona sarılacaksın.Ne kadar kızgın olursan ol affedip sarılacaksın.Aksi kabul edilmiyor :)

 3) Asla aldığı hediye için “bu kadar para verilir mi” demiyeceksin.

Bu arada Hong Kongtan biri sitemize girmiş, kim olakii?

şerife mal…. denilen kakalak yılan

February 18, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Komik

Komik bir alıntı :)

- Bir aylık baba olan iş arkadaşıma, uykusuz geçtiği gözlerinden belli olan bir gecenin sabahında “Büyüyünce unutacaksın.” diyorum. “Memlekette taşlı bir tarla var. Babam taşları söküp keçiboynuzu dikelim diyor. Keçiboynuzu on yılda yetişirmiş. O tarladaki tonlarca taşın temizlenip o ağaçların dikileceğini ve yetişip meyve vereceğini hayal edebiliyorum da, bu kızın büyüyeceğine hiç ihtimal vermiyorum.” dedi. Çok umutsuz gördüm kendisini… Kıyamam yahu!

February 17, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Gezmelerdeydik

Hava önceki günlere göre  daha iyi olunca akşam kuzuyu gezmeye çıkaralım dedik.Günlerdir evden çıkmıyordu.Bu sefer anne fotograf makinasını yanına almıştı ama şarjı az kalınca kendini ekonomik moda almış.Çok kısa sürede de tamamen kapandı zaten.Öyle flaş patlamadan fotolar çektim.Her gittiği yerde fotografı olan annelere hep özenmeme rağmen makinanın büyüklüğünden midir nedir pek yanımda taşıyamıyordum.

Kuzu dışarı çıkınca bir çoştu pir çoştu.Gerçekten sıkılıyormuş.Arkasından sürekli koşmamıza rağmen çok mutlu olduk.Geçen kış bu seneki kışı düşünüp hep merakla bir hevesle bugünleri beklemiştik.Şükür gördük.Binlerce kez şükrediyorum her zaman.

Fotolarımız çok iyi olmasada başlangıç farzedip ekleyelim.Neye başlangıç? Kuzu ve bizim için yeni bir döneme diyelim.Gezme tozma dönemi.Babamız duymasın :)






February 11, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Öylesine…

Güzel bir yağmurla başladık güne.Sanki Mart ayının başı gibi,  etrafın yeşillenmesi çok yakınmış gibi hissettiriyor insana.Dün evdeydim.Anneannemizin işi olunca 1 gün izin alıp ben baktım kızıma.Aslında dün sabahtan çektiğimiz fotolarımızı koymaktı niyetim ama geç kalkınca fotoları ekleyemedimArtık akşam eve gidince eklerim posta.

Bizim kuzu yüremeye başladı başlayalı poposunu yere koymuyor.Sürekli ayakta.Genelde vaktimiz oturma odasında geçiyor ve odanın içinde sürekli dolanma halinde.Sürekli etrafa bakınıyor.Yeni şeyler arıyor gözleri.Odanın bir ucundan bir ucuna kafasında birşeyler varda onu arıyormuşcasına gidiyor geliyor.Oyuncaklarını bilinçli bir şekilde etrafa fırlatıyor.Sonrada sepete topluyor.Birde kanepelerin altına sokuyor oyuncakları.Ardından biraz dolanıp geliyor ve kanepenin altına eğilip bakıyor, ordalar mı diye kontrol ediyor, çıkarmaya çalışıyor.Sanki yeniden keşfediyor çoğu oyuncaklarını.En iyi oynadığı oyuncaklar aslında yap boz şeklinde olan oyuncakları, legolar mesela.Babası playkoolun clipo baby legosunu almış bayağı bayağı yapıyor.Anne oyuncak olayından elini eteğini çekti ama baba son hız ne alsam ne alsam derdinde.

Geçen hafta başlayan öksürük ve hırıltıdan ilaç kullanmadan kurtulduk.Öksürük arada oluyordu dolu dolu ama hırıltısı çok hissediliyordu.Dışarı çıkamadığımız gibi, korkumuzdan kuzuyu yıkayamadık bile.Hastalık yönünden yaz ayı daha rahat olur diye düşünüyorum sonrada aklıma işyerinden bir arkadaşın kızının yaz ayında bile zatürre olduğu geliyor aklıma.Neyse…

“Sabrı tavsiye edenlerden, merhameti tavsiye edenlerden olun” ayeti takılıyor aklıma arada.İçimi yokluyorum.Meğer “kötülük ve kötüden” nefret etmek insanı daha iyi, daha olgun, daha anlayışlı yapıyormuş. ”Kötülük ve kötü” bu derece iyiden ayrılınca sanki gözümdeki zihnimdeki perde açılıverdi.

Geçen gazetede bir oyuncunun oynadığı dizideki başka bir oyuncunun canlandırdığı karakter için “Böyle bir kadın benim hayatıma asla giremez.Ben böylelerini 100 metre öteden tanırım” demesi karşısında vayyy beee helal olsun derken buldum kendimi ciddi ciddi.

Ahhh az kalsın yazmayı unutuyordum!! Bizim kuzu eline yeşil halkayı alıp yeşil yeşil diye dolanıyor ortalarda.Söylemesi zor bir kelime olarak bilirdim ben yeşili :) .Sonra kumandayı alıp kırmızıya basıp kapatıyor TV yi.Hadii bas kırmızıya deyince basıveriyor kırmızıya.Bazen kumandalar karışıyor ama kırmızı hiç karışmıyor.Kırmızıya basılır TV kapatılır.

Dün işine gelmeyen şeyler olunca anneanne diye bağırdı durdu bizim kuzu.Anneme bu sabah evden çıkarken,  bugün bol bol anne anne diye  bağırırsa hiç şaşırma dedim.Çok kurnaz çokkk.Çıkardığı kelimeler bir yana kendince konuşması var.Şöyle ellerini hareket ettirerek kendi kendine birşeyler anlatarak konuşması öyle tatlı kii.O öyle konuşurken bende onu yiyorum yiyorum ama doymuyorum.

Fotolarımızı koyalım.

Sabah şekeri :)

Uyurkende güzelim di mi?

Kahvaltı yapmam için tepsiye konulanları yemek yerine mıncıklayıp üstümü başımı batırmayı tercih edince annem kızdı sonunda.Hızlıca mama sandalyemin tepsisini alıp bu oyuncağı koydu önüme.

Babam fena taktı ahşap oyuncaklara.

Mama sandalyesinde sıkılınca biraz kitaplarımla oynadım.Yine birşeyler yemedim.


February 9, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Aşk gibi…

Hep kızımı severken bakın bakın “dünyada bundan daha güzeli var mı” diye soruyorum o an yanımda kim varsa.Oysa doğduğunda ne kadar çirkin gelmişti gözüme.Eşim hala bu noktaya değinir durur.Bana çirkin gelen kızım ona çok güzel gelmiş ve hala anlamış değil neden öyle hissettiğimi.Ama hissediliyor pek çok kişiden duyduğum gibi kendi kız kardeşimde bile aynı şeylere tanık oldum.Biz bebeği sevmelere doyamazken o hiç tepki vermiyordu.Garip garip bir yabancı gibi uzaktan bakıyordu kızına.

Neyse şimdi kızım o kadar güzel geliyor kii dünyalar güzeli diye seviyorum.Biliyorum ki hep oyle seveceğim.Öyle guzel gelecek gözüme.Ben annelerin bu şekilde abartılı hisselerini çok iyi anlıyorum.Aksini anlayamıyorum.Sevgisini ( eğer varsa) ifade etmeyi bilmeyenleri anlayamıyorum.Sevmenin maddi şeyleri karşılamak olduğunu düşünenleri anlayamıyorum.

Su gibi ekmek gibi AŞK gibi…Sevgim beni rahatsız etmiyor, ağır gelmiyor.

Korkmuyorum kendimi dizginlemiyorum.Benden görmeyecekse kimden görecek bu kadar sevgiyi, kimden duyacak bu kadar güzel kelimeleri.Kim sarılacak ona bu kadar sıkı.

Eğitim, terbiye konusu hep gündemde.Lafla olacak şeyler değil.Hele sevgisiz olacak şeyler hiç değil.Kendilerini mutlu, güvenli hissettiklerinde birşeyler alabilirler.Samimi, karşılıksız sevginin olduğu sıcak ortamlardan.Sevgiye aşka inanılan sıcacık yuvalarda hem ruhen hem zihnen eğitilebilirler.Biz onlar için daha iyi insanlar olmaya, daha az hata yapmaya, daha az günah işlemeye çalışırken büyüyecekler yanıbaşımızda.

Annelikte aşk gibi meşruluk katmıyor mu en taşkın duyguya, aşk gibi menşei maksutu kalp ve ruh değil mi?

February 4, 2010 Post Under Öylesine - Read More

BİMER

Adaşım, arkadaşım İlknur’a teşekkur ediyorum bizi BİMER hakkında bilgilendirdiği için.Maalesef benimde böyle bir yapılandırmadan hiç haberim yoktu.Yazısından alıntı yaparak bizde blogumuza bilgi notu olarak düşelim bunu.

“Bilmem hiç duyanınız oldu mu? Bimer diye bir yapılanma var Türkiyede. Alo 150 hattıyla, internet sitesi yoluyla ya da direkt dilekçenizi yazarak şikayetinizi bildirebildiğiniz ve mutlaka ama mutlaka cevap alabildiğiniz bir yer. Siz dilekçenizi yazdıktan sonra dilekçeniz başbakanlık tarafından gerekli bakanlığa yönlendiriliyor ve sorununuz halledilmeye çalışılıyor. Sonuç olarak babamın dilekçeyi göndermesinden bir hafta geçmeden arayıp detaylı bilgi almışlar. Sağlık bakanlığına yönlendirmişler. Sigorta şirketi ile görüşme yapmışlar. Sigorta şirketi nedense onları babamın kalp krizi geçirdiğinde Türkiyede olduğunu ikna etmeye çalışmış. Belgeli, kayıtlı şeyde nasıl bir şans denemeyse. Sonuç olarak, geçen hafta sigorta şirketi tek muhattapları olan beni aradı. Efendim babanızın Türkiye iletişim bilgilerini alabilir miyiz diye. Özellikle de bana tıp dersi vermeye çalışan hanımla görüşemedim. Görüşsem iki çift laf edecektim şeker hastalığı kalp krizi bağlantısı ile ilgili. Dedim hayırdır, babanıza ödeme yapacağız da dedi telefondaki başka kibar bir hanım. Ödemiyoruz demiştiniz şimdi ne oldu ki dedim dilekçenin sonucu bilmediğimden, baştan öyle karar verilmiş ama tekrar gözden geçirdik dedi. Sonuçta bu konuşmadan iki gün sonra babam parasını alabilmiş.

Babamın Bimere başvurup olumlu cevap aldığı ilk olay bu değil. Bunun için aslında güvenilirliklerine ikna oldum. Daha önce de Almanyadan emekli olmuş, Türkiyeden de emekli olmak için uğraşan, ne hikmetse bir yılda Edirneden Ankaraya gitmeyi beceremeyen bir kağıt parçası bu sayede kısa zamanda Ankara gitmekle kalmayıp babamın arkadaşının emekli olabilmesine de sebep oldu.

Benzer şekilde bankadaki küçük bir mevduatının kendi bilgisi dışında farklı fonlara yatırılması sonucunda anaparadan uğradığı zararıda almayı başardı. Dikkatimi çekense ne zaman Bimere başvursa, daha önce arıza çıkaran, konuşmalarında kabalaşmakta hiçbir sakınca görmeyenlerin birden nezaket abideleri kesilmeleri.”

February 4, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Elbiselerimiz

    Bir düzine kıyafetimiz var.Çoğu nerdeyse hiç giyilmeden kaldırılacaklar arasına girdi.Benim kıyafetle aram hiçbir zaman iyi olmadı.Kıyafete çok para vermeyi sevmiyorum.İndirimleri takip edip iyi malı ucuza alınca açıkcası mutlu oluyorum.Onun dışında gardrobumla herhangi bir gönül bağım olduğunu pek hatırlamıyorum .Ama durum Aslı Elif’in kıyafetleri için pek geçerli değil.Ona aldığım herşeyi çok beğenerek alıyorum ve sanki kızım büyüdükçe onlarda büyüsün, hiç eskimesin, lekelenmesin hep kızımın üstünde göreyim istiyorum.Birde herşey kızlar için yapılmış sanki o kadar güzeller kii.Durum oyuncaklar içinde maalesef aynı.Çocuklarının hiçbirşeyi veremeyen anneleri şimdi daha iyi anlıyorum.

    Kış vakti çok sık dışarı çıkamayınca kıyafetlerimizin tadınıda çıkaramıyoruz.Evde rahat kıyafetler tercih ediliyor.Dolapta hiç giyilmeyen sizeları ne durumdadır dediğim, uzun süredir aklımda olduğu halde tembellikten kızımın üstünde deneyemediğim jilelerimizi çıkarıp oturma odamızda küçük bir defile yaptırdık kızıma.Daha ne kadar giyebilir hesabı yaptık.Sonuç olarak üzerlerinde yazılanlara rağmen 84 cm kadar giyebilceğine karar verdim.Resim çekmek düşündüğümden de zor oldu.Yerinde durmadı.Ne hikmetse bu sefer makinaya hiç pas vermedi.

    Cuma gününden hırıltılı öksürüğümüz vardı.Cumartesi sabahı keyifsizdi ve hemen doktora gittik.Ciğerleri temiz çıktı.Hırıltı ve öksürük geniz akıntısından dolayı dedi doktorumuz.Kilo boy kontrolu yaptı.Boyumuz 1,5 cm artmış kilo çok kötü.1 hafta önce evde ölçtüğümde 300 gr almış gözüken çocuk son 1 haftada aldıklarını verdiği gibi ceptende yemiş.Ölçmeden gitmiş olsaydım heralde çok moralim bozulurdu ama durumu bildiğim için bu sefer çok takmadım.Doktorumuzun dişleri çıkıyor, boyu artıyor bir sorun yok, kilo vermesi hastalıktan olmuştur çocuklar böyledir şeklinde konuşmasıda iyi geldi ya da ben artık bu kilo olayından bunaldım felan yani.Doktorumuza göre ince uzun bir kız olacakmış bizim hatun.Uzun süredir doktorumuzdan duyduğumuz laflar bunlar aslında.Birşey 40 defa söylenince olur derler, bir iki defa daha aynı doktora devam edersek 40′ı tamamlarız evelallah :)

February 1, 2010 Post Under Öylesine - Read More