<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Archives: 2010 September | Aslı Elif Malcı

Archive for September, 2010

Güzeli güzeli

Ahh ne güzel serin bir hava vardı bu sabah.Bir taraftan yağmur yağıyor kapalı bir hava.Diğer taraftan bulutların arasından kendini kısmen gösteren bir güneş.Bulutların arasından süzülen, seyretmeye doyulamayacak ışık hüzmesi.Nasıl bir compozisyon, nasıl bir sanat, direk insanın ruhuna doluyor.O ruh için o ana “ol” denilmiş.

Sabahları genel olarak mutlu uyanırım.Bu insanın psikolojik durumu için bir parametre olarak değerlendirildiğinde sağlık göstergesiymiş.

Sabahları herşey olduğundan daha güzel ve daha kolay gelir.En kötü gecelerin sabahında bile bunu hissetmişimdir.Yok demişimdir, o kadar kötü değil, olamaz, yanlış düşünüyorsun.Bir umut vardır inadına içimde; bütün serkeş duruşların, müsfettelerin güzellikler üstündeki dayatmasına karşılık.

Burası kötülerin dünyası denilemeyecek kadar örnek var etrafta.Kendilerine muafiyet vermeseler sesleri daha gür çıkabilecek çığırtkan tellallar var: kötü olmayın, kötülük yapmayın diye bağıran sağda solda.Sağır değilim duyuyorum.

Ahir zaman…

Güzelliklerin asıl kaynağı şefkattir.

Şefkat olmayınca kalpte, kör ve sağır oluyoruz.

Hayatı rol yapmakla geçen insanlar biliyorum.Binlerce dansöz var

Koca hayat nasıl rol yapmakla geçer demeyin, geçiyor.Arada rol yapmaktan sıkıldıkları oluyor netekim.Onları gerçek anlamda tanımak için bu anları yakalamak büyük bir şanstır aslında.Bütün olanları kendi çıkarları için yorumladıkları, sürekli kendi çıkarlarını düşündükleri için hep temkinli davranırlar.Böylelerinin samimiyetine ne kadar güvenilebilirse o kadarlık bir ilişki oluyor ortada.Ne onun ne bunun ne senin ne benim tarafımda değil sadede kendi tarafındadırlar.

Böylelerini hayatında tutmak onlar kadar riyakarca davranmaktır benim zannımda.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır”

İşte en güzeli budur.
şerife mal…. denilen yılan

September 30, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Doğurdu!!

Okumayanlar için bir OİP nin çalışmasını de ben koyayım dedim.

September 28, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Matrix ol!!

Kız kardeşim hadi enişte matrix ol deyince, kocam taktı gözlüklerini matrix pozu verdi.Bende de gözlük olsaymış daha iyi olacakmış.

September 28, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Özlem

Hava biraz garipti geldiğimde.Kokusu tadı farklıydı.Tam ortaokul ve liseden kalma bir koku ve tat.Hani okulların ilk açıldığı haftalardaki atmosfer.Tam okul sonrası eve geldiğim zamanlardaki hisler doldu kafamın içine.Annem hastaneye gitti.Elifle ilgilendim biraz sonra uyamak için girdik odaya.Onu yatırdım bende yatağa uzandım.Dalmaya çalışıyorum sanki biraz daldım gibi çakır keyif halleri.Sonra bu seferde bu havalar beni alıp taa çocukluğuma götürdü.Yaz tatillerinde gittiğim köy havası doldu birden zihnime.İnceden inceye bir hüzün, o günlere özlem ve tekrar yaşanmayacak olmalarının verdiği dayanılmaz bir acı sardı içimi.Zihnim hala bulanık kah o anlardayım kah elifli anlardayım.O görüntüler öyle yer etmiş ki bir an ölürken bile hiçbirşeyi hatırlamayıp o anları hatırlayacağım hissi hakim oluyor bende.Çocukluk anlılarımla birlikte çocuk olarak gülümseyerek öleceğim belkide.O kadar kolay mıdır insanın son nefesini vermesi ?

Hüzne teslim olmuşum.

Neyse…

Hakkaten köyümü çok özlemişim.Çok yakın aslında gidilebilir.Keşke kocam bu satırları okuyuverse ve beni alıp götürüverse oralara.Görsem tekrar, kokusunu çeksem içime.Tezek kokusunu, toprak kokusunu.Çocukluk anılarıma kaptırsam kendimi.Sonra elif çekip çıkarsa, anne oldun sen dese.Viran olup gidenleri, yaşlananları görsem, hüzünlensem, ağlasam!

Sonbahardandır bütün bu duygusallık.Bir sonbahar güne Ebedi bir hayatı isteyen ruhuma ağır gelmekte güzelliklerin geçip gitmesi.Bundandır bütün melankoli.

September 28, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Kim daha çok eğlenmiş?

Bu akşam Kentparktaki macera adasına gittik.Aslında orası alışveriş yapmaya gelen ailelerin, rahat alışveriş yapmak için çocuklarını bakıcı ablalar eşliğinde oynamaları için bıraktıkları bir yer.Etrafta annesi babası orda olmayan çocuklar vardı.Hele bir tane abii annemi gözüne kestirdi, sürekli onu takip etti ve sürekli benim annemle oynamak istedi.Annem bu duruma üzüldü.Çok çok zorda kalınmadığı sürece çocukları bu şekilde bırakmayı doğru bulmadı.Ben küçük olduğum için içeri annemle birlikte aldılar.Benim çocuk ruhlu annem çok eğlendi.Bu yüzden verdiğimiz paranın son kuruşuna kadar değdiğini düşünüyorum.Anneme bütün kaykaylar feda olsun :D

September 25, 2010 Post Under kuzu - Read More

Şu Günlerde

Şu sıralarda en büyük arayışım kitaplar üzerine.Elifin ilgisini cekebilecek, resimli kendinden birşey bulabilecegi kitapları arıyorum.

Geçen bir kitap aldım.3 renk ve 3 ayrı boyutta balonları anlatıyor.Kırmızı balon,sarı balon ve yeşil balon.Renkleri anlatmak için kullanmaya çalıştım ama pek ilgisini çekmedi.Aksine resimlerdeki balon satıcısı ve balonları sattığı parktaki salıncak ve kaykay çok daha fazla ilgisini çekti.Satıcıyı gösterip “abisi abisi” diyor.Özellikle şapkasını beğendi.Kendiside şapkalarını kafasına geçirip aynanın karşısına geçiyor.Sonra “kaykay” diyor çok tatlı.Parmağını tutup resimler üzerinde hareket ettirerek “elif parka geldi.Yürüdü yürüdü, kaykaya gitti.Sonra merdivenleri çıktı, oturdu ve hoppppppp kaydı” diyorum.”hopppp kaydı” kısmı için elimle kayma hareketi yapıyorum.Çok hoşuna gidiyor.Sıra kitap okumada dedim dün akşam.Hemen gidip yeni kitabını aldı geldi.Sonra kendisi açıp kaykay kısmını bulup parmağını resimler üzerinde dolaştırıp aynı benim yaptığım gibi kayma hareketi yaptı.Bir taraftanda kendi kendine konuşuyor.Çok hoşuma gitti bu hali.Daha çok, basit ama ilgisini çekecek kitaplar bulmak istiyorum.Mesela birde diş fırçasının olduğu bir kitap var.Hemen o kısmı bulup dişlerini gösterip, eliyle fırçalama hareketi yapıyor.Böyle ona ait hikayelerle birleşecek kitaplar.Bazen diyorum fotoları bastırayım, yapıştırayım bir deftere.Onların üzerinden hikayeler anlatsam daha iyi olur sanki.

Birazda foto!!

Ramazanın son akşamı.Babam iftardan sonra hadi çıkıp biraz dolaşalım dedi.Ailecek çıkıp dolaştık.Annem hüzünlüydü, aslında sabah bayramdı ama ramazanda bitti gitti diye hüzünlendi.Yemekten sonra dolaşmak bizimkilere iyi geldi.Kan dolaşımları arttı.Yüzlerine kan geldi :)

Eeee bende etraftaki oyuncaklara takıldım.

Ramazan sonrası dışarda ilk kahvaltı.Bakmayın öyle göründüğüme.Annem birazdan değiştirecek.Hem yanında bir sürü kıyafet taşıyor.

Kahvaltı sonrası oyuncakcıda oynadım biraz.

Teyzemlerle orta bir yerde buluştuk.Annem kızı gibi seviyor teyzemi.O da annemi, annesi gibi seviyormuş.Sık sık söylüyor da ondan biliyorum.Hiç kıskanmıyorum, olabilir diyorum şimdilik

Biri sırtında, biri kucağında, biri eteğinde gibi bir poz olmuş.Tam teyzeme yakışır bir foto aslında.Kendileri biraz hızlı bilinir

Hmmm…Babamla kuzenlerin babası konuşmaya dalmış.

Nihayet üçümüzün bir arada olduğu bir foto.Ama bizimkiler öyle birlikte fotograf çektirmeye alışık olamadıkları için bir acayip çıkmışlar.Olsun ama herşeyin doğalı güzeldir.

Fotolardan anlaşıldığı üzere aklım başka yerde,pek neşem yok.Afedersiniz biraz bağırsaklarım sıkıştırıyor.Bir an önce eve gitsek bari.

Müzik sistemlerini inceliyorum.En ergonomik olanını arıyorum.Şöyle tuşları yumuşak olanını felan işte.Bunu anlamak için bol bol dokunuyorum.

Hem incele, hem de çalan müziğe eşlik et.Zor iş.

Nasıl açım nasıl açım, bilemezsiniz.Annem duymasın ama bu kadar acıkana kadar beklemeyeceğim birşeyler yiyeceğim diyorum her seferinde ancak bir türlü olmuyor.

Kuzen oyun derdinde.

Dur bee kuzen yemeğim bitsin oynayacağız.

Yuppiiiiii!!!Kalan bütün fotoları erittik sonunda, sabun oldular dermişim

September 23, 2010 Post Under kuzu - Read More

Mantıklı mantıksız

Yanlışım varsa söyleyin lütfen.Annemle şu sıralar çok fotograf bakıyoruz.Ben parmağımla kişileri gösteriyorum.Annemde adlarını söylüyor.Yaa teyze yaa abi diyor.Sonra sık sık yeni insanlarla tanışıyorum.Onlarda yaa teyze oluyor yaa abi.Kadınlara teyze diyoruz, erkeklere abi.Eeee durum böyleyken ve anneannem bir kadın olduğuna göre teyze, babam erkek olduğuna göre abi olmaz mı? Yani anneanneme teyze , babama abi dememde ne yanlış olabilir?

September 21, 2010 Post Under kuzu, Öylesine - Read More

Sinirlerim hopladı

Bazen çok çocuk ruhlu insanlarla karşılaşıyorum.Bir şekilde konuşulmaya başlanılan her konuyu kendine bağlamayı beceriyorlar ve mesela onun ne kadar harika yemek yaptığını, bir zamanlar ne kadar çok erkek hayranlarının olduğu gibi konularda hikayelerini dinlerken bulduğum oluyor kendimi.Özellikle belirli konular çok favori.Böyle bir durumda kalmak sıkıntı veriyor, uzaklaşmaya çalışıyorum hemen.Kendilerini anlattıkları kadar başkalarınıda dinleseler ve ona göre ortaya faydalı çıkarımlar çıksa, boş konuşulmasa ne güzel olur diyorum. 35 yaşıma merdiven dayadığım şu günlerde hayatı çok ciddiye almaya başladım sanırsam.Bazı konular geyik geliyor hakkaten.

Aslında dinlemeyi severim, insanların dertlerini paylaşmaya çalışırım.Kendim için doğru bulduklarımı tavsiye etmeden duramam.

Bazende ortada üzelecek birşey yok deyip pek oralı olmam.Böyle dediğim durumlarda mesele, olay, herneyse işte benim yaşadığımın zerresi olmamasına rağmen kişi yaygaracıdır çoğunlukla.Böyleleri daha çekilmezdir benim için.Hep ağlarlar hiç şükretmezler.Kendilerine ait kitlelerinde istediklerini gibi davranmalarına izin verip hemen ordan sıvışırım.Böylelerinden zamanla çok uzaklaşmışımdır.Tercihli bir uzaklaşmadır bu.

“Mümine hüsnü zan yakışır” şeklinde ahlaki bir prensibimim var.İyi yer etmiş aslına bakılırsa.O yüzden son noktaya gelene kadar çok sabırlıyımdır.Birde çok ilgilenmem insanlarla.Hani ilk karşılaştığı kişiyi bile şöyle bir baştan ayağa süzen bir tip değilimdir.Uğraşmam insanlarla.Ancak yine çok konuda eleştiriyorum kendimi. Eksikleri noksanları düzeltme adına doğrusu budur belki ama kendini düzelteyim derken, iyice kabuğuma çekildiğimi düşünüyorum zaman zaman.

Neyse konu neydi ne yazacakmış nerden çıktı bu cümleler? Aslında kuzunun iştahsızlığına çözüm adına interneti karıştırıken kadınların forumlarında okuduklarım, insanların durumlarını abartışları gibi sebeplerden dolayı ruhum öyle bir sıkıştı ki…Aman bee sizinlede ciddi birşey konuşulmuyor deyip sıvıştım o forumlardan.İşte budur asıl sebep.Harbi harbi çok bunaltıcıydı yavv hele bir tanesinin çocuğu 12 aylıkmış 9 kiloymuş boyu 80 cm miş çok zayıfmış götürmedik doktor bırakmamışmış.Off bee kadın ne deyim ben sana.Sinirlerimi hoplattın bayağı bayağı.

September 16, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Kendisi anlatsın!

İlerde bunları okuyunca yüzündeki ifadeyi hayal etmek bir anne olarak beni çok mutlu ediyor.Kim merak etmez ki küçüklüğünü? Büyüklerden o hallerini dinlemekten kim bıkar ki?

Herkes teyze benim için.Ayrıca teyze demek gezme demek.Bu yüzden en çok sevdiğim kelime şu günlerde teyze.

Bayram bahane oldu.Ben teyze teyze dedikçe bizimkiler beni gezmeye götürdü.

Nasıl poz verme moduna geçmişim.Sevimliyim ben.

Haa bu öz teyzem.Zavallım 3 gün boyunca telefon edip davet etti.Ancak 3. gün sonunda sıra geldi.Sonrada ayrılması zor oldu.Keşke daha yakın olsalardı.

Küçük kuzen zehra.3 kız toplandık yani.

Ahh kuzen vahh kuzen alacağın olsun kuzen.Ben yaramazlık yaptıkça “elif yaramaz, ben yaramaz değilim” diyerek bizimkilerden aferin aldı.Ama ben bunu unutmayacağım rövanşını alacağım, hemde bizim evde kuzen.

Selma teyzemi unutur muyuz?

Pınar teyzeme de gittik.Sehbasının ilk hali buydu.

Sonra böyle oldu.Düz duvara mı tırmanmışım ne?

Başka bir teyzenin evindeyiz.Aslında en çok bu teyzenin evini beğendim.Avrupa görmüş kadının evi farklı oluyor canımmm.Neyse yine her tarafı karıştırdım.

Ayrıca benimle oynayacak bir torununun olması çok sevindiriciydi.Yalnız bana oyuncaklarını vermedi.Kıskandı beni nedense.

Salondan beni uzaklaştırmak için oturma odasına oyuncak saçtılar ama ben kaçıp kaçıp salonu karıştırmaya gittim.İyi yapmışım di mi?

Baran abiiii!!! Seni çok seviyorum!!! Söz veriyorum bir daha seni ısırmayacağım.

September 14, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Tembellik etmişim

Ramazandı bayramdı derken blogu ihmal etmişim.Aslında tembellikten, bir sabah erken kalkıp birşeyler yazabilirdim.Ya da geç yatmak olabilirdi.

Kuzu çok yaramaz oldu.Evet kesinlikle yaramaz bir çocuk.Yerinde 1 sn durmuyor.Sürekli aklı fikri birşeylerde, kapalı yerlerde, yüksek yerlerde.”Açın açın” deyip sürekli birşeyleri işaret ediyor.”Aç” tan sonra “açın” demeye başladı.

Bayağı bayağı konuşuyor ve işin ilginç tarafı bunun farkında.Bezini tutup “bez çiş” diyor.Bak anne doğru söyledim di mi der gibi hep konuşurken gözümün içine bakıyor.Konuştuğunun farkında cimcime.

1-2 gün önce “elif nerdesin?” diyen annesine “burdayım” dedi.Normalde duyduguma inanmayıp beynimin bir oyunu mu derdim ama yanında babası vardı ve duyduğum şeyi onaylayınca öyle güldük ki seviçten.

Uyanınca ayağa kalkıp “bitti” diyor.Uyku bitmiş yani.

Daha çok kelime, daha çok eylem var.

Evde sıkılıyor sürekli gezelim istiyor.Dün selma teyzemize gittik.Dönüşte fena ağladı, eve girmek istemedi.Sakinleştirmeye çalıştım.Oy kullanmaya gidecektik, tamam tamam ağlama gezmeye gideceğiz dedim.Hemen gözümün içine bakıp “teyze teyze” diyerek benden onay bekledi.Evet teyzeye gideceğiz dedim.

Birşeyler değişmemeyecek bile olsa yaygın ifadeyle “sivilleşmeye evet” deyip geldik.

Dönüşte pınar teyzemize uğradık.Bayram gezmelerimize ait fotoları sonra ekleyelim.

Değişen sadece konuşmamız değil.

Bütün bayram boyunca yeme sorunu yaşadık.Elimden hiçbirşey yemedi.Kendisi birşeyler yedi.Sütünü bile kendisi içti.Yani yani oyunla felan birşeyler yedirme dönemi çoktan kapanmış, kendi yediğiyle kalıyor.En son artık iyice acıkınca kaşıkla önüne konulanları yiyor.Zor işte, zor zor.

Aslında yazlıkta bile internet kafelerden blogumuzu takip etmeyi ihmal etmeyen, ramazan, sahur, bayram demeden gecenin muhtelif saatlerinde bizi araştırıp saatlerce bakınan elti için yeni birşeyler yazmak lazımdı.
Onu pek tatmin edecek şeyler yazamıyoruz ama ne yapalım idare etsin artık.Ne de olsa bizim hayatımızdaki yeri belli.Platonik platonik takılıyor işte.Aslında işine yarayacak doktor ve ilaç isimleri var elimizde ancak hasta olduğunu kabullenmesi lazım öncelikle: bir ruh hastası oduğunu.Neyse burdan aklına gelebilecek bütün hakaretleri üzerine alıp, doktor doktor gezip derdine derman aramasını söyleyelim tekrardan.

şerife mal…. denilen yılan

September 13, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Zamanı gelince

21. aylık bir cimcimeyiz ve bağımsızlığımızı ilan edeli çok oldu.Ancak bir anne olarak bunu yeni kabullenebiliyorum.Onu birşeylere zorlamak imkansızlaştı.Neden şaşırıyorum ki doğduğundan beri tıpkı annemin benim bebekliğime ait anlattığı şeylere çok çok benzer şeyler yapıyor.Ona bakıp kendimi görüyorum.Belki abartıyorumdur belki çok sahiplenmekten kaynaklı düşüncelerdir ya da birşey demek için çok erkendir.Ancak onun güzel ruhunu görebilmek çok mutlu ediyor beni.Umarım hayat onun için çok daha kolay olur.

Annelik sendromlarının bir kısmını arkada bıraktım gibime geliyor.Eskisi kadar kiloya takmıyorum.Boyu uzuyor deyip geçiyorum.Şunu yapsın bunu yapsın diye kasmayıp onun temayüllerini kabulleniyorum.Zamanı gelince olur diyorum ( this is my motto).

21. ay bizim için her konuda atağa geçtiğimiz bir ay.
Mesela çoklu zeka kuramında matematiksel zekasının daha önde gideceğini farkediyorum.Konuşmada fiilerden başladık mesela.Açın, aç, açtı, gitti, geldi, bitti, hadi bol kullandığımız kelimeler.İstemediği şeyler için hayır diyor yaa orda bütün ciddiyetimi kaybediyorum.Eeee hep anne mi hayır diyecek

Bizde özendik tuvalet eğitimi için.Klozet adaptörü alıp oturtmaya çalıştım ama istemedi ve adaptör yeni oyuncağı oldu.Lazımlık kullamayı düşünmüyorum.Çok hazır değil zaten.Bunun en büyük nedeni kabıslıktan dolayı yeni yeni düzene girmeye başlamış olmak.Böyle bir çocuğu zorlamak istemiyorum.Zamanı gelince olur diyorum yine.

Şimdilerde kendi kendimize yeme olayı en ilgimizi çeken aktivite.Aktivite diyorum, onun için herşey oyun.Bizim bu durum çok hoşumuza gidiyor ancak eğer herşey oyunsa, birgün bu oyundan da sıkılır mı sorusu aklımıza geliyor.Neticede yemekle içmekle arası olmayan bir çocuğun kendi kendine güzel yemesi şaşkınlık uyandırıyor.

Kendi kendine yeme olayına pilavla başladık.Pilavı seviyor.Eğer hele annesinin teklif ettiği hiçbirşeyi yemeyip saatlerce aç kaldıktan sonra çok güzel yeniyor.1-2 defa denedim işe yaradı.3. seferi olur mu bilemiyorum.

Dışarda iftara gittik geçenlerde.Gün içinde benim sunduklarımı yemek istemeyince çok zorlamadım, uğraşamadım.Evde temizlik vardı.Acıkmıştı bayağı bayağı.Biz iftarı beklerken domates istedik garsondan.Dilimleyip getirdiler ve bir güzel yedi.Sonra mama sandalyesine oturtup önüne çorba koyduk.Onuda yedi kaşıkla.Sonra ayranı kaseye koydum onuda kaşıkla halletti.Sonra çatalına pide batırmaya çalıştı.Ben çaktırmadan batırdım, hazır parçları götürdü.Bunları gururla seyrettik.Mutluluktan ağzımız bir karış açık gezdik uzun süre.Kuzuda çok mutlu oldu dışarı çıkmaktan.Bunların verdiği gazla biraz daha gezdik.Öyle güzel bir akşamdı çok şükür.

September 2, 2010 Post Under kuzu - Read More

Lohusalık

Annelerin dünyasında lohusalıkla ilgili yazılar yazıyor anneler.Okuyunca kıyıya köşeye bende birşeyler yazayım diye geçirdim içimden.

Aslında lohusalık sendromuna girmedim.Zor bir hamilelikten sonra lohusalık sendromu korkum olmadı.Hamileliğim özellikle psikolojik yönden ağır geçti.Bunda en büyük etken eşimdi.Garip bir şekilde kızımı çok istiyordu ve ona birşey olursa beni affetmeyeceğini biliyordum.

Hamileliği zorlaştıran diğer bir etkende tecrübesizlikti.Yaşanmadan öğrenilemeyecek şeyler çok hamilelikte.Birilerinin demesi ya da okumak yeterli olmuyor.Çok okumak çok bilmekte çoğu korkuyu tetikliyor.Ancak şunu söyleyebilir ki bütün bu hissettiğim korkuların yanında içimde kocaman bir umut vardı.Kızım içimde büyüdükçe o umutta büyüyordu.En olumsuz düşüncelerin çullandığı anlarda elimden tutup çıkarıyordu düzlüğe.Hiç beklemediğim anlarda eşimde de aynı şeyleri hissediyor olsada, onun için durum biraz daha zordu.Küçük bir terslikte bile benden çok daha fazla endişeleniyordu.

Dua ediyordum sürekli.Ne olursa olsun için değil, hayırlı bir evlat için dua ediyordum.Tüp bebek olayında da en umutsuzluğa düştüğüm yerde “ne olursa olsun” diyeceğim noktaya gelmeden hayırlı bir evlat ver Allahım demiştim.Hayatımı hep hayır üzerine kurulup, öyle bir insan olmaya çalışmıştım.Kıskançlık, haset duygularına yer vermeden, öyle olan insanlardan uzak durarak, etraftaki güzelliklerin farkına varıp takdir ederek yaşamaya çalıştım.Üzüldüm sabrettim, bazen dağıldım.Ama olsundu bizi yaratan Rabbime verdiği onca nimetler için binlerce şükürler olsundu.Hepsi onun lutfuydu.Kardeşlerim, eşim gibi evladımda lutuftu.

Hamilelik gerçekten bir mucize idi benim için.Farklı açılardanda mucizeydi.Kızım mucizeydi.İlk 3 ayımızda yaşadığımız plasenta ayrılmasından dolayı %95 düşük ihtimaline karşılık devam etmesi mucizeydi.Gördüğüm rüyalar mucizeydi.Lohusalık dönemide hep bunların idrakıyla ve kuzunun sağlıklı sıhhatli olması için ettiğim dualarla geçti.

Ben normalde tedirgin ve vesveseli bir insanımdır.Hakeza eşimde öyledir.Yüreği ağzında dolaşan bir tipimdir.Doğum ve küçük bir bebeğin bana emanet edilmesi ve bu dönemde salgılanan prolaktin hormonu beni gerçekten gereksiz yıprattı.Yanından ayrılamıyordum.Onu uyurken bırakıp başka odaya bile gecemiyordum.Telsiz bile yetersiz geliyordu.O dönemde kameralı bir telsiz almadığıma çok pişman oldum.Karı koca olarak bizi okuduğumuz bütün kötü haberler çok etkiliyordu.Hala etkiliyor, etkilememesi mümkün mü? Çok acizdik, insan olarak çok acizdik, hep hissetdiğimiz şey buydu.

Bu dönemde eşimin yaptığı en büyük gariplik gidip bebeğin uykuda nefes alamaması durumları için bir apne cihazı almasıydı.Bu cihaz bana ve alt-üst komşulara gece vakti çok çektirmiştir.Her yataktan bebeği kocağıma aldığımda kapatmak gerekiyordu ve ben %90 kapatmayı unutuyordum.Hal böyle olunca gecenin bir vakti cıyak cıyak ötmeye başlıyordu.Tam bir eziyetti benim için.O anlarda cihazı alan ve kullanmak için ısrar eden kocamı boğazlamak geliyordu içimden

Aslında dışardan çok komik duruyorduk.Hani görmediğin çocuğu olmuş misali.Kız kardeşim birgün “yahuu siz ne zaman normal yaşamınıza döneceksiniz” demişti.

Şimdi bebekliğe ait banyo anıları geliyor aklıma.Saolsun kocamın sürekli dır dır konuşması, sürekli şikayet etmesi, yok efendim elim ağırmış yok çocugu üşütmüşüm hasta edecekmişim yok ağzına su kaçırmışım.Ayyy ne dırdırcı bir adamla evliyim yahuu ondan iyi kaynana olurmuş

Lohusalıkta en çok zorlandığım şey doğumun kışa gelmesi ve abartısız 4 ay evden hiç çıkamamak oldu.Zaman geçmek bilmedi, akşamları DVD den film izlesekte gündüzleri sıkıcıydı.Yemyeşil yerleri, mis gibi havaları, güneşi börtü böceği öyle özlemiştim ki o karlı yağmurlu havalarda ev beni çok boğmuştu.Sanırım herşeyi unutabilirim ama bu hisleri kolay kolay unutamam.Aslında etrafta kalabalık görmek istemediğim aksine yalnız kalmak istediğim bir dönemdi.Gerçekten tek istediğim şey doğayla ve kızımla başbaşa kalabilmekti.

Onun dışında kızımın doğumuna gelme gereği bile duymayan insanları evime almak o dönem için duyduğum en büyük pişmanlığımdır.Kocamın yavrusunu kucağına almaktan kaynaklanan bir sarhoşlukla “boşver gelsinler gitsinler sen kızımıza bakıp şükret gerisini Allaha bırak” sözlerine karşı koyamamaktı aslında sorun.İşte bunları düşününce lohusalığın başka bir boyutunu yaşamışım diyorum.Aynı şeyleri benim ailem yapsa aynı rahatlıkla bana o sözleri söyleyebilir miydi acaba? Kocama kızmıyorum, akraba sınıfına giren o insanları da hiç önemsemiyorum, benim yerime eşim yeterince kızıyor , hem kendine hem o insanlara.

September 1, 2010 Post Under kuzu - Read More