<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Archives: 2010 December | Aslı Elif Malcı

Archive for December, 2010

Merhaba Dünya

Fotolarda çok farklı çıkıyor.Hiç fotojenik bir çocuk değil.Fotolardakilerden çok çok daha güzel bir çocuk.Maşaallah la kuvvete illa billah.

Yazmayalı uzun zaman olmuş gibi.Yazsak mı yazmasak mı? Blog işi bu kadar mı olsa derken, yazan arkadaşlarımızı okuyunca hadi yazalım dedik.

Şimdilik evdeyiz.Ocağın ortalarına kadar evde olacağız.Ondan sonra ne olur bilmiyorum.Ücretsiz izin olayını zorlamayı, ya da babayı ikna edip kreşe başlatmayı düşünüyorum.Anneannemiz hala hastanede yatıyor.Damardan antibiotik tedavisine cevap vermedi.Biyopsi yapılması gerekiyor.Bekliyoruz, araştırıyoruz.Doktor kardeşler sağolsunlar çok yardımcı oluyorlar.Birde çoluklu çocuklu olmasalar.Arada onlarda ihmal ediliyor.Hele küçük kız kardeşim ilk hafta 3 gün evine gidemedi.Annemin yanında kalabilmek için gece nöbet yazdırdı.Baran yavruşum var anneannesinin başucunda ağlayan.Aklıma hep o geliyor.Daha bir üzülüyorum.Bir de babam aklımdan çıkmıyor.”Benim akıllı kızım, çocuklarım arasında senin yerin ayrı diyen” babam…

İlk hafta sanırım daha zordu.

Aslında herkes olumlu bir ben bu kadar olumsuzum.Oldum olası düşkünümdür anneme.Geriye dönüp bakıyor insan böyle zamanlarda.Zor şartların zor insanı olmuş annem.

Birşey düşünemiyorum genelde.Zihnim sürekli bir kaçış arayışı içinde.Zayıfım, acizim.Kurumuş bir ceşme, delik bir kova gibi kalakalıyorum secdede.

Duanın vakti girmiş.

Hastalık bu, gelecek vazifesini yapacak ve gidecek inşallah.

December 29, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Aslı Elif Denizde

Photoshop değil, gerçek bir resim ve benim için çok hoş bir süpriz :)

December 20, 2010 Post Under kuzu - Read More

İfade etmek

Özgüranne‘nin annesinin , özgüranne bebekken tuttuğu günlükten, duygu yüklü bir yazı.1979′larda yazılmış.Özgüranne benim kuzu kadar imiş.Deftere tututan günlükten sadece küçük bir parça.Yazmayı, okumayı seven bir kadının kendini ifade etme şekli.Öncelikle kendisi için yazılmış.Belki uzun yıllar kimseyle paylaşılmamış yazılar.

İçten, olduğu gibi yazılan, özellikle taze bir annenin yavrusuna hissettikleriye dolu bu yazıyı okuyunca çok duygulandım.Birini anlamak, ona yakınlık kurmak için ne güzel bir fırsat aslında.Annenin çocuğuna bu şekilde açılabilmesi ne naif bir metod.

“Kendini anlamak ve anlatmak”.

Özellikle sevdiklerine, önemseyip onu anlamasını beklediğimiz kişilere ulaşmak bazen öyle zordur kii.Çok kısa süre tanıdığınız biriyle oturur dertleşir, hatta kimseye anlatmadıklarınızı onunla paylaşmaktan çekilmez,utanmazsınız.Sizin için bu, şartların kolaylaştırdığı bir elektriklenmeden kaynaklı bir yakınlaşmadır sadece.Bir süre sonra ne yüzünü ne ismini hatırlayacağınızı bildiğiniz için, yargılanma kaygısı duymadan konuşmuşsunuzdur.

Oysa normal hayatta ilişkiler hiç böyle değil ve en ciddi iletişim sorunu aile ferdleri arasında yaşanıyor.Bunun nedeni üzerine düşünmek lazım.Kendisine değer verilmediği duygusuna kapılmış ve yeterince saygı-sevgi görmeyen bir çocuk böyle bir aile ortammında asla kendini güvende hissetmez ve gerçek anlamda ailesiyle iletişime geçip kendini ifade etme yollarına girmez.

Değer vermek…

İşte bazılarına çok sıradan bir günlük yazısının beni en çok etkileyen yanı bu: kızına değer veren bir anne olması.

İnsan değer verdiklerini sever.

Gerçekten karşısındaki insana değer veren insan haksızlık yapmaz,zulmetmez, merhamet eder.Değer verdikleriyle kıyas edip, başkalarını anlamaya çalışır.İnsan değer verdikçe his dünyası büyür.Empati gelişir, anlayış, kavrayış gelişir.

Ve dua…

Onlar için dua eder, onlar için ister.Sevdiklerini duasız bırakanlar onları hayatta yapayalnız ve savunmasız bırakmışlar demektir.

Kendi çocuğuna bile değer veremeyenlere, “yaşlanınca bir tas çorbayı bana verecek” hesabına girip kendi öz evladına zulmettirenleri ilahi adalete bırakıyorum.Hayatı hiç anlayamamışların hani ne olur?

Bir annenin uzaktan bildiğin, belki de dünya görüşü adına çok bir ortak yanınız olmayan bir annenin sizde bıraktığı güzel duyguların karşısında, sadece adı anne olan birinin sizde bıraktığı hisleri tekrar tekrar hatırlamak hiç kolay bir durum değil.
şerife mal…. denilen kakalak yılan

December 16, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Uykusuzluktan

Geçen haftalarda eşim ve ben öyle uykusuz kaldık ki sabah birlikte işe giderken ciddi ciddi akşam bir otele gidip uyusak mı şeklinde bir konuşma geçti :)

Kız kardeşim; 2 kızı olanı, ailecek hasta olmuşlar.Facebooktan yazışıyoruz, anlatıyor anlatıyor.”Çok uykusuzum bütün gece ayaktaydım” muhabbetinden sonra, “fena hastayım öğleden sonra izin aldım ama evdekilere söylemedim bir yere gidip uyusam mı” diyor.Nereye gidecekse? O halde araba kullanmasını istemediğim için bize gel bile diyemedim :)

December 15, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Yorgun Gözlerle

Yorgun gözler hayatımın bir parçası oldu artık.Uyusak, uyusak…Gezsek, gezsek…Uludağa mı gitsek, ılgaza mı gitsek? Ne yapsak desemde Ankaraya çok güzel bir kar yağdı haftasonu.Hava 1 hafta içinde değişti.Çok soğudu, gerçekten soğudu ve biz kuzuyu bırakın şuraya buraya götürmeyi kara dokunsun diye balkona ancak çıkartabildik.O da 2 dakika şöyle bir ne olduğunu anlaması için.

Tıfılıma kıyamadık.Soğuk bir tarafa esintide vardı.Ara ara devam eden ince bir kar.Güneş hiç yoktu, bugün biraz görünür durumda.

Deliksiz gece uykuları?

Meğer biz hiç deliksiz uyumuyormuşuz.Uyanıp güzel güzel parmak emiyormuşuz.Parmak emme olayını bırakınca yine uyanıyor, hemde nasıl uyanma ne istediğini bilmeyen mızmız çocuk durumları mı dersin, cin gibi olup odanın içinde gezmeler mi dersin, yastığı alıp annenin ayaklarına kurulma mı dersin! Bu gece kaç defa uyandık? En az 4-5 kere diyebilirim.Geçici bir dönem midir acaba? Aslında uykusu öyle hafif ki, babası tilki diyor bu yüzden.Bu yönünü benden almış.Benim uykumda çok hafiftir.Derin uyumak isterdim aslında.Daha derin bir uyku daha aktif ve sağlıklı bir yaşam.

Bu arada kızım bütün resimlerde babasını tanıyabiliyor.Hiç değişmiyor mu bu adam nedir? Henüz beni tanıdığı bir foto çıkmadı desem abartı olmaz.

Kar ve anne…

Oldum olası karı severim.Karda doğmuşum, karda evlendim.Aslında soğukta duygular daha yoğun hissediliyor.Dikkat daha az dağılıyor.Yine kar beni hüzünlendirdi.Evliliğin ilk ayları, sıcacık bir yuva.Etraf kar.Açık perdelerden seyredilen beyaz güzellik.Hazırlanan özenli sofralar, sevgiliyle geçirilen, özlem dolu saatler.Sonra kızımın ilk ayları, yağan karla birleşen yoğun duygular.Hafızam bu konularda çok güçlü.Genelde beni yoran bir yön.Güzellikler kadar, mutsuzluklarda çok iyi hatırlanıyor.

Yok oluş var oluş…

Baharda var olmaya başlayan şeylerin kaybolup üzerlerinin böyle bir örtüyle kaplandığını görmek hüzne boğuyor beni.Baharda hissettiğim heyecan ve enerji, yerini daha durağan duygulara bırakıyor.Umuzsuzluk ya da karamsarlık değil: Sabır ve bekleyiş.Baharı bekleyiş :) .Ocak ayından sonra ise benim için zaman çok hızlı geçer.Baharı gelmiş sayarım.Psikolojim birden hazır oluverir.

İşte böyle, yazmalı geçen zamanı.

December 13, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Zor ama şükür

Bir çıtırdı duyuyorum.Gözlerimi açamıyorum.Başımın uçunda duyduğum bu çıtırdıya ne kadar maruz kaldım ne kadar sürede uyanabildim bilmiyorum.Saat kaç onuda bilmiyorum.Işıklar kapalı ancak odanın içi çok karanlık değil.
Benim kalktığımı görünce çıtırdının sebebi bizim yatağın yanında bulunan park yatağının etrafında bir fare gibi koşturmaya başlıyor.Benim kuzu park yatağının bozuk fermuarlı kısımdan çıkmış komidinin üstündeki lambayı açıp kapıyormuş.Çıt çıt çıt.Terlemiş, belliki bu yüzden uyanmış.Daha yeni yatmıştı oysa.Onu uyutabilmek için 2 ye kadar uğraşmıştım.Hemen alıp bizim yatağa koydum.Hemen kapattı gözlerini.Gidip saç kurutma makinesinı alıp geldim.Makineyi görünce kalkıp oturdu.Saçlarını kurutturdu.Sonra su verdim.Çok susamış.Yatağına geri koydum.İtiraz etmedi.Canım yavrum neden ağlamıyorsun, neden anne diye bağırmıyorsun da o delikten çıkıveriyorsun?

Ne kadar masum ne kadar merhamete muhtaç…Zor ama çok şükür bütün güzellikler için.

Dün 1 günden az süren bir ateş olayı oldu.Annem hastaydı sanırım ondan bir şey kaptı.Üstüne birde gidip gidip anneanne diyerek dudağından öpüyordu.Bütün gece başında kaldım.Gündüz işte zorlandım.Anladım ki gece hiç uyumamışım.Onun üstüne akşamda kuzu uyumak istemeyince sinirlerim çok gerildi.Gerginliğimi kızıma yansıtıyorum.Anneliğin en zor tarafı bu.Beni en çok yıpratanda bu.Uykusuzluğa dayanamıyorum.Kuzunun iyice düzensizleşen uykularıyla baş edemiyorum.Gündüz çok uyutmaması konusunda anneme söz geçiremiyorum.Hüngür hüngür bağıra bağıra ağlayasım var.
Neyse…

Babamız kuzuya bisiklet almış.Çok sevdi.Biniyor sürekli.Tam ona göre 3 tekerlekli bir bisiklet.Anneyede cep telefonu almış.Kendi telefonunu yeniledikten sonra,şimdiki değeri 30-40 TL yi geçmeyen telefonu kullanıyor olmam ona çok garip gelmiş.Oysa ben telefonumdan çok memnundum ve bana fazlasıyla yetiyordu.

Bebekken bebek arabasıyla turlardı bu koridoru.O zamanlarda zor uyurdu.Uyutabilmek için saatlerce evin içinde arabayla turladığımızı biliyorum.

Bunu da ekleyelim :)

Anne Demek ;

* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan,şenlik havasına bürünendir.
* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.
* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden kalkandır.
* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.
* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeğinin yanına kıvrılıp saatlerce koklayandır.
* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.
* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.
* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.
* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.
* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.
* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.
* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.
* Bebek şef şarkısı söyleyerek,fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.
* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak,mısırı tanelere ayırmaktır.
* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,”Anne atttaaaaa” sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.
* Anne demek bebek havuzunda yüzmektir.
* Başka bir anneyi nerede görürse görsün “Seni çok iyi anlıyorum tatlım “bakışı atandır.
* Aşı takvimini ezbere bilendir.
* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu poşetlerle geri dönendir.
* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.
* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.
* Uyduruk ninni besteleyendir.
* Çantasında sürekli Oyuncak kurbacık,ıslak mendil ve kreker taşıyandır.
* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.
* Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.
* Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için endişelenmektir.
* Anne demek küçük bir melekle,gururla,küçük dağları ben yarattım edasında yürüyebilmektir.
* Anne demek yüreyini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara sunmaktır.
* Anne demek 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.

December 10, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Son günlerden notlar

Doğum günü kutlamamız kuzunun öyle hoşuna gitti ki sık sık poğaçanın, mandalinanın üstüne mum yerleştirip iyiki doğdun elif eşliğinde üfleme seansları düzenliyoruz.Mumlar yandıktan sonra başlıyor bizimkisi “iyiki” diyerek sallanma dansı yapmaya.Gerisini getiremiyor biz tamamlıyoruz.O üflüyor biz alkışlıyoruz.Sonra sil baştan., bıkana kadar.Fena yorucu birşey.

Cikciki cikciki engaenk…”r” lerle ilgili bir sorun mu var acaba :)

Yayaya şaşaşa…devamını anne tamamlıyor: aslı elif çok yaşa :) .Evde bunları söyleyerek dolanırken yakalıyorum.Hemen olaya dahil oluyorum.

Annenin kulağı iyi değil, kızın ve babanınkisi çok iyi.

Büyüdükçe Caillou delisi olduk.Çok dikkatimizi vererek izliyoruz.Bende birşeyler kapmaya çalışıyorum.Caillounun annesi şu doğum kilolarından kurtulabilse beni çok daha fazla motive edecek aslında :)

Yazacak çok daha fazla şey vardı ama yazmaya başlayınca aklımdan uçup gittiler.Neyse aklıma geldikçe başka bir posta yazarım.

Bebeklik resimlerine bakıyorum şu sıralar.Çok özlüyorum o hallerini.Ne kadar değişmiş.Çok daha güzel esmer bir bebekmiş.Kilo yakışıyormuş kuzuma.Canım yavrum benim.Allah bütün çocuklar gibi sanada sağlık sıhhat, güzel bir ömür versin.

December 8, 2010 Post Under kuzu - Read More

Bazı anlar

Bazı anlar oluyor,  öyle küçük anlar  ama beni bulunduğum noktadan öyle uzağa taşıyor ki o noktada çok uzun kalsam belki herşeyi hiçe indireceğim ve bu hiçlik, anlamsızlık içinde nefes alamayıp boğulacağım.Bazen çok büyük bir olayı çok soğuk kanlılıkla karşılarken, öyle dikkatsizce savrulmuş bir bakış, sözcük ya da küçük bir mimik  karşısında savruluyorum.Bitkisel bir yalnızlık duyuyorum derinden, tanıdık bir yalnızlık ve hüzün dehlizi.

Arkasından  bütün önemsediğim şeylere karşı bir hissizlik hakim oluyor.Ne öfke, ne kin, ne aşk, ne tutkuya yer kalıyor.Herşeyin çok küçük göründüğü koca bir boşluk doluyor.Belki 3-5 sn belki daha fazla ama bütün hayatı kaplamış gibi uzun geliyor bana.Sonra  nasıl normale dönüyorum neyi düşünüp neye tutunuyorum bilmiyorum.

İşte bu anlarım beni çok korkutur.Son nefesimi verirken ki ruh halimi düşündürür.Sanki herşeyi inkar sınırında dolaşmak gibi gelir.

Son nefeste iman…İnsan bu  konuda bile çok aciz olduğunu hissediyor.Son nefeste imanın bile herşey gibi  Allahın bir lütfu olduğunu, kendi yaptıklarımızla hiçbir yok katedemeyeceğimizi hissediyorum.

İnsan olmak mı zor ola ?

Yoksa böyle abartılı bir hassasiyete sahip olmak mı zor ola kii?

December 7, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Her sonbaharda hatırlanan!

Yalan…!!!

Hadi gidiyorsun
Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
Herşey gidiyor
Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
Solgun bir gül oluyor insan
Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun
Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
Bakma öyle
Ben kanıyorum sen üşüyorsun

Kolay değil bir yalan bu
Yaralayan koca bir yalan
Yalan işte
Sevdiğim yalan
Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
Yumuşacık sıcak bir yalan

Islak gözlerimle geçiyorum
Yaralı bir ceylanın kalbinden
Ceplerimde kül var
Bir yangından arta kalan

Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
Herşey bir yalan gibi yandığı zaman
Yalnız olduğunu anlıyor insan
Anladım ve geçtim
Yaralı bir ceylanın kalbinden

Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım
Nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı
Nasıl da umarsız

Su gördüm düşümde
Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
Sonra sabah oluyor
Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

Hayır, diyordu bir dağ köylüsü
Hiç bir şey için geç değil
Ve geç değil
Birşey için hiçbirşey
Birşey vardı öyleyse, birşey
Beni çeken
Güneşin dağdasından uzağa
Kocaman çayırlara çeken birşey
Gümrah ırmaklara
Sonra sıcağa sonra acıya
Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
birşey

Tutsana beni bırakmasana
Olsun, yaralasana
Olsun, ağrısa da
Yalan da olsa kalsana

Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım
Sen olmasan da ben varım
Yağmur yağar, saçlarım filizlenir
Bir yıldız düşer omuzlarıma
Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan
Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan

Tanırlar beni
En iyi yalanlarını alırım onların
Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
Ve kimseler olamaz ben sordukça

Dağ köylüsü
Şimdi gidersen
Şimdi git
Kalırsan şimdi

İbrahim Sadri

December 6, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Uzak durun

Belli belirsiz bir kadın süreti.Daha dikkatli bakıyorum.Hamile bir kadın.Tüylerim diken diken oluyor.Bu kadar çirkinmiydi bu diye hızlıca bir soru geçiyor kafamdan.Çirkin ruhu yüzüne nasıl vurmuş deyip geçiyorum.

Hamileliği şaşırtmıyor hiç. Böyleleri her zaman kötülüğe gebedir zaten diyorum.

Rüya bile olsa rahatsız edici.

Farklı şehirlerde olup onca mesafe yetmiyor.

Allah böylelerini bizden her zaman uzak tutsun insaallah.

şerife mal…denilen  yılan karı

December 6, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Tesir

“Kader hep oynayamayacağı roller yükler insana ve ıslıklar… Alkış sahtekarların…”

Sabahtan beri gerginlik, sinir,öfke ile boğuşunca günün bu saatinde bitkin düşmüş durumdayım.Aslında yapmam gereken tek şey sakin olmaktı, neticede olaylar benim istediğim gibi gitmişti.Eee sorun neydi?

Tesir…

Sorun kelimelerin tesirine güvenmemekti.Kalplere tesir edenin onlar olmadığını bilmekti.Onları evirmek çevirmek olayların ayrıntısına girmek hep kelimelerin tesirine sığınmaktı.

Dua…

Cuma günü yapılacak en güzel şey dua.

Kartlar açık herşey ortada.Söylenecek bütün sözler söylendi, yazıldı bir taraflara.

Yoksaymak…

İt ürür kervan yürür deyip yoluna devam etmek.

şerife mal…denilen  yılan karı

December 3, 2010 Post Under Öylesine - Read More

Nerde kalmıştık

Sahi nerde kalmıştık? Blogumuz çökünce bayram sonrası yazmayı düşündüklerimi yazamadan hepsi aklımdan uçtu gitti.9 günlük bayram tatilinin üzerinden de sanki aylar geçmiş gibi.Blogta pek kayıp kalmadı 1-2 resim dışında.Onlarıda bir ara yüklerim diye planlıyorum.

Tatil ya da değil günler nasıl geçiyor şu sıralar anlamıyorum.Çok üzerinde de durmuyorum.Sağlık olsun.Geçen günlerle birlikte büyüyen bir kuzu var yanımızda.O büyürken yaşlanmayı göze alarak, günler çabuk geçsin çabuk büyüsün diyorum herkes gibi :)

Bayramda günü birlik bir şehir dışı gezimiz oldu.Günün sonunda kuzuda dahil öyle yorulduk ki, bir daha günü birlik gezilere son dedik.Pek birşey anlamadık zaten.Fotograf makineseni de evde unutunca biraz garip bir gezi oldu.Gidiş neysede dönüş tam bir kabustu.Bayramdır herkes gideceği yere gitmiştir, trafik çok olmaz diye düşünmüştük ancak hiç öyle değildi.Dönüşte çok yorulan kuzu oto koltuğunda oturmak istemedi sürekli ağladı, babası bu trafikte herkesin 100 le gittiği bir yolda koltuktan çıkartmak istemedi.O da çok fena ağladı.Ben artık dayanamadım indirdim.

Neyse…

Havalar çok güzel gidiyor.Hiç şikayetçi değilim.Arada yağışlar olduğu sürece böyle bir kışa razıyım.Haftasonları 1-2 saat dışarı çıkıp dolaşmak, hava almak çok iyi geliyor.

Kuzu büyüyor.Fiziksel olarak öyle aman aman bir çocuk değilse bile herşey yaşına uygun gidiyor.Konuşması çok arttı.Kapı çalınca “baba geldi aç” gibi cümleler kuruyor.En zor kelimeleri bile söyleyebiliyor.Her şeyin ismini biliyor.Sevgi gösterisi yapıyor bol bol.Babasına “babaciğim” diyerek durup durup sıkı sıkı sarılıyor.Bol bol öpüyor.Acıktığı zaman çorba çorba diyor.Anne baba olarak mutlu oluyoruz.

Şu sıralar parmak emme olayıyla uğraşıyoruz.Sürekli eli ağzında dolaşan bir çocuktu benim kızım.Öyleki acıktığı zaman bile parmak emerek geçiştiriyordu.Uzun süredir aklımda olan daum-exol diye bir karışım kullanmaya başladık.Baş parmaklarına sürüyorum.İnanılmaz etkili oldu.Kullanmaya başladığımız andan beri parmak emmesi çok azaldı.Elifin eli acımış diyerek sürüyorum.Şimdilik ağzındaki acı tatla benim ilacı sürmem arasında bir bağlantı kuramıyor.İlk sürdüğümde ağzı çok yanmıştı.Bir tarafı acıyınca krem sürüyoruz birlikte.Hemen gidip kremi alıp bana getirip ağzını gösteriyordu.Krem süreceğiz geçecek.Çok komikti.Şiddetle tavsiye ederim bu ilacı.Eczanelerde satılıyor.2 yaş sonrası için öneriyorlar.Bende tam zamanında başlamışım diyorum.Yoksa biraz daha büyümüş olsa sürdürmeyecekti ya da yıkattıracaktı.

Haftasonları ODTÜ ye takılıyoruz.

Basket en favori oyunumuz şu sıralar.Eve de pota seti aldık.Evdeki 5-6 topu toplayıp “sıra bunda” diyerek sırayla atıyoruz.Gayet iyi atıyor cimcime.Gece 1-2 de bile oynuyoruz.

December 1, 2010 Post Under Öylesine - Read More