<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Archives: 2011 August | Aslı Elif Malcı

Archive for August, 2011

İyi bayramlar

Bir ramazanıda yine hakkını veremeden bitirdik.Daha nice nice ramazanlar nasip etsin rabbim.Herkese iyi bayramlar.

Bir zamanlar bizde böyle kapı kapı dolaşır bayram şekerlerini toplar, poşetlere doldur boşalt yapıp çok mu az mı olduğunu anlamaya çalışırdık. Bayram demek bizim için buydu. Küçükmüşüz o zamanlar. Bir ramazan bayramında trafik kazasında canım kardeşimi kaybedince büyüyüverdik.Hayata o noktadan daha büyük olarak devam ettik.

Herkese sağlık sıhhat diliyorum.Mutlu, huzurlu güzel bayramlar…

August 30, 2011 Post Under Öylesine - Read More

Köpek eğitir gibi

Üniversite 1. sınıfta babam köyden 1 haftalık ancak olan köpek yavrusunu arabanın arkasına atıp annesinden koparıp getirmişti.Şimdi hatırlıyorum o yavru gündüzleri melek, herkesin kocağında, el bebek gül bebek, gayet hayatından memnun olmasına rağmen geceleri bir türlü susmuyordu.Ev müstakil alt kata bırakıyorduk, bebek ağlamasına benzer aralıksız havlamaya başlayınca tekrar getiriyorduk.Evin bütün ışıklarını yaktırıp hepimizi başına toplayınca susuyordu.1 hafta böyle eziyetle geçti.Sonunda köyde, elinden çok köpek geçmiş annem sinirlenmiş ve ona aşağıda 1-2 defa vurmuştu.Küçücük hayvan nasıl korkmuşsa artık o geceden sonra hiç huzursuzlanmadı ve annemden her zaman korktu.Ama onunla en çok ilgilenen de her zaman annem oldu.Sonradan çok bağlandı anneme.Adam olacak çocuk bebekliğinden belli olurmuş ya onun çok akıllı olacağı o günlerden belliydi ve bir insan zekasından farksızdı zekası.Onu çok severdik, bir kış hastalanmıştı çok ağlamıştık :(

Neyse konuyu getirmek istediğim nokta akşam kapıda olanlar.

Kreş dönüşü ciddi bir esinti ve serinlik vardı ortalıkta.Arabadan iner inmez Elifi kucağıma aldım ve asansöre kucağımda bindi.Kucağımdayken arkadan elleriyle saçlarıma sarıldı, çekiştiriyor.Öyle çekiştiryor ki dayanmaya çalışıyorum ve bırakması için ikna etmeye.Ancak bırakmaya niyeti yok.Kapıya gelince ben artık kucağımdan indirdim ve eğildim ki acıyı çok hissetmeyeyim.Yok yok bırakmayacak.Ellerini tırmalamaya başladım, bıraksın diye.Tırnak yok annede, çok acıyor olamaz.Birden bütün hışmıyla adeta saçlarımı yere indirdi. Can havliyle kolarına iyice bastırdım ve bağırdım.Ağlamaya başladı, ben de iyice sinirlendim, bağırır gibi çok canımın yandığını, yapmaması gerektiğini anlatmaya başladım.Apartman boşluğunda bağrışıyoruz. Herşeyin farkında suçlu suçlu ağlıyor, beni bırakıp yanındaki babasının kucağına gitmeye çalışıyor.Babası sakinleştirmeye çalışırken kollarını açıp bana geldi.Gözümün içine bakıp ağlıyor.Tekar başladım anlatmaya bu sefer daha yumuşak ve sarılıp öperek.Onun saçlarını çektim hafif hafif.Bak çok acıyor di mi dedim.Evet acıyor, saçlar çekilmez demeye başladı.Dün akşam tekrar öyle bir vaka yaşamadık.Belki bundan sonra hiç yaşamayız.

Off off…Böyle olmamalı!

Genelde çok sabırlı davranmaya çalışıyorum, hatta zaman zaman kendimi bile aşıyorum ama onun hiç büyümeyen taraflarıyla uğraşmak zorluyor.Sonradan çok üzülüyorum.Bazı çocuklar çok olgun ve sakin.Onlara gıptayla bakıyorum.Benim kız heyecanlı ve hezeyanlı.Hiç büyümeyecek gibi geliyor.

August 19, 2011 Post Under kuzu - Read More

Sınıf geçtik

Bez olayından dolayı bebek grubunda başladığımız kreşimizde pazartesiden itibaren anaokulu kısmına geçtik.Bebek grubuna başlarken çok endişeliydim ama orda öyle güzel bakıldı ki geçişi engellemek için bir yalvarmadığım kaldı.

İnşallah bu kısımda yine problemle karşılaşmadan yolumuza devam ederiz.

August 17, 2011 Post Under kuzu - Read More

Offlaya Offlaya…

Off aman neler oluyor? Bu ne tembellik!

Yazmalı birşeyler.

Mesela nasıl bir anneyim sorusu yerini “bu sıpayla nasıl başedebilirim” sorusuna bıraktı.Bundan bahsetmeli çok çok.

Annelik, öğretmenlik, teyzelik herneyse bütün rollere bürünmeye hazırım ona birşey verebilmek için.İstemediği hiçbirşeyi yapmaması beni çok zorluyor.Uzun uzun ağlama nöbetleri oluyor.Onun istediklerini yapmak istemiyorum.Bazen çok sert çıkışıyorum.Birden oluyor, kendimi kaybediyorum.Son olaydan sonra böyle davranmanın çok büyük bir hata olduğunu anladım.Haftasonu kuru üzüm yiyor.Neyse yedikten sonra birden etrafa atmaya başladı.Bende birden kızdım ve elinden aldım.Yüzüm yine çok çirkin bir ifade aldı.Annelikten çok uzak  ve sinir bozucu bir görüntü olduğundan çok eminim.Tam dediğim gibi benim kuzu o çirkin bakıştan sonra sinirlendi ve “üzümü ver üzüm atıcam” demeye, ağlamaya, çıldırmaya başladı.Ben olayı anlasam da iş işten çoktan geçmişti.Hemen en sakin ve sempatik tavrımı takındım ancak ne çare.Yok üzüm, ben çöpe attım dedim.Bu seferde badem ver onu atıcam demeye başladı.Bana inat yapıyordu bunları.Kızamadım bile.Asıl kızılması gereken kendimdi.Bir taraftan da olaya hakim olmak gerekiyordu.Onların mama olduğunu mamanın atılmayacağını taşların atıldığı, parka gidince taşları atabileceğini anlatmaya çalıştım.Mümkün değil sakinleşmiyor.Babayla hiç ilğilenmemeye karar verdik.Ben mutfağa gidip elektrik süpürgesiyle olan işime geri döndüm.Süpürgenin sesinden onun ağlama sesi bile duyulmuyordu.Hem ona hem bana çok iyi geldi.Ağlama sesini duymadığımı anlayınca sanki biraz sustu.Biraz sakinleşince ki çok kolay olduğu anlaşılmasın, bana gelip “mamalar atılmaz, taşlar atılır” diyordu içini çeke çeke.İşte ey dostlar kendini bir  an kaybetmenin yol açtığı bir kaos böyle son buldu.Benim hatamdı, asla olmak istemediğim bir insan oldum en çok sevdiğim yaratığa karşı.Ben sakin davranınca sonraki olaylar daha kolay aşılmaya başladı.İstemiyor mu ya bırakıyorum ya da birşeylerle ikna etmeye çalışıyorum.

Hergün çok güzel uyanıp okula gitmeye hazırlanan çocuk, bu sabah uyanamadı ve “uyuyacağım ben” demeye başladı.Çıkmamız lazım giyinmesi lazım.Çiş olayından sonra uykuya devam etmek istiyor ve zorla   giydirdiğim  1-2 kıyafeti çıkartmam için yırtınıyor. Bırak dedim eşime çıkalım ağlasın, kalan kıyafetleri alıp yarı çıplak durumda hemen çıktık.Çıkarken bak “selma teyze, mehmet amca senin ağlamalarını duyar, kötü kız bu elif derler “diyorum.Tam kapıdan çıktık o bağırmalar kesildi.Duyulsun istemiyor, bir taraftanda ağlamak istiyor.Neyse ki apartman çıkışında karşılaştığımız kişiyi gösterip bu gel gide sus işareti yaparak son verdim.Arabaya bindik, daha sakin.Arabada kalan kıyafetleri giydirdim.Çok sakin ve sevecendim.Kreşe vardığımızda çok daha iyiydi.Uykuyu alamamaktan dolayı yaşanmıştı bunlar ve çokkkkkkk normal bir durumdu.Normal olmayan ise bu yaşta bir çocuğun anne babayla birlikte mesaiye başlaması idi ne yazık ki :(

Eee anne baba oruçlu bile olsa hayat elif için kaldığı yerden devam ediyor.Bu haftasonu yaşadığımız krizden sonra gölgelik olur diye kuğulu parka gittik.Ona çok iyi geldi.Bütün aktiviteler yapıldı, en son başka bir çocukta gördüğü balon tabancasını aldık.Onunla oynarken ordan aldığımız mısırı yedirdim.Baba giden paracıkları için ayak üstü düdüklendik dedi :P Herşey normalin 2-3 katı pahalı  olunca, öyle hissetmek düştü onada.

Evde genellikle neşeli oluyor.İlgi olsun ,ısrar olmasın istiyor; özellikle yemek konusunda :(

Dünyanın en güzeli diye seviyorum ben bu kızı.Öyle geliyor gözüme.Dedikçe diyesim, sevdikçe sevesim geliyor.Anneliğin en garip tarafı bu abartma olayları.Dışardan biri için anlaşılması kolay olmayabilir.Oysa ben bu yarı deli tavırlarımı çok kanıksadım.Bir nevi aşk işte bu.
Canım kuzum benim, hayattaki en büyük moral kaynağımsın sen.

Bir hafta önceki haftasonu ODTÜ ye gittik.Hava çok güzeldi dayanamadık.Yazları zaman ne çabuk geçiyor, doyulmadan öylece geçiyor.

Fedakar baba! Oruç çarpmış bile olsa kızı için tatlı yatağından, rahat kanepesinden çıkıp gelmiş :P

Ve hamakta uyunan güzel bir uyku.

Uyku sonrası kaldığımız yerden devam.

August 16, 2011 Post Under Öylesine - Read More

Simple Post

Murathan Munganın seçtikleriyle erkeklerin hikayelerini okuyorum haftasonundan beri.Genelde erkeklerin hikayeleri kadınlar için, kadınların hikayeleri ise erkekler içindir.Ancak burda bu hikayeleri kesinlikle erkekler okumalı.

Hikayeler özellikle sonuçlarına göre seçilmiş gibi.1-2 tanesi oldukça hoşuma gitti.Belki okudukça daha fazla beğendiğim olacaktır.

Bu hikayelerden birinde adamın karısı 10-13 yaşalarında olan iki çocuğunu da alıp evi terkediyor, ailesinin yanına gidiyor.Bu ilk gidişi olmadığı gibi bu çift boşanıp tekrar evlenmiş.İyi geçinemiyorlar ancak bitmeyen bir tutku var aralarında.Bana burası biraz ilginç geliyor. Hani bitmeyen tutku olayı.Yani arada bu derece tutku varsa herşey halledilebilir görünüyor bir an gözüme :P
Normalde birinden duysam inanmam da yazar yalan söyleyecek değil ya var diyorsa vardır.Karmaşık düşünmeye ne gerek var. Tutkunun tarifine kalkışıyorum hikayeyi okumaya devam ederken.

Neyse adam bu sefer kararlı ve bu yalnızlığa kesinlikle ayak uyduracak, eğer karısı ararsa telefonlara bile çıkmayacak;
diyelim yağmur beş gün boyunca yağsa, çocuklardan birinin ateşi çıksa, aldığı mektupta üzücü bir haber okusa, bu tür olaylarda karısı hemen telefona sarılır ve pişmanlığa kapıldıği anlaşılırdı.Bu şekilde böylesi berbat ilişkiyi sürdürmeye kışkırtılmak istemiyordu. İlk aylar merhem gibi gelecek düşüncesiyle zamanını bir düzene oturttu. Evin sesizliği canını yakmasın diye mümkün olduğunca dışarda vakit geçirecek, fazla düşünmeyecek, evde sadece uyuyacak vs vs.Fakat gece yalnız yatmaya alışık değil 1-2 saat uyuduktan sonra birden uyanıyor ve sonra uyamıyor.Uykusuzluk çıkıyor hiç hesapta yokken.Bunun dışında her gece tam o uykusuzluktan kitap okumak için okuma salonuna geçmişken dışardan birileri onu dikizlemeye başlıyor.Korkunç bir eziyet.Tedirgin oluyor, korkuyor.Sonunda polise telefon ediyor.Polisten beklediğini bulamıyor filan.

Bir gün görmüş geçirmiş bir kadın, eski artistlerden, yalnızlıktan hüzünden anlayan bir tanıdık kadın ona gelip ” zavallıcık!! ipe gidiyor gibisin” diyor.İlk başta ne demek istediğini anlamaıyor ama zamanla iple intihar etmeye çok yaklaşıyor.Rüyalarında bunu görüyor hatta bir gece kalkıp evde halat olarak bulunan oğlunun ipini yakıyor.Tamam bak kurtuldum kendimi asmayacağım evin ortasına diyor.Geceleri komşularının onu dikizlemesinin sebebi de bu işte: intihara yaklaştığının belli olması.

İntihar fikri gün içinde, alkolün etkisiyle en çakır keyif hallerinde bile aklına gelmeye başlıyor.

Bir gün bir kadının peşine takılıyor.

Bu noktaya kadar adamın neden bu kadar bunalıma girdiğini çözemedim diyebilirim.

Hikayenin sonu ise şöyle:

“Mağazada topu topu birkaç müşteri vardı, onların arasında yalnızmış izlenimini uyandıran bir genç kız ya da kadın dikkatimi çekti. Galiba kocasına bir şeyler almak için bakınıyordu. Saçları açık kumraldı, teni incecik kâğıtları andırır duruluktaydı. Hava çok sıcaktı ama o sıcaktan etkilenmemiş görünüyordu, Rye’dan ya da Greenwich’ten trenle gelirken evde yaptığı banyonun tazeliğini nasılsa koruyabilmiş gibiydi. Kollarıyla bacakları çok güzeldi, yüzündeyse akıllı başlı, şakacı, hatta ev kadınımsı bir hava vardı ve bu hava, kollarıyla bacaklarının çekiciliğini pekiştiriyordu sanki. Yürüdü, asansörü çağırdı. Ben de koşup yanında dikildim. Aşağı birlikte indik, onun ardından Madison Caddesi’ne kadar yürüdüm. Kaldırım kalabalıktı, yanında yürüyordum. Bana bir kerecik baktı, onu izlediğimi anladı, yine de ben onun kolay kolay çevreden yardım istemeyecek bir kadm olduğundan emindim. Köşede durdu, trafik lambasının değişmesini bekledi. Ben de yamnda usulca bekledim. Ona çok ama çok usul bir sesle, “Madam, lütfen elimi ayak bileğinize dolamama izin verir miydiniz? Tek isteğim bu madam, hayatımı kurtaracaksınız,” dememek için kendimi nasıl tutabilirdim? Bir daha başını çevirmedi, ama korktuğunu sezmiştim. Karşı kaldırıma geçti, ben de geçtim, bu arada kafamın içindeki bir ses yalvarıp duruyordu. “Lütfen elimi ayak bileğinize dolamama izin verin. Hayatımı kurtaracaksınız. Yalnızca elimi ayak bileğinize dolamak istiyorum. Bedelini ödemeye hazırım.” Cüzdanıma davranıp kâğıt paraları çıkardım.
Derken kulağımın dibinden birinin bana seslendiğini duydum. Bizim işyerine girip çıkan bir satıcıydı, bir reklam ajansında çalışıyordu, onun bildik gevrek sesiydi bu. Cüzdanı cebime sokup sokağın karşı kaldırımına geçtim, kalabalığa karışmaya çalıştım.

Park Caddesi’ne, Lexington’a yürüdükten sonra sinemaya girdim. Havalandırma aygıtından gelen pis, soğuk esinti, Chicago’dan ya da Uzak Batı’dan gelen erkenci trenlerin nicedir kulak verdiğim uğultusuna benziyordu. Girişteki salon boştu, bir saraya ya da bir kiliseye adım atmış gibiydim. Yukarı çıkan dar merdiven birdenbire görkemle ilişkisini kesti, yana kıvrıldı. Sahanlık kirli, duvarlar çıplaktı. Merdivenden çıkınca balkona saptım, orada karanlıkta artık hiçbir şeyin beni kurtaramayacağını, hiçbir güzel kızın yeni pabuçlarıyla yoluma çıkmayacağını düşündüm.
Eve trenle döndüm ama Orpheo’nun Yeri’ne, sonra da sinemaya katlanamayacak kadar yorgundum. İstasyondan arabamla döndüm eve, arabayı garaja park ettim. Ta ordan evdeki telefonun çaldıgmı duyuyordum, bahçede durup zil sesinin kesilmesini bekledim. Oturma odasına girdiğimde çocukların gitmeden önce duvarlarda bıraktıkları kirli el izlerini gördüm, izler yere yakın olduklarından öpmek için çömeldim.
Sonra uzun süre oturma odasında oturdum. Uykuya dalmışım, uyandığımda saat epey geçti, öbür evler karanlıktı. Işığı yaktım. Dikizci bu saatte terliklerini, bornozunu giyiyor olsa gerekti, arka avlularda, bahçelerde sinsice dolaşmaya başlamadan önce. Mrs. Marston dizüstü çökmüş dua ediyordu herhalde. Ben de Lin Yutang’ımı aldım, okumaya başladım. Barstow’lann köpeğinin havladığını duydum. Telefon bir daha çaldı.
Rachel’ın sesini duyar duymaz “Sevgilim!” diye haykırdım. “Sevgilim! Birtanem!” Ağlıyordu. Seal Limanı’ndaymış. Bir haftadır yağmur yağıyormuş, Tobey’nin ateşi kırka çıkmış. “Şu anda yola çıkıyorum,” dedim. “Yarın orada olurum. Yarın sabah varmış olurum. Sevgilim!”
Hepsi bu. Bitmişti işte. Hepsi geçmişti. Bir valiz hazırladım, buzdolabını çözüp bütün gece araba sürdüm. O günden beri mutluyuz.”

Hoşuma giden bir diğer hikayede ise adam 50 yaş civarında biri gibi duruyor.Çoçuklar büyümüş.Gayet planlı ve pek bir sıradan hayatı var.Yalnız  için için sıkılıyor.Karısı da eskisi gibi çekici gelmiyor.Ancak bu türden düşüncelerle bir şekilde baş edebiliyor.O yaşlarda herkesin hissettiği şeyleri belli ki çok büyütüyor.Yaşlanmış olmayı zamanın çok hızlı geçmesini kabul edemiyor.Yapamadıklarını pişmanlıklarını düşünüp kendine çok yükleniyor.

Sonra karısıyla bir geziye çıkıyorlar.İlişkilerini düzeltmek nefes almak için.Kadın kocasıyla geçirdiği her dakika çok mutlu görünüyor.Gözleri ışıl ışıl.Herşey için çok hevesli.Yenilikleri, tadilatları  planlıyor.İşte burda  bir kadın olarak duruyorum, düşünüyorum, düşünüyorum ve bu kadar basit olamayacağını, kadının dünyasını beklentilerini bu kadar basite indirgemek, onun karmaşasına hiç inmemek olarak değerlendiriyorum.Yazar olayın kolayına kaçmış  deyip geçiyorum.

Neyse adam bu türden şeylerin sadece hızlı geçip giden zamanı boşa harcamak olduğunu düşünüyor.Sonra gittikçe geziden istediğini bulamadığını anlıyor ve bir olaydan sonra yıllardır yapmadığı birşeyi yapıp hıçkıra hıçkıra ağlıyor.Karısı ona sarılmak nedeni bulmak istiyor, bir yerlere gidip konuşmalarını öneriyor ancak izin vermiyor ve arabadan valizlerini alıp iniyor.Herşeyi geride bırakınca, özellikle karısını, yeni şeylerin onu mutlu edeceği hissine kapılıyor.Kafasında onu bir yerlerde bekleyen kollarını açmış güzel bir sevgilinin hayali var :P

Hikayenin sonu ise:

“Bir motel buldu ve bir aylığına ucuz bir kira için pazarlık etti. Büyük bir tezgâhı, resopal masaları, plastik oturma yerleri ve müzik dolabı olan bir lokanta buldu. Çok içki içti, zaman zaman aşırı neşelendi, zaman zaman da, kendisine bir gün için yeterince ağlamış olduğunu söylemese yeniden ağlamaya başlayacak gibi oldu. Burası kasabanın tek lokantasıydı ve bütün akşam bir kulağı kirişte bir arabanın gel­mesini, birinin inmesini ve çakılların üzerindeki yürüyüşünden gele­nin karısı olduğunu anlamayı bekledi. İçi özlem ve korkuyla dolu olarak bekledi bunu.

Ertesi sabah denize yürüdü. Kumsalda yine sis vardı, gökyüzü ve deniz kurşuni, hava sıcak, nemli ve bunaltıcıydı. Sanki önünde daha çok zaman varmış duygusuna kapıldı.”

Hikayeler oldukça tanıdık değil mi?

August 10, 2011 Post Under Öylesine - Read More

Konya ziyareti

Ramazana 2 gün kala çok sıcak bir haftasonunda Konyadaydık.Dostlarımızı ziyarete gittik.Giderken herşey çok iyiydi.Elif arabada sürekli parka gidelim diyordu.Arkadaşa gidiyoruz onunla birlikte parka gideceksiniz dediğim zaman çok mutlu olmuştu.Cuma akşamı yoldaydık.Gidiş 4,5 saat sürdü.Karanlığa kaldık.Eve gidince çok mutlu oldu.Yolda biraz kestirince,gecenin bir vakti misafir olduğu evde hoplayıp zıpladı.Onun gürültüsüne Bilge uyanınca arkadaş dediğimiz Bilgeyle tanıştı ve ayrıca mutlu oldu.

Cumartesi sabahı bizim kuzu yine çok mutluydu.Başka bir ev çok ilgisini çekmişti.Kahvaltıdan sonra birden rahatsızlandı.Ateş ve karın ağrısı, ziyaretimiz boyunca devam etti ve tadımızı kaçırdı.Ateş neyse de karın ağrısı kuzumu mahvetti.Spazm şeklinde 10 dakika süren şiddetli bir ağrılar gün boyunca 3-4 kez oldu ve yavrumun canını çok yaktı.En sonki krizde artık acıma diye bağırıyordu.Karınına acıma diye bağırıyordu.İnanın içim çok acıdı.O öyle acı çekerken yüreğim parçalandı.O akşam doktora gittik ancak pek birşey yapılamadı.Pazar sabahı kahvaltı sonrası düştük Ankara yollarına.

Ev sahipleri arkadaşlarımız bizi çok iyi ağırladılar.Kendi evimizdeymişiz gibi hissettik.Tekrar teşekkür ederiz.Cananın yemekleri ayrıca çok güzeldi.3 gün yatılı misafir ağırlamak gerçekten zor ve arada bir de çocuk olunca misafirle ilgilenirken onu ihmal etmiş oluyor insan.Sonradan keşke daha kısa tutsaydık dedim.

Bilge bize ve Elife karşı çok temkinli davrandı.Genel karakteri buymuş.Çekingen ve temkinli davranışları benim çok ilgimi çekti.Hayatta biraz böyle olmak lazım.Benim kız Bilgenin aksine tez canlılığıyla ve girişkenliğiyle tam bir sosyopat.Umarım ilerde temkinli olmayı öğrenebilir.Bizim kızın hastalığı Bilgenin çekingenliği derken tam ayrılacağımız zaman olayın tadına varmaya başladılar.Ayrılırken birbirlerini öpmeleri hep gözümün önünde.Umarım iyi birer arkadaş olurlar.İnşallah böyle ziyaretler devam eder.Onlar büyüdükçe herşeyin tadı çok daha iyi çıkacak gibi duruyor.

Ankaraya geldiğimizde Elifin ateşi devam etti.Karın ağrısı azalmıştı ama çok kötü midesi bulanıyordu.Kusmaya yeltendi 1-2 defa ama boş mideyle kusamadı.Ateşi düşürüp doktora gittik.Doktorun ilk sorusu “tatile gittiniz mi, havuza girdi mi?” oldu.Gitmedik ama kreşte tatile gidip gelen çocuklar var dedik.Onlardan virus kapmış.Çok yaygın bir virusmuş.1-2 gün yemek konusunda zorlamayın, kusturmayın kusmaya başlarsa olay seruma kadar gider deyip kocamın gözünü epey bir korkuttu.Su içmesi yeterli olurmuş bu durumda.Biz söylemeden, bunun çok midesi bunanıyordur deyip, bulantı için bir fitil yazdı.Ateş için ise “ateş iyidir,bırakın biraz yükselsin, o da bir çeşit savunma şeklidir” dedi. Eve geldiğimizde ateş 39.3 olmuştu ve yavrum çok fena kusmaya başladı.Kustuktan sonra rahatladın mı anneciğim dediğim de ise evet rahatladım dedi.O ateşten sonra gerçekten çok daha iyiydi.Fitil de çok etkili oldu.1-2 gün hiçbirşey yemedi.Sonra yavaş yavaş toparladı.Onun hasta olması benimse oruçlu olmam sebebiyle ikimizde 1-2 gün yataktan çıkamadık.

Bu ziyaretin ev güzel tarafı ise Pazar günü dönüş öncesi alel acele Mevlana camii ziyaret edip, ramazana 1 kala dua etmekti.

Bu kadar sempatik ve her an gülmeye hazır bir insanla pek karşılaşmadım diyebilirim.Maşallah :)

“Park” at every turn :)

Pek belli olmuyor ama Mevlana camii önündeyiz.Camiyi çekmek aklıma gelmemiş :P

3. günde gelen kaynaşma

August 8, 2011 Post Under Öylesine - Read More

Şükür yine kavuştuk

Hoşgeldin 11 ayın sultanı ramazan!!!

“Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır.” Nuh Suresi : 28

Dua ayı ramazan…

August 4, 2011 Post Under Öylesine - Read More