<BGSOUND src=\"adres\" loop=infinite> Kar tanesi | Aslı Elif Malcı

Kar tanesi

Hayat meşgalesi…İster bilinsin ister bilinmesin, ister benim derdim şu denilsin ya da kendi içinde yaşansın herkesin mutlaka var bir meşgalesi bazen çok ağır hissedilen.İşte o dönemlerin birinin içinde, ordan oraya savuruyordum kendimi.Annem ilk kemoterapisini almış, zor geçen bir hafta, 140 atan bir kalp ve denenen ilaçlar, endişeli bir bekleyiş.Sonra başka sorunlar büyük gibi gözüken.Edilen dualar, hesaba çekilen anlar ama sonuçta herşeyin Rabbimin birer lutfu olduğuna açılan kapılar…Bir ömür boyu tokmağı çalınacak olan bu kerem kapısının önünde bekleyen bir kul…Başka kapı mı var ki gideyim diyen bir kul…

“Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum” ***

Bir işaret, bir ferahlık…Ahhh ne iyi gelecekti ruhuma.

Ve bir rüya…

Annemle bir düğündeyiz.Düğüne giderken aklımdan düğünün ne kadar kalabalık ve gösterişli olacağı geçiyor. Düğün çok yakından tanımadığım yaşı biraz geçmiş bir bayanın.Düğün salonuna giriyoruz.Düğün ne çok kalabalık ne de çok gösterişli.Masalar sandalyeler bile giydirilmemiş.Bakınıyorum öylece.Yanımda annem öyle taze, öyle dinç konuşuyor.Sanki bundan 15 yıl önceki hali.Bahar yağmurlarının kuru toprağa düştükten sonra etrafa yayılan o muhteşem kokusunun tadı var ortalıkta; bir rüyada bile zihni açabilen.
Neyse, şöyle böyle derken gelin ve damat geliyor ortaya.Biz kendimizi yokluyoruz hediye konusunda.Yanımızda getirdiğimiz altını bulmak için çantalara gidiyor ellerimiz.Ancak gelin ve damat şöyle bir görünüp sonra gidiyorlar.Onların arkasından bir bayan elinde içi küçük altınlarla dolu olan kına tepsisine benzeyen bir tepsiyle çıkıyor ortaya ve o tepsiyi uzatıyor herkese.Biz şaşırıyoruz.Getirdiğimiz altını bile yerinden çıkartamadan kadın yanımıza geliyor ve tepsiyi uzatıp içinden altın almamızı söylüyor.Çok yakın akraba olmadığımızı düşünüp bizde mi alacağız diye soruyoruz.Düğüne gelen bütün misafirler alabilir cevabını alınca annem elini uzatıyor, küçük bir altın alıyor.Ben uzatıyorum ve elime nazarlık şeklinde 8 ayar olduğunu bldiğim bir altın geliyor.Ben bu çok para etmez deyip bir kez daha almak için tepsiye elimi uzatıyorum.Maksadım içinden küçük altınlardan alabilmek ama yine olmuyor bu kez de 2 tane aynı nazarlıklardan geliyor.Yine beğenmiyorum,ancak elimdeki bu 2 tane nazarlığın şekli çok net gözüküyor: kar tanesi. Aslında çok hoş gelseler de çok etmiyeceklerini bilmek hoşuma gitmiyor.Pek tatmin olmamış şekilde uyanıp tabirlere bakıyorum.Keşke biri yorumlayabilse 🙂

Rüya bu.Hayra yormaya kendimi çok zorlamıştım o zamanlar.
Annem ilk kemoterapiden 3 hafta sonra hastaneye kaldırıldı.Eyvah galiba karaciğeri etkiledi ilaçlar demiş ve sonuçlar çıkana kadar dünya durmuştu.Sonuçta herşeyi normal çıkmış, sadece ilaç alerjisi olduğu anlaşılmıştı.En zor kısmı bu ilk aydı ve Allahın izniyle annem o lutuf tepsisinden küçük altını almıştı.Rabbime şükürler olsun.İnşallah yolun sonuna kadar herşey kolay olur.Amin.

Herneyse kızımın kar tanesi fotosunun bende çağrıştırdıklarıydı aslında bunlar.Beni çok etkilemiş bir rüyaydı, yazmalıydım bir tarafa.Bu şekilde yazılmış oldu.

*** Kara Yılan/Sezai Karakoç

January 27, 2012 Post Under Öylesine - Read More

2 Responses to “Kar tanesi”

  1. FERDA says:

    Hayırlara karşı gelsin,Allah ın lütuf tepsisi hep önünüzde olsun canım 🙂 Ayrıca Elif cimin eline kar tanesi nasılda yakışmış,öperim çok onuda senide 🙂

  2. Grace says:

    Good blogging!

Leave a Reply